Epiktetos’un "Zihnini Önüne Gelene Teslim Etme" Öğretisinin İslam’da Karşılığı
Akşam evimizin kapısını kilitlerken gösterdiğimiz o doğal dikkat üzerinde hiç düşündük mü? Yoldan geçen yabancı biri kapımızı çalıp içeri girmeye kalksa ya da çamurlu ayakkabılarıyla salonumuzun ortasında durmak istese buna asla izin vermeyiz. Bedenimizi, cüzdanımızı, hatta sıradan bir eşyamızı korumak söz konusu olduğunda son derece titiz davranırız. Peki ama nasıl oluyor da en kıymetli varlığımızı aklımızı, kalbimizi ve iç huzurumuzu yoldan geçen her insanın sözlerine rahatça bırakabiliyoruz?
🔸İnsanlık tarihinin en sarsıcı psikolojik ve ahlaki gözlemlerinden biri, Stoacı filozof Epiktetos'un Encheiridion adlı eserinde dile getirilen şu çelişkidir: "Biri bedenini yoldan geçen herhangi birine teslim etseydi öfkelenirdin; peki sen zihnini, birisi seni her ayıpladığında veya sana her hakaret ettiğinde bulanıp sarsılsın diye önüne gelene teslim ederken hiç utanmıyor musun?" İnsanoğlu bedenini, evini, mahremiyetini ve malını koruma konusunda olağanüstü bir hassasiyet gösterirken; en kıymetli varlığı olan aklını, duygularını ve iç huzurunu başkalarının geçici ifadelerine, hakaretlerine ve yargılarına açık tutarak teslim eder. Epiktetos'un bu ifadesi, idrak edildiği anda birkaç kez daha okunmayı isteyen, insanı olduğu yerde durdurup düşündüren, sarsıcı bir söz. En güzel tarafı ise anlatılan bu hakikatin Kur'ân-ı Kerîm'de, hadis-i şeriflerde ve İslam ahlakında birebir, hatta çok daha derin karşılıklarının olması...
🔸Epiktetos "seni her azarlayanla veya canını sıkanla zihninin bulanmasına nasıl izin verirsin?" der; Kur'ân-ı Kerîm'de Allah Teala bizlere, bu insanlara karşı zihinlerimizi ve vakarlarımızı nasıl koruyacağımızı şu iki ayetle anlatılır:
-
Furkân Suresi, 63. Ayet:
"Rahmân'ın has kulları yeryüzünde vakarla yürüyen, cahiller onlara laf attığı zaman, "selâm" deyip geçen kullardır."
-
Kasas Suresi, 55. Ayet:
"Onlar, boş söz işittikleri zaman ondan yüz çevirirler ve 'Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız da size. Esen kalın (Selâmün aleyküm). Bizim cahillerle işimiz yok' derler."
🔸Ayetlerden anlaşılacağı üzere zihni başkalarının hakaretlerine karşı koruma fikri, İslam düşüncesinde emanet, vakar ve tevhid bilinci ile derinlik kazanır. Kalp ve aklın dışarıdan gelen boş sözlerden titizlikle korunması emredilir. İslami filozoflar ve mutasavvıflar, üzüntülerin temelini yanlış anlamalara bağlayarak zihinsel sükûnetin önemini vurgulamışlardır. İslam ahlakında birinin kaba sözüne veya sataşmasına kapılıp iç huzurunu bozmamak bir "zayıflık" değil, tam aksine hilmin ilk işaretidir. Hilim sabır, sekînet ve vakardır. Gazzâlî'nin aktardığı bir söze göre asıl halîm haksızlığa katlanan, gücü yetince de affedebilen kişidir (İḥyâʾ, III, 184).
🔺🔺🔺
📌 Kur'an'ın tasvir ettiği cahillik, entelektüel bir eksiklikten ziyade ahlaki, ruhsal ve davranışsal bir körlüktür. Kur'an'a göre ciddi meseleleri alaya almak, karşısındakini küçümsemek ve nerede nasıl konuşacağını bilmemek en büyük cahilliktir. Aklının ve vicdanının değil; anlık duygularının, egosunun ve öfkesinin kölesi olan kişidir. Bir konuyu anlamak veya hakikati bulmak için değil; sadece kendi kibrini tatmin etmek, üste çıkmak için tartışır.
🔺🔺🔺
🔸Epiktetos'un düşünce sisteminde "hegemonikon" (yönetici ilke veya zihin) olarak adlandırılan iç merkez, İslam terminolojisinde akıl, kalp ve fuâd kavramlarının terkipleriyle ifade edilir. İslam düşüncesinde kalp; idrakin, niyetin, iradenin ve imanın esas merkezidir.
🔸Hz. Peygamber'in (SAV) "Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz, ancak kalplerinize ve amellerinize bakar" (Müslim, Birr, 34) hadisi, insanın asıl değer merkezinin neresi olduğunu açıkça gösterir. Tasavvuf geleneğinde kalp "nazargâh-ı ilahi"dir, yani Allah'ın nazar ettiği, baktığı yerdir. Bir mümin için Allah'ın nazar ettiği bu mukaddes alanı; cahilin sözüne, hasetçinin bakışına, gıybetçiye veya sosyal çevreye açık bir yol geçen hanı haline getirmek, o makamın izzetine yapılacak en büyük haksızlıktır.
🔸İslam, insanın zihinsel ve kalbi sınırlarını koruması için net bir filtreleme mekanizması sunar. İsrâ Suresi 36. ayette şöyle buyrulur: "Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur." Ayette insanın bilmediği bir konuda söz söylemesi, hüküm vermesi, bilgisizce davranması, bilmediği tanımadığı kişiler hakkında ileri-geri konuşması, daha özel olarak yalancı şahitlik yapması, iftira atması, kısaca bilgi sahibi olmadan tahmine göre herhangi biri için maddî veya mânevî zarara yol açacak şekilde konuşması ve hareket etmesi yasaklanır.
Önüne gelenin sözünü dinlemek, her söylenenin peşine takılmak, her eleştiriyi veya dedikoduyu zihnin başköşesine oturtmak, kulak ve kalp nimetine ihanettir.
🔸Kur'an'da müminlerin en belirgin vasıflarından biri "lağv" (boş, anlamsız, faydasız, yıpratıcı söz ve davranışlar) karşısındaki tavırlarıdır:
Mü'minûn Suresi 3. Ayet: "Anlamsız, yararsız söz ve davranışlardan uzak dururlar;..."
Kasas Suresi 55. Ayet: "Onlar, boş söz işittikleri zaman ondan yüz çevirirler ve "Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız da size. Esen kalın. Bizim cahillerle işimiz yok" derler."
🔸Dikkat edilirse Kur'an, cahilin veya kötü niyetlinin sataşması karşısında mümini zihinsel bir savaşa davet etmez. Tam aksine, "sınır çizmeye" davet eder. "Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız size" ifadesi, Epiktetos'un "kontrol edebildiklerin ve edemediklerin" ayrımının Kur'anî karşılığıdır. Başkasının ağzından çıkan çirkin söz onun amelidir ve onun sorumluluğundadır; senin zihnini bulandırmasına izin vermemek ise senin sorumluluğundadır.
🔸Furkan Suresi'nin 63. ayeti, zihnini önüne gelene teslim etmeyen müminin yürüyüşünü ve duruşunu şu muazzam tabloyla çizer: "Rahmân'ın has kulları yeryüzünde vakarla yürüyen, cahiller onlara laf attığı zaman, "selâm" deyip geçen kullardır."
🔸Buradaki "Selam" kelimesi, sadece bir iyi dilek değil; aynı zamanda "Aramızda esenlik olsun, ben senin çekmek istediğin o bataklığa, o kavga ve huzursuzluk zeminine girmeyeceğim, zihnimi sana teslim etmeyeceğim" anlamında bir muafiyet ve sınır ilanıdır. İslam ahlakında bu duruşa "Vakar" ve "Hilm" denir. Vakar; insanın iç merkezinin sağlam olması, her esen rüzgârla savrulmaması, başkasının öfkesiyle öfkelenip başkasının değersizleştirmesiyle kendini değersiz hissetmemesidir. Hilm ise öfke anında nefsine ve aklına hâkim olma gücüdür.
🔸Ebû Hüreyre'den nakledildiğine göre, Resûlullah (SAV) şöyle buyurdu: "Güçlü kimse, insanları güreşte yenen değil, bilakis öfke anında kendisine hâkim olandır." (Müslim, Birr, 107) Burada tam olarak müminlerin hilm özelliğine işaret edilir. Çünkü bir insan seni tek bir sözüyle çileden çıkarabiliyorsa, gününü zehir edebiliyorsa, uykunu kaçırabiliyorsa; o an senin zihninin efendisi sen değilsin, o sözü söyleyen kişidir. İslam, müminin kendi iç dünyasının hâkimi olmasını emreder.
🔸Epiktetos'un işaret ettiği "başkalarının ayıplaması veya hakaretiyle sarsılma" zaafının kökünde, diğer insanların onayına duyulan aşırı bağımlılık vardır. İslam bu durumu doğrudan Tevhid ve İhlas (samimiyet) ilkeleriyle tedavi eder.
🔸Kalbinde Allah'ın rızasını merkeze alan mümin için, yaratılmışların övgüsü de yergisi de mutlak bir değer taşımaz. İslam alimleri, insanların rızasını kazanmaya çalışmayı ve onların sözlerine göre şekil almayı "gizli bir esaret" olarak tanımlamışlardır. Kindî, insanın üzüntüsünün dış olaylardan değil, o olaylara yüklediği yanlış anlamlardan kaynaklandığını söyler. Başkasının hakareti veya kötülüğü onun kendi kusurudur; senin zihnini buna açıp üzülmen ise başkasının kusurunu kendi ruhuna davet etmendir. Gazâlî, kalbi bir kaleye, beş duyuyu ise bu kalenin kapılarına benzetir. Eğer insan bu kapılara "akıl ve şeriat" nöbetçilerini dikmezse, dışarıdan gelen her türlü çirkin söz, sû-i zan (kötü düşünce) ve öfke kaleye sızar ve kalbi işgal eder.
🔸Bir insan zihnini "Acaba hakkımda ne düşündüler?", "Neden bana böyle dedi?", "Beni nasıl yanlış anlarlar?" kuruntularına teslim ettiğinde, kendi iç hürriyetini insanların değişken, kusurlu ve çoğu zaman önyargılı zihinlerine ipotek etmiş olur. Oysa Kur'an, Hz. Peygamber'in (SAV) şahsında tüm müminlere şu teselliyi ve gücü verir: "Onların sözleri seni üzmesin. Kuşkusuz güç tamamıyla Allah'ındır; O her şeyi duymaktadır, bilmektedir." (Yûnus, 65).
🔸Epiktetos'un uyarısı ile bir kez daha hayran olduğumuz İslam'ın "kalbi ve aklı koruma" emri, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar hayati bir önem taşımaktadır. Çünkü geçmişte bir insanın zihnine müdahale edebilecek kişi sayısı sadece sokağında, çarşısında veya mahallesinde karşılaştığı insanlarla sınırlıydı. Bugün ise akıllı telefonlar ve sosyal medya aracılığıyla, dünyanın öbür ucundaki hiç tanımadığımız binlerce insanın öfkesini, linç kültürünü, kusurlu yargılarını, gösterişini ve gürültüsünü doğrudan zihnimize davet ediyoruz. Bir insanın evinin salonuna çamurlu ayakkabılarla girilmesine izin vermeyip, günün her saati sosyal medya ekranlarından veya zehirli insan ilişkilerinden zihninin tam ortasına çamurlu düşüncelerin basılmasına izin vermesi büyük bir gaflettir.
Neticede hemen aklımıza şu nimetleri getireceğiz:
🔸Aklın ve kalbin senin mülkün değil, Allah'ın sana emanetidir; onu her önüne gelenin kirletmesine izin verme.
🔸Dışarıdan gelen vesvese ve cahilce saldırılara karşı zihinsel sınırlarını çiz ve iç huzurunu Allah'a sığınarak koru.
🔸 Seni aşağı çekmek isteyen her söze cevap yetiştirmek zorunda değilsin; en büyük cevap vakur bir şekilde yüz çevirip kendi yoluna ve işine devam etmektir.
🔸Gece başını yastığa koyduğunda zihninde kimin sesi yankılanıyor? Hakikatin ve vicdanının sesi mi, yoksa gün içinde sana laf çarpan insanların gürültüsü mü? Zihnini ve kalbini koruyan hem dünyadaki izzetini hem de ahiretteki selametini (Kalb-i Selîm) kurtarır.