Kur’an İlimleri ve Kavramları Sözlüğü: A’dan Z’ye Terimler ve Diyanet Açıklamaları
Kur'an-ı Kerim ile hemhal olurken karşılaştığımız teknik terimleri öğrenmeye ne dersiniz? 'Hatim' ve 'Mukabele' arasındaki farktan, 'Kıraat'ın inceliklerine; 'Muhkem' ve 'Müteşâbih' ayetlerin sırrından, 'Tilavet Secdesi'nin uygulanışına kadar Kur'an iklimine ait tüm kavramları sizler için hazırladık. Diyanet İşleri Başkanlığı kaynaklarına dayalı, güvenilir ve detaylı Kur'an Sözlüğü sizlerle...
Önceki Resimler için Tıklayınız
Hizb
➡ Sözlük bölük, grup anlamına gelen hizb kelimesi terim olarak Kur'ân'ın bölümlere ayrılması demektir. Sahabe döneminden beri Kur'ân-ı Kerim'i düzenli ve devamlı okuyan Müslümanlar, günlük okunacak bölümleri, sûrelerin uzunluklarını göz önüne alarak ayırmışlar, bu ayırmaya "tahzîb" (bölümlere ayırmak), her bölüme de "hizb" demişlerdir.
➡ İlk bölüm üç suredir: Bakara, Al-i İmran ve Nisa. İkinci bölüm beş suredir: Mâide, En'âm, A'râf, Enfâl, Tevbe. Üçüncü bölüm yedi sûredir: Yunus, Hûd, Yusuf, Ra'd, İbrahim, Hıcr, Nahl. Dördüncü bölüm dokuz sûredir: "İsra, Kehf, Meryem, Tâhâ, Enbiya, Hac, Müminûn, Nûr, Furkan. Beşinci bölüm on bir sûredir: Şuarâ, Neml, Kasas, Ankebût, Rum, Lokman, Secde, Ahzâb, Sebe', Fâtır, Yâsîn. Altıncı bölüm 13 sûredir: Sâffât, Sâd, Zümer, Mü'min, Fussılet, Şûrâ, Zuhruf, Duhan, Câsiye, Ahkâf, Muhammed, Fetih, Hucûrât.
Kıraat
Kur'ân-ı Kerim'i tecvîd kurallarına ve tekniğine uygun olarak okumak demektir Kur'ân-ı Kerim, üç mertebe üzere okunur: Bunlar; tahkîk, tedvir ve hadr'dır.
➡ a) Tahkik
Sözlükte hakkını vermek, tasdik etmek ve bir şeyin hakkını artırıp eksiltmeden yerine getirme konusunda özen göstermek demektir.
Kur'ân'ı her harfin hakkını vererek, medd-i munfasılları dört elif miktarı çekecek şekilde gayet ağır bir ahenk ile okumaktır. Tahkik, hız bakımından kıratın en yavaş şeklidir. Aynı zamanda bu okuyuş tarzına, aralarında fark olsa da "tertil" de denir.
➡ b) Tedvîr
Sözlükte bir şeyi döndürüp çevirmek ve daire şeklinde yapmak denektir. Tecvîd ilminde, Tahkik ile Hadr arasında orta süratte bir okuyuş demektir. Bu okuyuşta medd-i munfasılları iki veya üç elif miktarı çekilir.
➡ c) Hadr
Sözlükte bir şeyi hızlıca yapmak, acele etmek anlamına gelir. Tecvîd ilminde Kur'ân'ı en hızlı tarzda okumaya denir. Bu okuyuşta medd-i tabii, medd-i munfasıl, medd-i arız ve medd-i lînler birer elif, medd-i muttasıl ve medd-i lazımlar, 2-3 elif miktarı çekecek şekilde hızlı okunur.
Asım ve Hamza ile Nafi'nin Verş kıraatleri tahkik;
İbn Amir, Kisâî ve Halef kıraatleri tedvir;
Kâlûn, İbn Kesîr, Ebu Amr, Ebu Cafer ve Yakub kıraatleri hadr tarzında okunur.
➡ Bunların hiçbirinde bir harf veya harekenin hakkı çiğnenecek şekilde okumak caiz olamayacağı için, asıl manasıyla tertil, kıraatlerin hepsinde şarttır.
➡ Kıraatleri böyle tahkîk, tedvir ve hadr şeklinde kısımlara ayırmaya cevaz veren ayet, Müzzemmil suresinin, "Kur'ân'dan size kolay geleni okuyun" anlamındaki 20'inci ayeti (Yazır, Müzzemmil, 73/20) ve Peygamberimiz (s.a.s)'in şu sözüdür: "Bu Kur'ân, yedi harf üzerine inmiştir. Öyle ise Kur'ân'dan size kolay geleni okuyun" (Buharî, Tevhîd, 53) Peygamberimiz (s.a.s), "Kur'ân'ı sesinizle süsleyin" (Ebu Dâvûd, Salât, 355, No: 1468) sözü ile kıraatin eda ve seda açısında güzel okunması istemektedir.
➡ Ülkemizde okunan kıraat, kıraat imamlarından Asım kıratının Hafs rivayetidir.
Lahn
➡ Kur'ân'ı hatalı olarak okumaya "lahn" denir. Sözlükte kıraatte hata etmek, başkası-nın anlayamayacağı şekilde konuşmak, irapta hata ederek konuşmak, lehçe, lügat, dil, makam, nağme, melodi, ses ve nota gibi anlamlara gelen lahn, bir kırat terimi olarak, harfleri ve kelimeleri doğru olarak okumamaktır. Buna zelletü'l-kârî de denir.
➡ Lahn, lahn-i celî ve lahn-i hafî olmak üzere iki kısımdır. Lahn-i celî, anlamı bozacak şekilde kelimeleri yanlış okumaktır. Mesela kelimedeki "tı-ط" harfini, "د-dal" gibi, "z-ز" harfini, "z-ذ" harfi gibi bir harfi başka bir harfin yerine okumaktır. اَلَّذِي yerine اَلَّزِي okumak lahn-i celîdir. Lahn-i hafî, anlamı bozmayacak şekilde, çekilmeyecek harfi çekmek gibi kelimenin okunuşunda yanlış yapmaktır.
➡ Kur'ân'ı lahn ile okumak, "Kur'ân'ı tertil üzere oku" (Müzzemmil, 73/4) emrine muhalefet olur.
Meâl
➡ Sözlükte "bir şeyin varacağı gaye, bir şeyi eksiltmek" demektir. Istılahta, Kur'ân âyetlerini her yönü ile aynen çevirme iddiası olmaksızın, başka bir dile aktarmak anlamında kullanılır. Kur'ân'ın kelime ve cümlelerini kelimesi kelimesine, hiçbir anlamını eksik bırakmadan başka bir dile çevirmek mümkün olmadığı için Kur'ân'ın başka dillere çevirisine meâl ismi verilmiştir. Bu kelime ile yapılan çevirilerde eksik olabilir, bu anlam, âyetin, kelimenin yaklaşık manasıdır demek istenir.
Mekkî ve Medeni Sûre
➡ Peygamberimiz (s.a.s) yirmi üç yıllık peygamberlik hayatının on üç yılı Mekke'de, on yılı ise Medine'de geçmiştir Tefsir İlminde üzerinde ittifak edilen kanaate göre, Peygamberimizin Medine'ye hicret etmesinden önceki on üç yıl içersinde Mekke'de indirilen surelere Mekkî sureler, Mekke toprağında indirilmiş olsa bile hicretten sonra indirilen surelere ise, Medenî sureler adı verilmiştir.
➡ Mekke'de indirilen sureler, denilebilir ki, önemli bir eğitim öğretim programını içermektedirler. Bu dönemde, emsalsiz bir eğitimci olan Hz. Peygamber'in uyguladığı mükemmel bir eğitim öğretim programıyla inananlar, insanî kimliklerinde yüceltilmiş ve onların İslâm ile özdeşleşen mümin kişilikleri derece derece geliştirilip inşa edilmiştir. Bu dönemde en fazla ve sık olarak hak-batıl, iman-küfür, tevhid-şirk, adalet-zulüm, güzel ahlâk- kötü ahlak, yükümlülükler-sorumluluklar, sevap-ceza, cennet-cehennem konuları üzerinde durulmuş ve müminlerin Hakk'a bağlılık, gerçek iman ve İslam, tevhid bilinci, hukuka saygı, adalet, güzel ahlâk, görev ve sorumluluk bilincinin kabullenilip özümsenilmesiyle yepyeni bir toplum, İslâm toplumu ortaya çıkartılmıştır. Medine'de indirilen surelerle de sahabedeki bu insanî kimlik ve mümin kişilik, ortamın ağır şartları ve ahkâm ayetleriyle daha da pekiştirilip sarsılmaz hâle getirildi.