Kalplere Şifa Hakikatler
Takvânın hakikati nedir? Günahların pasından arınan bir kalple yaşamak ve her an O'nun huzurunda olduğunun bilinciyle hareket etmek... Hâris el-Muhâsibi'nin kaleminden kalbî mertebeler ve nefs tezkiyesi üzerine derinlemesine bir yolculuk.
◼ "Öyle ise kullara düşen şey, gerek kendilerinin ve gerekse sorumluluklarını yüklendikleri kimselerin hakkı olarak, Allah'ın gerekli kıldığı görevleri yerine getirmektir. Devlet reisi halkından mes'uldür. İster toplumun genelini ilgilendirsin, isterse bir ferdi ilgilendirsin, kendisine düşen görevleri yerine getirmek mecburiyetindedir."
Hâris el-Muhâsibî
◼ "İşte, takvanın getirdiği budur. Çünkü o, amelin esası ve itaatin aslıdır. Takva, âbidlerin ilk uğrağı ve aynı zamanda en yücesidir. Çünkü nafileler ondan sonradır. Onsuz hiçbir nafile kabul olmadığı halde, ilimsiz amel edenlerin bütünü onu kaybetmişlerdir. Hâlbuki şanı yüce Allah, kitabının birçok âyetinde onu emretmektedir. Takva ve onu yerine getirenler çok büyük bir değer elde etmişlerdir."
Hâris el-Muhâsibî
◼ "Takvanın organlardaki hakikati, hakkı yerine getirmek ve günahları terk etmektir. Vicdandaki hakikati ise, farzlarda, ihlasla Allah'ın iradesini hâkim kılmak; Allah'ın, kullarını teşvik ettiği, ancak onlara acıdığından ötürü farz kılmadığı namaz ve oruç gibi nafile ve benzeri bütün amellerde ise ağlamak ve hüzünle amel etmektir. Kulların teşvik edildiği ibadetler, ancak takva ve iradeyi O'na has kılmakla kabul olur. Vera da takvadandır; çünkü kul Allah'tan ittika edince vera'a kavuşur."
Hâris el-Muhâsibî
◼ "Kendimizi dünyayı terk eden nâsiklerden sayıyoruz ama, belki de Allah katında günahkâr fâsıklardanız. Böyle olmadığımızı nasıl garanti edebiliriz ki, üzerimizden bir gün geçmez ki daha önce işlediğimiz günahlara; kibir, haset, düşmanın başına gelene sevinme, sû-i zan, ucb, riya vb. gerek zâhirî organlarımız gerekse vicdanımızla işlediğimiz ve daha önce olmayan yeni bir günah işlememiş olalım. Ömrümüzün her gününde dış organlarımız ve kalbimizle, eski günahlarımıza eklediğimiz yeni günahlar işleriz."
Hâris el-Muhâsibî
◼ "Öyle ise, şu iki mertebeden birinde bulunmaktayız: Ya Allah katında affedilen ve günahlarından geçilenlerdeniz. Dolayısıyla her gün, gece ve gündüz yenilendiği gibi, yeni günahlar işleriz. Bu iş, hesap günü Allah'ın huzurunda, birçok soru ve anlatılmaz meşakkatlerle geçen "makam"da durma süresince devam eder. Ya da düşmanlık edilen ve gazaplananlardanız. Dolayısıyla her gün azabımızı artırıp katlayan ve bizi zillet ve aşağılık bir mertebeye sürükleyen yeni günahlar işleriz."
Hâris el-Muhâsibî