Osmanlı topraklarında seyahat etmek için verilen özel izin; Mürur tezkiresi
Farklı nedenlerle yüzyıllardır Osmanlı toprakları insanların ilgisini çekiyordu. Fakat bu topraklara seyahat etmek isteyen yerli ve yabancı herkes, bir izin tezkiresi almak mecburiyetindeydi. Osmanlı sınırları içerisinde dolaşmanın bazı şartları vardı. Osmanlı topraklarındaki herkes bu şartlara göre hareket ederdi. Peki, mürur tezkiresi nedir? Yabancılar Osmanlı topraklarında hangi prosedürü izleyerek gezebiliyorlardı, nerelere gidiyorlardı?
Önceki Resimler için Tıklayınız
Osmanlı Devleti'nde güvenle seyahat edebilmek için Bab-ı Ali'den yol emri veya tezkeresi almak gerekiyordu. Bu temin edilince vazifeli kişilere gösterilerek seyahat serbestçe yapılıyordu. Osmanlı sınırları içinde Batılılardan daha çok tüccarın seyahatle ilgili işleri olmaktaydı ve bun tüccarlar anlaşmalar çerçevesinde yol emri alarak yolculuk yapabiliyordu.
Batılı devletlerle Osmanlı İmparatorluğu arasında yapılan anlaşmalarda, onların Osmanlı sınırları içerisindeki dolaşımları ile ilgili şartlar tespit edilmişti. Osmanlı topraklarına gelen seyyahlara bu şartlara göre hareket edilirdi. Yol emirleri ticari sınıftan Müstemin, Beratlı, Avrupa ve Hayriye tüccarlarına verilirdi. Yol hükmü bir ücret karşılığı alınıyordu.
Osmanlı Devleti sınırları içinde emniyetle seyahat etmeyi veya yerleşmeyi sağlayan il-cân-nâme denilen emirler verilirdi. İl-cân-nâme veya il-cân mektubu barış ve can emniyeti anlamına gelir.
"İl-cân mektubu" denilen emirler ilk defa, Fatih Sultan Mehmet zamanında verildi. Bunlardan ilki 1463 yılında Franko Bobaniç adlı bir gayrimüslim ve ailesine verildi. Bu mektup, ailesiyle birlikte gelip Osmanlı topraklarında yerleşmelerine izin verildiğine dair olan, diğeri de yetkililere hitaben yazılmış Venedik'ten gelecek elçinin sağ salim yolculuk etmesinin sağlanmasını isteyen emirdir.
15. yüzyılda il-cân-nâme 16.yüzyılda icazet, izn-i şerif, hükm-i şerif olarak isimlendirildi. 18. yüzyılda ise yol emri, yol emri şerifi, yol hükmü şerifi tabirleri kullanıldı.
Yabancılar 18- 19. yüzyıllarda Osmanlı sınırları içinde seyahat edebilmesi için, İstanbul'da görevli elçileri aracılığıyla başvuru yapmaktaydı. Elçi, seyahat edecek kişinin adını, amacını, nereye gideceğini, yanındakileri ve izin isteğini içeren bir dilekçe yazmaktaydı.
Herhangi bir izin talebiyle karşılaşıldığında o ülke ile ahitname olup olmadığı ve ne haklar verildiği incelenerek seyahat izninin verilmesi uygun görülmekte ve emir çıkmaktaydı. Çıkan emirlerde de "hilaf-ı ahidname-i hümayun" denilerek anlaşmalara aykırı davranılmaması istenmekteydi.
Seyahat için izin alan kişiler, ellerinde elçilikten aldıkları yazı, padişahtan aldıkları seyahat izniyle yolculuğa çıkmaktaydılar. Her geçtikleri yerde de yetkili kişiye bu belgeler gösterilip mürur tezkeresi alınmaktaydı. Seyahat eden kişilerin belgeleri ellerinde bulundurmaları, görevliler sorduğu zaman göstermeleri zorunluydu.
Seyahat eden kişilere verilen emirlerde, yetkililerden kendilerine yardımcı olunması, korunmaları, ihtiyaçlarının sağlanması emredildiğinden rahatça yola devam ediyorlardı. Bir yerden başka bir yerleşim bölgesine giderken seyahat eden kişilere bazen refakatçiler bulunuyor, böylece yolculuğun güvenli olması sağlanmaya ve emirler yerine getirilmeye çalışılıyordu.
Batılı bilim adamları ve seyyahlar İstanbul'da camileri, kütüphaneleri gezip görme, araştırma yapmak için de izin alması gerekiyordu. Bunu için elçilik buyruldu talebinde bulunurdu daha sonra da buyruldu çıktıktan sonra tezkeresi verilmekteydi. Özellikle de yabancıların Topkapı Sarayı'nı yabancıların ziyaret edebilmeleri için padişahın özel bir izninin olması gerekiyordu. Bu izin de herkese verilmiyordu.