Mutlaka görülmesi gereken Osmanlı eserleri
Üç kıta da asırlar boyu hükmeden cihan devleti Osmanlı, Türk-İslam sanatını geliştirerek tüm dünyada şaheserlerini ortaya koydu. Dünya sanat tarihinde de önemli bir yere sahip olan Osmanlı, gittiği her yere yüzyıllar geçse de silinmeyecek izler bırakarak medeniyetinin köklerini saldı. İşte sizler için mutlaka görülmesi gereken Osmanlı eserlerini derledik.
Önceki Resimler için Tıklayınız
Günümüze kadar gelebilmiş saraylar arasında 400 yıllık tarihiyle en eski, 700 bin m² alanı ile de en geniş olanı olan Topkapı Sarayı'nın yapımında barok mimarisi ve Osmanlı mimarisi kullanıldı.. Sarayın yapımında emeği geçen usta ellerden biri Mimar Sinan'dı. Mimar Sinan'ın yanı sıra Acem Ali, Davud Ağa ve Sarkis Balyan da sarayı güzelleştiren dokunuşların sahipleri arasında yer alır.
Topkapı Sarayı, mimari yapıları, koleksiyonları ve yaklaşık 300.000 arşiv belgesi ile dünyanın en büyük saray-müzelerinden biridir.
Padişahların 'kandil bahçesi': Küçüksu Kasrı
Osmanlılar tarafıından "kandil bahçesi" adıyla padişahın has bahçelerinden biri olarak kullanılan Küçüksu ve çevresini IV. Murad'ın (1623-1640) çok sevdiği ve buraya "Gümüş Selvi" adını verdiği bilinir.17. yüzyıldan başlayarak çeşitli kaynaklarda "Bağçe-i Göksu" adıyla geçen yörede, özellikle 18. yüzyıldan başlayarak yoğun bir yapılaşma izlendi.
Sultan Abdülmecid döneminde eski ve ahşap yapıyı yıktırılarak yerine bugünkü kasrı yaptırıldı. 1857`de hizmete giren yeni Küçüksu Kasrı'nın mimarı Nikogos Balyan'dı. Bodrumuyla birlikte üç katlı olan kasır, 15x27 m.lik bir alan üzerine yığma tekniğiyle ve kargir olarak yapılmıştı.. Bodrum katı kiler, mutfak ve hizmetçilere ayrılmış, diğer katlarsa bir orta mekâna açılan dört oda biçiminde düzenlenmişti.
Geleneksel Türk evi plan tipini yansıtan kasır, genellikle dinlenme ve av amaçlı olarak kullanılan bir "biniş kasrı" niteliğindeydi. Devlete ait diğer saray yapılarının tersine yüksek duvarlarla değil, dört yönde kapısı olan ve döküm tekniğiyle yapılmış zarif demir parmaklıklarla çevriliydi. Küçüksu Kasrı, Dolmabahçe ya da Beylerbeyi sarayları gibi sürekli yaşanmaya yönelik bir amaç taşımadığından dolayı yatak odası gibi mekânlara gereksinim duyulmamış, bugün görülen yatak odalarıysa Cumhuriyet Dönemi'nde devlet ileri gelenlerinin kullanması için düzenlenmişti.