Osmanlı döneminde İstanbul'un su kaynakları
Manevi dünyanın sağladığı gücün, su ile ilgili benzersiz bir sosyokültürel ve sanatsal uyuşuma zemin hazırlamış olduğunu biliyoruz. Su temini yani suyun toplanması, ulaştırılması ve dağıtımı, büyük bir teknik birikim ve beceri gerektiren mühendislik sorunlarının çözümünün ardından mümkün olabiliyordu. Osmanlı'nın her alanda ileri bir medeniyete sahip olduğunun bir göstergesi de su ile ilgili mühendislik sorunlarını, büyük bir uzmanlık ve ciddiyetle çözmeleriydi.
Önceki Resimler için Tıklayınız
Şehre suyun dağıtıldığı yer olan Taksim Maksemi, 1731 yılında Taksim suyu tesisleriyle birlikte tamamlandı.
Sultan III. Ahmed tarafından 1723-24 yıllarında inşa ettirilen Bend-i Kebîr, Sultan III. Mustafa'nın 1765 yılında inşa ettirdiği Ayvat Bendi, Sultan II. Mahmud tarafından inşa ettirilip 1818 yılında hizmete giren Kirazlı Bent ya da Sultan I. Mahmud'un inşa ettirdiği Topuzlu Bent, sularını Sultan Süleyman'ın inşa ettirdiği su yoluna katıyorlar ve hepsine birden Kırkçeşme Suları deniyordu.
Kırkçeşme Tesisleri'nin verimi 18. yüzyıla kadar çeşitli ilaveler yapılarak artırılmaya çalışılmış olsa da, zamanla yetersiz hâle gelmiş, özellikle şehrin kuzeyindeki Kasımpaşa, Galata, Beyoğlu ve Boğaz'daki Fındıklı ve Beşiktaş gibi nüfusu hızla artan yerleşim bölgelerine hiç su verilememiştir. Lâle Devri'nin padişahı Sultan III. Ahmed (1703-1730), şehrin su sorunuyla da yakından ilgilenmiş, Halkalı Su Yolları'nın genel bakımını ve onarımını yaptırmış (1708), daha önce değinildiği gibi, Belgrad Köyü yakınlarına kâgir bir su bendi inşa ettirmiştir. İstanbul'un su ihtiyacının karşılanması için büyük çaba gösterdiği anlaşılan Sultan I. Mahmud'un döneminde (1730-1754) ise, üç büyük bend, iki büyük su kemeri, birçok havuz, su terazisi, çeşme ve Taksim meydanındaki maksemden oluşan yeni bir su yolu inşa edilerek bu bölgelere su getirilmiştir.
15. yüzyıldan itibaren yapılan çok sayıdaki isale hattında, hemen hemen aynı teknik çözümlerin uygulanmış olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre; sular pişmiş toprak künkler aracılığıyla getirilmiş ve dağıtımları da yine bu çeşit künklerle yapılmıştır. Suyun basıncını ölçmek için ise su terazileri kullanılmıştır. Su terazileri fazla basıncın künkleri patlatması nın önüne geçmek amacıyla gerekli görülen noktalara inşa edilir, gelen sulara gerektiğinde buradan kollar verilirdi. Örneğin; Bayezid Su Yolu, Karagümrük Meydanı'ndaki su terazisine girdikten sonra dört kola ayrılırdı. Ayrıca su yolları üzerindeki maslaklardan (havuz) ya da "Taksim/Maksem" denilen su taksimi için inşa edilmiş tesislerden daha küçük kollar verildiği de olurdu. Taksim ya da maksemlerde, sular mermerden yapılmış teknelerin cidarlarındaki deliklere takılan ve "Mesura/Masura" denen ölçüye göre dağtılırdı. 19. yüzyılda, su temin etmek için yapılan yeni çalışmaların en büyük ve en verimlisi olan Terkos Gölü'nden su getirilmesi projesi; suyun taşınması ve dağıtımı konusunda birçok yenilik getirmiş olmakla beraber, esasında Osmanlılar için yeni bir teknolojiyi, pompa kullanımını hayata geçirecektir.
Terkos Gölü'nün işletme imtiyazı 1874 yılında Hariciye teşrifatçısı Kâmil ve mühendis Temo adına 40 yıllığına alınmıştı. Ancak bu imtiyaz, halk arasında "Terkos Şirketi" olarak bilinen ve gerçek adı "Dersaadet Anonim Su Şirketi" olan bir Fransız şirketine devredilmiş, 1887'de düzenlenen bir antlaşma ile, imtiyaz süresi 1882 yılından geçerli olmak üzere 75 yıla çıkarılmıştır. Yapılan çalışmalar sonunda, 1883 yılında kurulan pompa istasyonuyla suyu şehre getirmek mümkün olabilmiştir. Terkos Gölü'nden basıncı arttırılarak getirilen su, imtiyaz maddesi gereğince evlere abonelik ile bağlanmış ve zamanla İstanbullular için içme-kullanma suyunun adı hâline gelmiştir. Cumhuriyet dönemi ile birlikte başlayan millîleştirme çabalarının önemli bir örneği olarak, önce yabancı sermayeli Terkos Şirketi'nin adı "İstanbul Türk Anonim Su Şirketi"ne çevrilmiş ve kullanım imtiyazı 1932'de devlet tarafından satın alınmıştır. Daha sonra, 1 Ocak 1933'ten başlamak üzere, 1 Haziran 1933'te yürürlüğe giren 2226 sayılı yasa ile kurulan İstanbul Sular İdaresi'ne imtiyaz hakkı verilmiştir.
İstanbul'a su kazandıran tesislerin en önemlileri arasındaydı. Sultan III. Ahmed'in 1723-1724 yıllarında inşa ettirdiği Bend-i Kebir.
19. yüzyılın sonlarında, şehrin ana su şebekesinden ayrı olarak, Yıldız Sarayı gibi özel yerlere su götürmek için de çalışmalar yapıldığı anlaşılmaktadır. Yine de, özellikle 19. yüzyılın sonlarında çok büyük bir nüfusa ulaşan Yıldız Sarayı ve çevresinde su sıkıntısı baş göstermiş ve bunun üzerine oluşturulan komisyon tarafından Kemerburgaz'ın güneydoğusundaki Karakemer ve Kovukkemer civarındaki memba sularının getirilmesine karar verilmiştir. Resmî kabulü 1902 yılında yapılan ve Haliç'in kuzeyindeki bölgeye su veren tesisler, Sultan II. Abdülhamid'in adına izafeten "Hamidiye Suları" olarak adlandırılmıştır. Hamidiye Suları, 20 kadar maslakta toplanıp, özellikle Yıldız Sarayı ve Beşiktaş bölgesindeki 126 çeşmeye su veriyordu.
Beylik Su Yolları Haritası'ndan detay.
Topkapı Saray Müzesi
Envanter No:1815
Osmanlı döneminde, kentin daha küçük bir bölümünün bulunduğu Anadolu Yakası'ndaki halkın su ihtiyacını karşılamak için de, çok sayıda su yolu inşa edilmiştir. Anadolu Yakası'nda, çok rastlanan yeraltı kaynaklarını çeşmelere ulaştırmak üzere; Kayışdağı, Atikvâlide, Küçükçamlıca, Alemdağ ve Beykoz'da On Çeşmeler, Karakulak ve İshak Ağa suları gibi kaynaklardan isale hatları çekilmiştir. Yalnız Üsküdar'ın içinde cami, çeşme, sebil gibi yerlere su sağlayan 18 ayrı büyük ve yalnızca bir çeşmeye su sağlayan çok sayıda küçük isale hattı bulunmaktaydı.
Büyükdere
Adell Armatür Koleksiyonu
Üsküdar sularının kaynağı, Çamlıca'nın eteklerindeki memba sularıdır ve özellikle Bulgurlu taraşarındaki sular, İstanbul'u gezen yabancı seyyahların anlatılarında yer edecek kadar güzeldi. Söz konusu kaynaklardan su alan tesislerin sayısı Vakıf Defteri'nde 144 olarak kayıtlıdır.
Anadolu Yakası'ndaki Osmanlı su yollarını gösteren ayrıntılı haritalar yapılmıştır. İbrahim Paşa Su Yolu Haritası olarak adlandırılan harita, Üsküdar'daki vakıf sularının en önemlilerinden biri olan Damad İbrahim Paşa Su Yolu'nu göstermekte olup, 1752-53 yıllarına tarihlenmektedir. Su yolu haritaları, su tesislerinin yer aldığı güzergâhı başından sonuna kadar gösteren ayrıntılı bir belge niteliğindedir ve şüphesiz ki İbrahim Paşa Su Yolu Haritası bu açıdan da oldukça önemlidir. Kazım Çeçen'in yaptığı araştırmalar sonucunda, söz konusu haritadaki çeşmelerin büyük kısmının yerleri tespit edilebilmiştir.