Fikriyat ile ne okuyalım, ne dinleyelim, nereye gidelim?
İşlerinizi yoğunluğundan kendinize zaman ayırmayı erteliyorsanız, hafta sonu bunun için çok güzel bir fırsat. "Fikriyat ile ne görelim, ne okuyalım, nereye gidelim?" başlığı altında birbirinden değerli hafta sonu tavsiyelerini sizlerle buluşturuyoruz. Kitap okuyarak günün karmaşasından kurtulabilir, yeni bir ders öğrenerek bilinçlenebilirsiniz. Ya da güneşli bir hafta sonunun tadını çıkartarak yeni yolculuklara adım atabilirsiniz. Gelin sizler için hazırladığımız tavsiye listesine daha yakından bakalım.
Önceki Resimler için Tıklayınız
OSMANLICA DERSLERİ
XI. yüzyıldan XX. yüzyıl başlarına kadar geçen zaman diliminde Müslüman Türklerin hâkim olduğu geniş coğrafyada İslamiyet'in şekillendirdiği kültür ve mana iklimi, günümüzde Osmanlıca ya da Osmanlı Türkçesi adıyla bilinen bir dilinin gelişmesine olanak sağladı. Arapça, Farsça, Türkçe sözcükler ve yapılardan oluşan bu "yazı dili" yüzyıllar içinde Osmanlı tebaası olan ya da olmayan farklı ulusların dillerinden giren yeni sözcüklerle daha da zenginleşti.
Osmanlıca denilen tarihi edebiyat dilimizde, yazı olarak Araplardan alınan fakat daha sonradan geliştirilen harfler kullanıldı. Temeli 28 harfli Arap alfabesi, zamanla Türkler tarafından geliştirilerek Osmanlı alfabesini oluşturdu. Bu alfabeye, Farsçaya mahsus pe (ﭖ), çe (ﭺ) ve je (ﮊ) harflerinin yanında ğ'nin ince sesli kelimelerle gösterilmesi için kâf-ı fârisî (ﮒ) harfi ve Türkçeye mahsus olan nazal ñ (kâf-ı nûnî) için (ڭ) harfi, lam ve elifin birleşmesinden oluşan (ﻻ) lamelif harfi ilave edilererek geliştirildi. Zaman içerisinde ünlülerin gösterilmesi, eklerin yazılması gibi hususlarda Arap imlasından farklı uygulamalar geliştirdi.
Osmanlıcanın genel özellikleri ise şunlardır:
Eski yazı olarak da adlandırılan Osmanlıca, sağdan sola yazılır.
Harfler, birkaç harf dışında, birbirine bitiştirilir.
Harflerin temel şekilleri dışında başta, ortada ve sonda yazılışları ayrıdır.
Arapça ve Farsçadan alınan kelimeler orijinal imlasına göre yazılır.
Her ünlü için ayrı bir harf yoktur.
Türkçede bulunmayan ünsüzleri gösteren harfler vardır. Bu harfler Türkçedeki benzerleri gibi okunur.
Arap alfabesi 28 harflidir fakat Türkçeye mahsus harflerle Osmanlıcada kullanılan harf sayısı 36'ya yükselir.
Kaybolan bir tarihi eser: Üçler Mescidi
Bizanslıların Hipodrom, Osmanlıların At Meydanı dedikleri Sultanahmet Meydanı'nda, Üçler Sokak üzerinde bulunuyordu. Mescidin banisi Irakizade Hasan Efendi'ydi. Hasan Efendi, Melami şeyhlerinden İsmail Maşuki'ye intisaplı biriydi. Maşuki, vahdet-i vücut görüşünden dolayı, 1529 yılında Şeyhülislam Kemalpaşazade'nin başkanlığında oluşturulan ve aralarında Ebussuud Efendi'nin de bulunduğu kurul tarafından yargılandı.
Suçlu bulunan Maşuki, on iki müridiyle birlikte Sultanahmet Meydanı'nda idam edildi. Bugün iki kabri bulunan Maşuki, Rumeli Hisarı'ndaki Kayalar Mescidi'ne defnedildi. Günümüzde artık yerinde olmayan Üçler Mescidi'nde de bir makamı vardı. Mescidi yapan Hasan Efendi, şeyhinin anısını yaşatmak için böyle bir mescidi bina etti.
Vakıf kayıtlarından anlaşıldığına göre mescidin yanında bir hankah ve zaviye de bulunuyordu. Üçler Mescidi daha sonra III. Murad tarafından ihya edildi ve mescide bir de görevli tayin edildi.
İstanbul'un çizilen bazı haritalarında yer almamasından 1852 ya da 1865 yıllarında caminin yangınlarından etkilenerek harabeye dönüştüğü düşünülebilir. Nitekim 1855-1860 yılları arasında çekilen bir fotoğrafta mescidin harap, minaresinin de külahsız olduğu görülür.
Hadika gazetesine göre Hasan Efendi, idamın yapıldığı yerin etrafını parmaklıkla çevirtti ve burada bir namazgah yaptırdı. Kandi Abdullah Efendi tarafından yazılan üç beyitlik manzum tarih beytinde "Refi'ü dilgüşa oldu musalla" 1535-1536 tarihi verilir.
Hasan Efendi daha sonra bu namazgahı yeterli görmemiş olacak ki yerine bir mescit inşa ettirdi. Onun da tarihi "Didi dil tarihini ki beyt-i ihya-i salat" 1552 mısrasıyla belirledi. Mescidin banisinin iki kardeşiyle birlikte buraya gömülmesinden dolayı cami "Üçler" adıyla anıldı.