İlk Türklerden bugüne polis teşkilatının tarihi
Toplum içerisinde yaşama ihtiyacı, insanlık için özgürlük ihtiyacından daha eski ve daha önde olan bir kavramdır. Tarih boyunca toplumlar, özgürlüklerinden mahrum kalarak yaşamışlarsa da düzensiz ve güvensiz bir yaşam sürdürememişlerdir. Buna bağlı olarak devlet olarak örgütlenmiş toplumlarda, toplum güveninin sağlanması devletin öncelik verdiği ödevlerindendir. Toplum ve birey güvenliğini sağlamak adına oluşturulmuş polis teşkilatı, bizde Türklerin tarih sahnesine çıkmasıyla başladı. Geçmişten bugüne polis teşkilatının gelişimini sizler için derledik.
Önceki Resimler için Tıklayınız
Yeniçeri Ocağı'nın 1826 yılında kaldırılmasından sonra, İstanbul'da Asakir-i Mansure-i Muhammediye isimli ve polisiye hizmetleri de yapmak üzere yeni bir askeri teşkilat kurulmuş, Serasker denilen bu teşkilatın komutanı, iç güvenliğin sağlanmasına ait Yeniçeri Ağasının yetkilerine sahip olmuştu.
1834'ten itibaren imparatorluğun bütün büyük kentlerinde Redif Teşkilatı kuruldu. Redif teşkilatı, büyük bir kitleyi uzun sure silahaltında tutmadan, askerlik çağına gelmiş olanları, kendi bölgelerinde az masrafla ve kısa aralıklarla eğiterek savaş anında işe yarayacak yeterli asker bulma amacıyla oluşturulmuştu. Ayrıca, barışta iç güvenliğin sağlanması, hükümet emirlerinin eksiksiz uygulanması için bu askerden yararlanma yoluna gidilmiştir. Redif askeri kurulunca şehir merkezlerinde önemli yol kavşaklarıyla derbentlerde nöbet tutulmaya başlandı ve devriye çıkarıldı. Redif usulünün oldukça başarılı olduğu söylenebilir.
İç güvenliğin sağlanmasında başvurulan en önemli tedbirlerden biri de bir şehirden diğerine veya köylerden şehirlere göçü önlemek için seyahat özgürlüğü çok sıkı kurallara bağlanarak denetim altına alınmak istendi. Bunun için uygulanan kuralların bütününe "Men-i Mürur" (geçişin engellenmesi) denilmektedir.
Diğer taraftan, İkinci Mahmut döneminin son yıllarına kadar Osmanlı Devleti'nde Müslüman ve Müslüman olmayanların yurt dışına çıkışlarında pasaport işlemlerini yabancı ülkeler yapıyorlardı. Ancak yurt içi seyahat iznini şehrin yöneticileri ile mahkeme görevlileri veriyorlardı. Bu izin belgesine de "mürur tezkeresi"(geçiş belgesi) deniyordu. Yeniçeriliğin 1826 yılında kaldırılması bu alanda bir boşluk bıraktı. Bu boşluğu doldurmak üzere iki ay sonra, İhtisap Ağalığı Nizamnamesi ile İstanbul'da eskiden beri var olan İhtisap Ağalığı teşkilatının genişletilmesi ve görevlerinin artırılması suretiyle İhtisap Nezareti kurulmuştur. İhtisap Nezareti bir sure güvenlik işlerinden sorumlu tutulmuştur.
Gülhâne Hatt-ı Hümayun sonrasında öncelikle bir ceza kanunnamesi hazırlanarak 3 Mayıs 1840 tarihinde yürürlüğe kondu. İç güvenliği yakından ilgilendiren bu yasal düzenlemenin akabinde ise ülke çapında dağınık halde bulunan iç güvenlik birimlerinin merkezîleşme sürecine ait çalışmalara geçildi. Zabitlerin doğrudan merkezce atanan yeni zaptiye birlikleri kurulmaya başlandığı gibi, devletin uzun yıllardır tasfiyesine çalıştığı tımarlı sipahi örgütü, 1844 yılında kaldırılarak, oluşturulan zaptiye birliklerine eklemlendi.
Taşrada merkezin denetiminde görev yapacak zaptiye birliklerini kurmaya çalışan yöneticiler, imparatorluğun başkenti olması hasebiyle özel bir yönetime sahip olan İstanbul'da ise daha önce II. Mahmud tarafından düşünülen fakat uygulamaya konamadığı anlaşılan yeni güvenlik modelini, bu kez hayata geçirmeye karar verdiler. Yeni güvenlik modelinin faaliyet alanı, 1840 yılından beri Tophane-i Âmire Müşirliğine bağlı olan Galata-Beyoğlu bölgesiydi. Sefaretlerin ve yabancı tüccarların yoğun olarak yasadığı ve bu sebeple de asayiş problemlerinin çok sık görüldüğü bölge, bir anlamda Osmanlının batıya açılan kapısıydı. Ve yeni güvenlik modelini uygulayacak meclisin ismi de buna uygun olarak Polis Meclisi seçildi. Mehmet Ali Paşa'nın basında bulunduğu Tophane Müşirliğine bağlı olarak çalışacak meclis, toplam yedi kişiden oluşacaktı.