İbn Haldun’un Mukaddime adlı eserinde ‘umran’ ilminin tarihle olan ilişkisi
Mukkadime eseriyle tarih yazıcılığında döneminde bir çığır açan İbn Haldun, sosyoloji biliminin öncüleri arasında kabul edilir. Mukaddime'de medeniyetlerin yükselişine ve çöküşüne dair kritik fikirlerini açıklayan İbn Haldun, bu durumu izah ederken 'umran' fikrinin altını çizer. Peki tarih ve 'umran' kavramlarının sıkça yer aldığı Mukaddime'de, bu iki alanın birbirleriyle olan bağlantısı neydi?
Önceki Resimler için Tıklayınız
Umran ilminin konusu toplumdur fakat toplumdan bahsedilince ideal bir toplumun nasıl olması gerektiğini konu almaz. Toplumun yaşadığı olayları sebep-sonuç bağlamında değerlendirerek toplumu toplum olması bakımından değerlendirir. İbn Haldun kendisinden önce kimsenin tarih ilmini konu alırken toplumsal alana bu denli yer açmadığının farkındadır. Umran ilminin yeni ve orijinal olduğunu sık sık dile getirmiştir. Daha önce umran ilmine dair parça parça ortaya atılmış fikirler mevcut olsa da İbn Haldun bu fikirler üzerinden müspet bir ilim kurmuş ve toplumda yaşanan hadiselerin, tarihi olayların sebeplerini irdeleyerek bunlardan kanun çıkarmıştır.
Mukaddime' de umran ilminin ilkeleri üzerinde de durulmuştur. Bunlar ispatlanmış ilkeler değildir fakat o dönem için ortaya koyulması bu ilkeleri önemli kılmıştır. Coğrafya, iklimler, maddi durum, metafizik gibi konuların bir toplumu oluşturmadaki etkisine yer verilmiştir.
İbn Haldun, bir topluluğun "bedavetten" (göçebelik) "hadarete" (medeniyet) geçişini, söz konusu konular üzerinden ilke ve sonuç bağlamında değerlendirerek hükümlerini ortaya koymuştur. Bir toplumda ilim zeminin oluşabilmesi için belli bir alt yapıya sahip olması gerektiğini, geri kalmış toplumların bir medeniyet inşa etme yetisinden uzak olduğunu ve bu durumun çok eski çağlardan beri aynı şekilde ilerlediğini anlatır. İbn Haldun, tarihi bir malzeme olarak görerek toplumların yapılarını, durumlarını, yaşadıklarını ve gelişim düzeylerini incelerken kullanacağı bir rotası haline getirmiştir.