"Ben hafız oldum baba!" I Babalarına hafızlık müjdesini veren kızları
Fikriyat Sohbetleri'nde gönül gündemimizi fethetmiş kahramanları ağırladık. Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada bir video yayınlanmıştı. Hafız bir kızımız, hafızlık sürecinin tamamlandığını babasına telefonda söylüyordu. Bu, elbette çok duygusal bir süreçti ve herkesi etkiledi. Kötülüğün bu kadar göz önünde olduğu bir zamanda, böyle güzelliklerin bizim için daha önemli olduğunu ve mutlaka gösterilmesi gerektiğini düşündük. İşte gönüllerimizi fetheden kahramanlar...
Önceki Resimler için Tıklayınız
Muharrem Cirit: Dünyada insanlar bulundukları coğrafya, demografik yapı neyse, ahlak, edep, anlayış, felsefeleri de ona göre şekillenir. Biz belli bir ideolojinin müntesibi değiliz. Bir defa biz, İslam ahlakıyla yaşamayı talep eden bir kimseyiz. Şimdi İslam ahlakıyla yaşamayı derken, beyefendinin dediği gibi orada eleştirel yorumlar var. Bakın çok güzel dualar var, Allah razı olsun. Yine söylüyorum, o övgülerin tamamı Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam'adır. Kesinlikle biz orada ön planda olmayalım. Hani insanlar da niyetlerini ona göre tutmaları gerekir. Çünkü Allah muhafaza sıkıntıya da sokabilir, bizi. Efendimizin önüne geçemeyiz. Geçmemiz de edepsizlik olur. Biz İslam ahlakını tercih etmişiz. Beyefendinin söylediği sözlere de çok katılıyorum. Desteklemek adına şunu söylüyorum: Oradaki eleştirilerin tamamı çok hoşuma gitti. İşte yazmış mesela bir tanesi: "Hafız olduğu Kur'an'ın anlamını bilmedikten sonra ne olur?" Demiş. Şimdi o eleştiriye keşke yorum yapabilseydim. Mesela yapmak çok istedim ama eşime de söylemiştim. Bizim bu videoyu kabul etmemiz, beyefendinin de eminim ki odur: Biz, İslam'ı yaşayan insanların psikolojik bir baskı altında hissetmelerine gerek olmadığını, yani İslam'ın güzelliğinin hafız da olsa, doktor da olsa mutlaka yaşanabileceğini ifade etmeye çalışan insanlarız. Yazmış ki: "Hafız oldu da bilim adamı mı oldu?" Bey kardeşim, diyorum şimdi o eleştiriyi yapan arkadaşıma: "Bakın hanımefendiler ve beyefendiler," diyorum, "bir bilim adamının kulvarıyla hafızın kulvarı aynı değil." Yani siz coğrafya öğretmenine matematik anlatmadınız, ondan da adam mı olur diyemezsiniz. Felsefik olarak da diyemezsiniz, mantık hatası yapmış olursunuz. Bilim adamı bilim üretir, analizlerle, tezlerle çalışır. Ama bir hafız akli değil, nakli ilimlerle hareket eder ve nakli ilimleri yaşatır. Yani dinle, maddiyatla maneviyatı, uhrevi hedeflerimizi sanki maneviyatı arkaya veya maddiyatı öne alarak tamamlayabilecekmişiz gibi bir algı oluşturmalarına gerek yok. Çünkü insan iki kanatlı uçan bir kuştur. Bir kanadı akli ilimler, bir kanadı nakli ilimlerdir. Yani bugün sizin en medeni dediğiniz coğrafyalarda, kendi parlamentolarında İncil'e yemin ederek hareket ediyorlar. Oysa ben inandığım kitabı elime almam, onu ezberlemem, onunla beraber yaşamaya çalışmam. Hocam, bu insanın fıtri olarak da doğal yaşam alanı aslında. Çünkü düşünsenize, her korktuğunuzda bir şey ararsınız. Yani insanın fıtratında vardır bu. Bu nedenle Allah Teala, Kur'an-ı Azimü Şan'ı indirerek insanlığa çok büyük bir motivasyon kaynağı indirmiş aslında. Motive oluyorsunuz. Yani bizim motivasyonumuz Kur'an-ı Kerim, Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam, çünkü tebliği ve tebyini Efendimizdedir. Ben onunla motive oluyorum. Seni daha yüksek bir ahlaki şuura getirecekse, sen Teala'yla devam et kardeşim. Ama ben de Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam'la giderken, neden senin yol arkadaşın bu diyemezsin? Hani burada mantık hatası yapmış olursunuz. Birbirimize hür davranmamız lazım. Senin dinin sana, benim dinim bana; senin güzelliklerin sana, benim güzelliklerim bana… dememizi bilmemiz lazım. Çok da tevazuyu arttırıp kibre çevirmememiz lazım.
Özge Özkul: Benim merak ettiğim noktalardan biri de şimdi bu hafızlık gibi süreçlerde eğitim aslında adı altında diyoruz biz zaten… Aileler genelde, işte kendi yapamadıklarının çocukları da yapsın gibi bir hisse kapılıyorlar. Sizde böyle bir his oldu mu?
Muharrem Cirit: Şimdi, benim kendi yapamadıklarım, başaramadıklarımın kızımın başarması gibi bir isteğim yok. Az önce söylediğim gibi… Her insanın bir kabiliyeti var. İnsanlar kabiliyetleri nazarınca hareket etmeliler. Şimdi ben çocuğumun çocukluğunda, bir baba olarak, küçükken karakterim, kabiliyetlerim analiz edilseydi daha farklı olabilirdi. Bilemiyorum ama tabii buradaysak, eğer Allah'ın bize tayin ettiği zaman, mekân, durum en güzelidir. Bunu hiç kendi içimde irdelemem. Çünkü Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam'ın bulunduğu sokağın taşının üzerinde olup, muhafaza Ebu Cehil'in yanında olmak da olabilirdi. O nedenle hamd ederim Allah'a ki, İslam coğrafyasında büyümüşüz. Ama benim kızımdan beklentilerim ya da oğlumdan beklentilerim, benim başaramadıklarım değil. Onların kendi iç dünyalarında başarmak istediklerine yardımcı olmak. Kızım hâkim olmak istiyor mesela. Hâkim bir hanım olmak istiyor. Neden olmasın? Hafızlığı buna engel değil. Tam aksine hafızlığı, stres yönetimi, zaman yönetimi ve kelime dağarcığının genişlemesiyle hitabının da güzelleşmesi sebebiyle, verilen kararlardaki direncini artırır. Çünkü bizim okuduğumuz, az önce söylediğim gibi, Kitab-ı Kerim'de en güzel motivasyonu, en güzel bilgiyi, en güzel isabeti bulabilirsiniz. Okuyacağı bölüm, hakimelik inşallah nasip olur. Orada da kendi inandığı değerler ışığında, adalete en yakın şekilde durabilecekse, ona da varım. Ama yoksa bizim baskımızla yapılacak bir şey değil. Çünkü bu gerçekten karar vermekle alakalı.
Mücahit Demir: Muharrem abinin dediği gibi, bu bizim vermiş olduğumuz kararla alakalı bir durum değil. Zaten eşim hafız, annesini sanırım rol modeli aldı. Kendisi karar verdi. Hatta annesinin onu caydırma istemesine rağmen, hani "Kızım bak hafızlık zordur, yapamayabilirsin, yapmak zorunda değilsin." Demesine rağmen, tamamen kendi kararıyla bu yola çıktı. Bize de desteklemek düştü. Bundan sonraki karar vermiş olduğu şeylere de biz aynı yerde olacağız inşallah. Yani içinde, dünyasında kurmuş olduğu, gelmek istediği yer neresi ise biz sonuna kadar destekleyeceğiz inşallah. Allahu Teala da onun başarılarının devamını getirir.
Özge Özkul: O zaman Zümra, senden dinleyelim olur mu? Nasıl karar verdin, ne hissettin, nasıl ilerledi süreç? Biraz anlatır mısın?
Rukiye Zümra: Benim annem çalıştığı Kur'an kursunda hocalık yaptığı için ben okuldan sonra ilkokulda falan yanına giderdim. Hep öğrencileriyle oyunları, ders çalışması çok hoşuma giderdi. Sonrasında annem bana bir kere demişti ki 4. sınıfta hafızlık hazırlık varmış, gitmek ister misin? Ben de çok istediğim için annem beni yazdırmıştı. Orada bir hazırlık gördüm. Sonrasında okula geçtim, Kız Kur'an kursuna. Orada da annem, yine oraya geçmeden önce, "Sayfaların çoğalıyor. İstersen yapmayabilirsin. Bu zor bir süreç." Dedi. Ama ben azmettim. Annemin desteği, hocalarımın, babamın da desteğiyle hafızlığımı bitirdim.
Özge Özkul: Çok güzel. Tebrik ediyorum seni gerçekten. Peki hiç böyle yorulduğun anlar oldu mu? Yani sıkıldığın, yorulduğun anlar olmuştur. Orada nasıl motive ettin kendini? Nasıl yaşadın? Nasıl ilerledin? Belki seni izleyenler buradan ilham alacak. Ne söylemek istersin?
Rukiye Zümra: Benim hep hayalimde hafız olduğumda ahirette anneme babama taç takacağım vardı. Hep orayı hayal ederdim. Annem de hep öyle derdi yani. Hocalarım biraz beni motive ederdi. Öyle o motivasyon ile ilerledim.
Hümeyra: Yani küçükken, 4 buçuk yaşındayken zaten Kur'an kursuna gidiyordum orada. İlk orada Kur'an'ı öğrendim. Yani ilkokulda falan da hafız olmak istiyordum ben zaten. Ondan sonra gittiğim okulda hazırlık, hafızlık hazırlık diye bir şey vardı. Ben oraya yazıldım ama ben 3 ay sonra geldim diğerlerinden. Ama çok şükür yetişebildim. Benim hafızlık sürecim zor geçti biraz. İşte benim ikilere kadar çalıştığım falan da oldu. Annemle beraber çalışıyordum. Hocalarım falan çok destek oldular bana. O yüzden çok teşekkür ediyorum.
Özge Özkul: Peki ailedeki ortamınız nasıldı? Oradaki ortam nasıl etkiledi sizin bu sürecinizi? Zümra, sen.
Rukiye Zümra: Benim ailemde çoğunlukla hafız var zaten. Onda da zaten, annemle 5'ten sonra hep evdeyiz. Çok dışarı da çıkmıyorduk. Ben biraz zor yapıyordum. O yüzden annem, ailemdekiler destekledi beni. Yani çok misafir olmadı evde ya da gezmeye oturmaya gitmedim bir yıl sürecinde. Sonrasında da hafızlığımı bitirdim.
Özge Özkul: Peki sürekli ezber yapıyorsun değil mi evde? Orada ailen, annen vesaire çok yardımcı oluyordu sana. O süreç nasıl ilerliyordu mesela? İşte yemek yaparken ezber yapıyor muydun? Ne bileyim hani böyle bu tarz şeyler var mıydı?
Rukiye Zümra: Ben ders yapayım diyen annem bana hiçbir şey yaptırmıyordu, daha doğrusu.
Özge Özkul: Hümeyra senin nasıldı?
Hümeyra: Benim de ders yapayım diye hiçbir şey yaptırmıyorlardı bana. Hatta yani benim derslerim güzel olsun diye annem ve babam da aslında dışarı falan çıkmadı, gezmedi. İşte misafir falan çağırmadık.
Özge Özkul: Şimdi bu misafir çağırma durumunu sizden de dinlemek istiyorum. Bu sizinle de ilerleyen bir süreç. Hafızlık süreci. Yani sizin de buna bir katkı sunmanız gerekiyor. Çünkü akşam eve geldiklerinde bu eğitim devam ediyor. Orada okulda aldıkları, Kur'an kursunda aldıkları eğitim evde de devam ediyor. Siz nasıl bir ortama girdiniz mesela? Nelerden vazgeçtiniz diyeyim, hayatınıza neleri kattınız?
Mücahit Demir: Yani nelerden vazgeçtik? Hiçbir yere bir kere gezmeye, tozmaya, herhangi bir misafirliğe, yani çok acil ölümler veya düğünlerin dışında bir yere gitmedik. Kendimiz evde kalmak zorundaydık. Biz bunlarla ilgilendiğimiz zaman çocuğumuzu yalnız bırakamazdık ki, öyle bir imkânımız zaten yok. Birtakım, yani sosyal hayatınızdan biraz feragat etmiş oluyorsunuz. Gezmiyorsunuz, tozmuyorsunuz. E çevrenizdeki insanlar da bu durumu zaten zamanla alışıyorlar, dediği gibi. İşte bilenler de zaten onlar da artık bu süreçte zorlamak istemiyorlar. Hani işte gelelim veya davet edelim, bu tarz şeyler olmuyor. Bu böyle devam edince artık işte son zamanlarda, "Hadi Zümra mezun ol, biz de mezun olalım." diye çok şey yaptık. Elhamdülillah, şu an rahatız.
Muharrem Cirit: Bizde de yani Mücahit Bey'in anlattıklarından farklı değil. Şunu bilmelerini isterim, yani ailelerin. Şimdi ben kızımın hafız olsa da olmasa da, ben baba olarak evladım sadece taşıdığı ayet-i kerimeden ötürü razıyım. Allah razı olsun. Bunun hafız olmasıyla olmamasıyla bir alakası yok ki. Beyefendi için, kızımızın annesi için, benim eşim için de böyle. Biz hafızlık sürecinde şunu idrak ettik: Bizim bir yıl hafızlık süreci boyunca nasıl gitmesi gerekiyorsa, durum neyi gerektiriyorsa, durumun aktörü olmamız lazım. Şimdi biz çocuğumuz çok ciddi bir yarış içerisindeyken ya da aileler çocukları ciddi bir yarış içerisindeyken kayıtsız kalmaları, onun yaptığı işin ciddiyetinin farkında olmamaları aslında onun sürecini de etkiler. O nedenle de bunun bilincinde olmalıyız. Bunu sadece hafızlık için söylemiyorum. Bir evladımız teknolojik anlamda ciddi bir çalışma yapıyordur ve yanındakilerin sadece "yapacaksın" demesine ihtiyacı vardır. Anne baba oradan uzaklaşmamalı. Yani "yapacaksın" demek için bile orada durmalı. Yani bir çocuk zaten çok büyük şeyler beklemez başarmak için. Sadece tek yapmamız gereken bu. Beyefendinin hayatından çok da farklı değil, bizim de hayatımız. İnşallah nasip olursa, bittiğinde de zaten bu bir rahatlığa dönüşecek. Çünkü insanlar belli bir dönem için eziyet çekmeyi göze almazlarsa, hayatları boyunca eziyet çekebilirler. O yüzden kararlılıklarını ömürlerinden feda edebilecekleri bir yıl olmalı. Yani bu örneği de sohbetimizin belki dışından olacak ama Alex Honnold, dünya free solo tırmanış sporcusu, El Capitan Dağı'na tırmanmadan evvel 7-8 yıl çalışma yapıyor. Yani düşünün ve free solo tırmanacak. Yani teçhizat yok, çıplak elle. El Capitan'ı 7-8 yıl boyunca çalışma yaptıktan sonra tırmanıyor ve gazeteci muhabir beyefendi şöyle bir soru soruyor: "Yani neden sizde diğer dağcılar değil?" O da şunu söylüyor: "Yani en çok ben istedim ve çalıştım." Yani istemek yetmez, çalışmak yetmez. Ama şunu da bilmemiz lazım: Bulmaz her arayan. Bulanlar illaki arayanlardan kabilinden.
Mehmet Özkan: Eğitim hayatınızı etkiledi mi? Zümra, senden başlayalım. Yani normal okul eğitimine bir aksaklık falan oldu mu eğitim hayatıyla ilgili?
Rukiye Zümra: Yani hazırlıktayken 5. sınıfla beraber hazırlığı yapıyordum ama kursa geçtim. Yani kursa geçtikten sonra 6. sınıfta donduruldu. 7. sınıftan devam edeceğim, mezun olduktan sonra.
Hümeyra: Bende de aynı şekilde oldu. 5. sınıfta okulda sabahları 4 saat hafızlık yapıyorduk. İşte ilk saat biz koro sistemiyle yaptık. Koro sisteminde ilk saat ders veriyorduk okuldayken. Öbür kalan saatlerimizde ayet, çeyrek vesaire böyle şeyler yapıyorduk. Sonrasında da 5'e kadar akademik ders görüyorduk biz okulda. Sonra eve gittiğimde de zaten okulda hafızlık yaptığımız için bize ödev falan vermiyorlardı. Konu anlatıyorlardı, yazdırıyorlardı. Biz sadece tekrar geçiyorduk, derslerimizi yapıyorduk. Sonrasında 6. sınıfta okullarımız donduruldu. Şu an 7. sınıfa geçtim. Ben mezun oldum okuldan. Şu an bizim için Mimar Sinan İmam Hatip Ortaokulu DYK kursları açtı. Yani bu bir ayda da biz okula gidiyoruz her gün. Okulda da 6. sınıfta görmediğimiz derslerin önemli konularını işliyoruz.
Özge Özkul: Bir de Kur'an kursunda da sizin güzel aktiviteleriniz vesaire varmış. Onlar sizi mesela nasıl motive etti? Sena hocası sanıyorum demişti ki ikramlar varmış mesela. Onlar sizi o süreçte eğitim süreci nasıl motive etti? Ona dair güzel anılarınız var mı?
Rukiye Zümra: Bizim mesela hocamız bize, "Şu beş sayfayı yapın ya da şu bir sayfayı yapın, size milkshake yapacağım" falan bu şekilde söylüyordu. Eee, bizim de böyle motivasyonumuz oluyordu. Biz daha hızlı yapıyorduk.
Özge Özkul: Aynen. Öyle mi? Çok güzel. Sen hatırlıyor musun öyle bir şey?
Hümeyra: Hatırlıyorum. Biz de yani bizim sınıf birazcık yaramaz olabilir. Biz böyle hiç ders çalışmıyorduk. Sonra hatta hoca bize kızıyordu filan. Sonrasında da ikramlık günlerimiz oluyordu. Ayarlıyorduk. Her gün bir velimiz bize yemek, tatlı vesaire yapıyordu. Sonra biz diyorduk ki, "A, sonra hoca bize diyordu ki teneffüs vermem, bir şey yapmam falan yapıyordu." Sonra biz biraz daha motive olup ders çalışıyorduk. Kursta çok eğlenceli zamanlarımız oluyordu. Çok güzel aktiviteler yapıyorduk. Bunlar çok beni motive ediyordu daha çok.
Özge Özkul: Bu ikramlarla alakalı sizin galiba bir anınız varmış. Yanlış mı hatırlıyorum bilmiyorum ama Sena Hoca söylemişti.
Muharrem Cirit: Biz mesela ders verdiğimiz zamanlar kapıya dondurma bırakıyorduk belli etmeden. Ondan sonra biz onu alıyorduk, kim bıraktı falan filan bilmiyorduk. Bir gün meyve bırakıyordu. Ondan sonra biz kameralara baktık, babam bırakıyormuş. Bir de çok utandım yani. Ama bakın, içinde bulunduğumuz konjonktür maalesef bunu gerektiriyor. Yani tedbirle yürümemiz gerektiğini biz de iyi biliyoruz. Ama ben şuna inanırım. Yani buna gerçekten tüm kalbimle inanırım. Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam'ın Ameller niyetlere göredir buyruğu var. İnsanlar gerçekten niyetlerine göre karşılaşır. Mesela benim kalbim gerçekten halis bir sohbet, muhabbet, Allah kelamı arzu etmişse, inanırım, kesinlikle ve kesinlikle Allah Teala benim karşıma duymam gerekenleri duyuracağı bir kulunu gönderir. Kalben iman ederim buna. Çünkü Aleyhissalatu Vesselam Efendimizin sohbetinde ashabı radıyallahu teala anhüm (Allah hepsinden razı olsun) Peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam'ın huzuruna gittiklerinde her zaman kendi istedikleri sohbetten bir paye bulurlardı. Çünkü Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam kalpleri de tamir etmeye geldi. Yani insanı imar ederseniz, zaten insan mekânı mamur edecek ya. Biz aslında insan imarı için uğraşıyoruz. Şimdi ben orada aslında bunu yaparken şunu istemiyorum. Yani hani biri bana teşekkür ettiğinde şeyden korkarım, yani ürkerim. Onun övgüsü acaba benim celladım olabilir mi? Yani o övgü Allah muhafaza, yani yedi mertebeli bir nefiste emmareyi uyandırıp beni çok büyük zarara sokabilir mi? Tabii ben kameranın olduğunu o an gerçekten düşünmedim. Keşke kameralar olmasa diyorum hayatımızda ama kameraların da gerçekten gerekli olduğunu hissediyoruz. Ya böyle bir anımız var ama çok utanmıştım o gün. Allah Teala bizi bu dünyaya şunun bilincinde olmamız lazım. İl ahir en güzel ameli hangimiz işleyeceğiz diye uğraşıyoruz ya. Ya bir hocam, kendi en güzel işleyeceğimiz amele odaklanalım. Ne günahı küçük görelim ne sevabı küçük görelim. Yani havfle reca arasında en güzel ameli yapmaya çalışalım. Ama sonuç mutlaka ki Allah'ın izniyle hüsn olur, güzel olur.