Uhud Savaşı: Müslümanlar için ibret dolu olay
Müslümanlarla Mekkeli müşrikler arasında yapılan ikinci büyük savaş olan Uhud Savaşı, tarihte ibret alınması gereken en önemli olayların başında gelir. Peygamberimiz her savaşta olduğu gibi bu savaşta da istişareye önem vermiş, Peygamberimizin emrine uymayan okçuların yer değiştirmesiyle savaşın da seyri değişmiştir. Uhud, Müslümanların kalbinde ağır bir yara açtığı, şehit edilen sahabelerin cesetlerinin işkenceye uğradığı bir savaştır. Peki, Uhud Savaşı ne zaman gerçekleşti? Uhud Savaşı kimlerle yapıldı? Uhud Savaşı'nın sonucu ne oldu? Uhud Savaşı kısaca...
Önceki Resimler için Tıklayınız
Uhud'da yirmiden fazla kayıp veren Kureyş ordusu daha sonra savaş alanını terk edip Mekke'ye doğru ilerlemeye başladı. Resûlullah, düşman ordusunun Medine'ye saldırıp saldırmayacağını anlamak üzere Sa'd bin Ebû Vakkās'ı, bazı kaynaklara göre ise Hz. Ali'yi görevlendirmişti.
Uhud Gazvesi'nde Müslümanlar 70 şehit vermiş, Hanzale bin Ebû Âmir dışındaki şehitlerin hepsine işkence yapılmış, organları kesilmişti. Müşrikleri destekleyen Hanzale'nin babası Ebû Âmir oğlunun cesedine işkence yapılmasına engel olmuştu. Vahşî, Hz. Hamza'nın ciğerini sökerek Bedir Gazvesi'nde babası, amcası ve kardeşi öldürülen Ebû Süfyân'ın karısı Hind'e götürmüş, Hind ciğerden bir parçayı ağzına alarak çiğnemiş, Vahşî'ye de mükâfat olarak ziynet eşyalarını vermişti.
Resûl-i Ekrem amcası Hamza'nın ciğerinin çıkarıldığını, burnunun ve kulaklarının kesildiğini görünce çok üzülmüş, halası Safiyye kardeşi Hamza'nın şehit edildiğini duyunca savaş alanına gelmiş, büyük bir üzüntü içinde dua ve istiğfarda bulunmuştur. Şehitler ikişer üçer kişi olarak aynı kabirde kefensiz ve üzerlerindeki elbiselerle birlikte defnedildi.
Bazı Müslümanlar Uhud'da şehit olan yakınlarının naaşını Medine'ye götürmüş, bunu duyan Resûlullah şehitlerin öldürüldükleri yerde gömülmesi emrini verince cenazeleri tekrar savaş meydanına getirip burada defnetmiştir. Hz. Peygamber, Uhud şehitlerinin defninden sonra sahâbîlerle birlikte Medine'ye döndü ve akşam namazını burada kıldı. Hemen ertesi gün Kureyş müşriklerine Müslümanların kendilerinden korkmadığını göstermek için Hamrâülesed Gazvesi'ne çıktı.
Bu savaşta İslâm ordusunun uğradığı yenilgi ve düşman tarafından şehidlere yapılan muamele Müslümanları üzüntüye boğdu. Medine'deki münafıklar ve Yahudiler ise sevinçlerini belli etmekten çekinmediler; Resûl-i Ekrem, İslâm ve Müslümanlar hakkında küçültücü ifadeler kullanmaya başladılar.
Hz. Ömer, Resûlullah'ın yanına gelerek Medine'de bu tür incitici davranışlarda bulunan münafık ve Yahudileri öldürmek amacıyla izin istedi. Hz. Peygamber, Allah'ın İslâm'a yardım edip onu üstün kılacağını belirttikten sonra Yahudiler için, "Onlar bizim zimmetimizdedir, ben onları öldüremem"; münafıklar için de, "Ben 'lâ ilâhe illallah Muhammedü'r-resûlullah' diyen kişiyi öldürmekten nehyedildim" diyerek Hz. Ömer'e izin vermedi. Resûl-i Ekrem, Uhud şehidlerini her yıl ziyaret etmiş, onlara Allah'tan mağfiret dilemiş, vefatına yakın zamanda da şehidlere bir ziyarette bulunmuştur. Kendisinden sonra Hulefâ-yi Râşidîn ve diğer birçok sahâbî de onun bu uygulamasını sürdürmüştür.
Uhud Gazvesi Müslümanlar için ders ve ibretle doludur. Resûlullah her zaman olduğu gibi bu savaşta da istişareye önem vermiş, Ayneyn geçidine yerleştirdiği okçuların onun emrine uymamaları ve yerlerinden ayrılıp ganimet toplamaya başlamaları savaşın seyrini değiştirmiştir. Bu da zaferin sabırla ve kumandanın emirlerine itaatle kazanılabileceğini göstermektedir.
Ganimet elde etme arzusu Allah rızasını kazanmanın ve Hz. Peygamber'e itaatin önüne geçmiş, bu durum yenilgiye yol açmıştır. Öte yandan Müslümanlar Uhud'da fazla kayıp vermekle birlikte ezilmemiş, hatta savaşın sonuna doğru toparlanarak düşmanı takip etmiştir. Geri dönüp onlarla savaşma cesareti gösteremeyen müşrikler birçok Müslümanı öldürüp intikam duygularını tatmin etmiş, ancak Müslümanları ortadan kaldırma ve Medine'yi işgal etme amaçlarını yine gerçekleştirememiştir.