'Çağdaş Türk Resim Sanatı'nda at tasvirleri
Cemal Tollu, İbrahim Çallı, İbrahim Balaban, Avni Arbaş başta olmak üzere Türk ressamların resmettiği kimi zaman mahzun bakışlı kimi zaman gururla şaha kalkmış 'Çağdaş Türk Resim Sanatı'nda at tasvirleri…
Önceki Resimler için Tıklayınız
Mekkare Erleri, 1935
"Resim bir yapı gibi yoktan var edilir, bir abide gibi kurulur, bir duvar gibi örülür" diyen Zeki Kocamemi, kübist ve dışavurumcu anlayışta eserlerini üretmiştir. Zeki Kocamemi, ortak bir yazgıyı paylaşan askerleri anlattığı Mekkare Erleri adlı eserinde, ulusun Kurtuluş Savaşı'na karşı duyduğu ortak istenci görselleştirmiştir. Mekkare Erleri adlı yapıtı bu konudaki en tanınmış eseridir. Kübist ve dışavurumcu anlayışla resmedilen bu eserde Kurtuluş Savaşı'nda güçlerini birleştiren insanların vatanlarını kurtarma adına yaşadıkları zorlukları ve cepheye malzeme götürmeleri anlatılmaktadır. Sanatçı bu resminde at tasvirine yer vererek mekkare yani hayvanlar aracılığıyla cepheye sevkiyat yapan askerleri resmetmiştir.
Çocukluk Anısı
Cihat Burak, "Etrafı görmeleri kendilerine özgüdür. Resim tekniğini bilmedikleri için. İnsan zorla naif olmaz ki, naif doğulur. Mesela Aşık Veysel kör ama ne güzel şiirler yazıyor. Naif ressamlar da böyle. Benim naif ressam olmama gelince, ben Akademi'de perspektif gördüm. Pek naif ressam sayılmam." diyor. Resimlerinde hayvan temasına sıklıkla yer veren, bu eserlerinde kendine has, fantastik kurgulu konular işleyen Cihat Burak, Türk resim sanatı içinde at tasvirine yer veren sanatçılarımızdandı.
Nalbant, 1944
Türk resim sanatında kadın portreleriyle tanıdığımız Nuri İyem 1915'te İstanbul'da doğmuştur. Sanatçı, toplumsal-gerçekçi sanat akımının Türkiye'deki önemli temsilcilerinden biridir. Anadolulu kadın portreleriyle tanınmıştır. Anadolu gerçeğine ulusalcı bir bakışla yaklaştığı göç resimlerinde de çalışan, emeğini topraktan çıkaran kadınları sembolize etmiştir. Eserlerinde at tasvirine yer veren sanatçı Nalbant adlı resminde atın nalının değiştirilmesini kendine has anlatımıyla tuvale aktarmış ve bu resmiyle Akademi'den birinci olarak mezun olmuştur.
Atlı Atatürk, 1991
Türk resim sanatında at tasviri denilince akla ilk gelen isimlerden biri olan Avni Arbaş'ın babası Kuva-yi Milliye'de süvari albayıdır. Sanatçı bu yüzden Kuva-yi Milliye resimlerinde at tasvirini sıkça işlemiştir. Avni Arbaş yapıtları hakkında söyle demiştir: "Aslında önemli olan, benim de yaptığım, modeli önüme koyup, oturup onu kopya etmek değil. Doğa bir araç, hatta resim bir araç… Ben düşündüğüm şeyi yapıyorum. Ama düşündüğüm şeyleri yapabilmem için yaptığım şeyleri tanımam gerek. Atı tanımadan at resmi yapılamaz. İnsan yaptığı şeyi tanımalı. Eğer söyleyecek sözünüz yoksa o zaman bir şey yapamazsınız."
Avni Arbaş 1958 yılında ilk kez Paris'e gelen Nazım Hikmet'le tanıştı. Arbaş'ın resimlerini gören Nazım Hikmet, at figürlü resimlerinden esinlenerek Avni'nin Atları şiirini yazıp, sanatçıya armağan etmiştir. Mustafa Kemal ve Kuva-yi Milliye Atlıları, sanatçının severek işlediği konular arasındadır. Avni Arbaş resimlerini söyle yorumlamaktadır: "Ben belli bir atı ya da Kuva-yi Milliyeci'yi, Atatürk'ü değil, duygularımdaki, içimdekileri yapıyorum. Temalarım giderek bir nevi simgeye dönüşüyor. Resimde atlılar bir leke gibi resmin ortasında. Tek tek hepsi fark edilmese de hemen bu Kuva-yi Milliye diyebiliyorsunuz."
Mapushane Kapısı
Kendi kendini yetiştirerek akademik anlamda eğitim görmeden Türk resminde naif anlayışı ile önemli bir yere sahip olan İbrahim Balaban'ı resim eleştirmenleri "Anadolu insanının yaşamından ve halk efsanelerinden yola çıkarak toplumsal gerçekçi yapıtlar üreten ressam" olarak tanımlamaktadır. Nazım Hikmet Harman ve Bahar tablolarının yanında bu tablosu için de şiir yazmıştır.
Mapushane Kapısı
Altı kadın vardı demir kapının önünde / beşi toprağa oturmuş, ayakta biri;
Sekiz çocuk vardı demir kapının önünde/ besbelli henüz öğrenmemişler gülmeyi.
Altı kadın vardı demir kapının önünde / ayakları sabırlı, ellerinde keder,
Sekiz çocuk vardı demir kapının önünde/ cin gibi bakıyor kundaktakiler.
Altı kadın vardı demir kapının önünde / sımsıkı gizlemişler saçlarını,
Sekiz çocuk vardı demir kapının önünde / biri kavuşturmuş avuçlarını.
Bir jandarma vardı demir kapının önünde / ne dost ne düşman, nöbet uzun, hava sıcak.
Bir beygir vardı demir kapının önünde / nerdeyse ağlayacak.
Bir köpek vardı demir kapının önünde / burnu kara, tüyü sarı,
Kamış sepetlerde yeşil biber vardı / torbalarda kömür, heybelerde soğan sarmısak.
Altı kadın vardı demir kapının önünde
ve demir kapının ardında beş yüz erkek vardı efendim;
Altı kadından biri sen değildin, ama
Beş yüz erkekten biri bendim