Nurullah Genç Şiirleri: Anlamlı, En Güzel Nurullah Genç Sözleri ve Alıntıları
"Yağmur" şiiriyle ismini geniş kitlelere duyuran Nurullah Genç, geniş imge denizinin içinde sebatkar bir şiir işçisidir. Şiirleri ile genç nesli yakalayabilmiş az sayıdaki modern şairden olan Genç, şiire yüklediği ilahi anlam ve sanatsal dokunuşlar ile öne çıkıyor. Bugüne kadar yazdığı eserler Nurullah Genç sözleri ve Nurullah Genç şiirleri başlıkları ile aratılan şairin en bilinen şiirlerini sizler için derledik.
Önceki Resimler için Tıklayınız
Kimse bilmez, güz nedir senin bahçelerinde
Gökkuşağı rengidir her mevsim ilkbaharın
Âbı-hayat süzülür senin bulutlarından
Senin ırmaklarındır akıp gider derinde
Unuttuk: terkedilmiş bir karanfildi ömür
Yapraklarında şehrin gözyaşları kurumuş
İstilâ kafesinde rengi simsiyah olan
Senin bakışlarında kahverengi görünür
Hatırlamak ekmeğin buğusunda mı kaldı
Hangi iftar akşamı bekledik sonsuzluğu
Şimdi nerde bir leylak açsa kalbimizdedir
Gökyüzü kapkaradır; umut yine bunaldı
Bazen gönül bir garip, sisli rüyada ölür
Gözyaşıyla yeşeren çiçek solmayı bilmez
Gittikçe uzayan yol durduğum anda biter
Kalbim bir bahçıvanın toprağına gömülür
Bu mahşer yutar beni asırlardan beridir
Bu hayat şimdi yalnız ikimizin adına
Bize düşman adımlar götürür bulutları
Yağmuru bulandıran gecenin elleridir
Nurullah Genç
Söylenmemesi Gerekenin Şiiri
kırılsa da baharı bekleyen pencereler
akrebin gözlerinden geçse de dehlizlerim
simsiyah bulutların arasından ansızın
çatlayan yüreğime koydu susuzluğunu
gündüzümde ışığı, gecemde hilâli var
evimin tenhâsında büyüyen melâli var
gemilerde aradım yüzünün görkemini
martılarla yoruldum, tayfalarla vuruldum
hüznü avutuyorum bir liman köşesinde
nefesini gizlemiş dalgaların sesinde
fırtınalar diner mi ulaşmadan sahile
hayalin bozkırında kurtkapanıydı ömrüm
nasıl da bir başıma kopardım dikenleri
nasıl da acımasız köprülerde yürüdüm
uzaktan gülümseyip deniz fenerlerine
sonunda mahkûm olup kapandım ellerine
vurgun yemiş denizin dibinde volkandır aşk
yaslı bir muammayı öğretir balıklara
balıklar derde düşen âşığı avuturlar
âşık ölünce kuşlar uçmayı unuturlar
güneşle buluşmayı göze alan, derinde
yağmur yüklü bir ömür paylaşır göklerinde
eleğim sağma renkler düşürünce şehrâyin
başlamalı yeniden içimizde bir âyin
nefesimde rüzgârın gölgesidir dağılan
kanımda gözlerinin hasretidir boğulan
melekler en çâresiz ânımda buldu beni
gaflet şarâbı içtim, âşikâr kıldı beni
baykuşlar dahi mutlu bu habersiz dönüşten
hangi yokuş daha yâr olabilir inişten
desturun var mı diye dururken eşiğinde
bizim olan bir kalbi bulsaydım beşiğinde
biliyorum, yalnızlık ekecekler bahçeme
bu nehir yine sarhoş akar mıydı ülkemden
biliyorum, yağmurda yürüyecek kötürüm
bir deprem ortasında yıkılır mıydı beden
âh, ölüm habercisi beyaz parıltılarım
âh, Azrâil çağıran çizgileri yüzümün
âh, paslanan kılıcın dudağında sönen mum
âh, yolcuyu hüsranla buluşturan uçurum
kim bilir kelebeğin kanadından bakanı
kim bilir baldıranda misk ü amber kokanı
baharda yağmur olur yüreğim, güzün sarı
yakamozlar içinde kışın kar tanesidir
derinden baktığında eritir aynaları
bana binlerce yılın ıstırâbıdır gelen
bana dönmez yüzünü efsaneler güzeli
hayal kırıklığıdır avucuma dökülen
âh bir tutunabilsem burçlarına güneşin
sessiz yürüyebilsem zifirî gecelerde
âh, küçük bir vatanım olsa kalbinde senin
kollarında vuslatı yudumlasak evrenin
titrek bir suskunluğun nidâsıydı târihim
senin olsun otağım, varım yoğum, tâlihim
susmalı ayrılığın uğursuz puhuları
yıkılmalı hayatı küçümseyen köprüler
âh, îdam fermanıyla yargılanan tanyeri
âh, bir gülün, içimde kımıldayan elleri
neden solsun bir çölün kumlarında şakâyık
sana tahtım da lâyık, bil ki, bahtım da lâyık
Nurullah Genç
Sensiz Kalan Bu Şehri Yakmayı Çok İstedim
Tenha bir aleve dönüştürdüm yüreğimi bir anda
tutuşturmak istedim beni böyle umarsız
bırakıp gittiğin bu zalim şehri
yakamadım; gözlerin dikildi karşıma bir caddenin tam ortasında
yorgun ve güzel bakıyordu gözlerime, ıslak ve kırgın
en nazenin türleri açmıştı papatyaların
hatıralarınla virandı içim; kuşlar kanatıyordu gönlümü
simsiyah bulutlar geçiyordu göğümden
anlamak üzreydim Neron'un Roma'yı neden yaktığını
karanlık bir koridor açıldı önümde; anlayamadım
yenik düşmüş bir Napolyon kadar mutsuzdum aslında
intiharla buluşan Hitler kadar çaresiz
yakmak üzreydim ki bu şehri, hatıraların
sağnak bir yağmur gibi boşandı üzerime
cüzamlılar geçti birden kavşaklarından şehrin
gözlerime baktılar, kızgındılar, kırgındılar
onlar da tutulmuşlar anladım sana bendeki kadar
onlar da terk ettiğin bu şehri çaresiz
yakmak istiyorlar, yakamıyorlar
saçların dikildi karşıma bir sokak köşesinde
her telinde parmaklarımın izleri parlıyordu
benzersiz kokunu alıyordu kıvrımlarından rüzgâr
cüzamlıların gözleri doluyordu saçlarına bakarken
ellerinde yalnızlığınla örülmüş
o meyus mutsuzluk,o pelerin
her biri bir kenarda darmadağın
çömelip kalıyordu, yutkunuyordu
rengi kaçıyordu pencerelerde perdelerin
nereye yürüdüysem bakışın, duruşun, sesin
anladım; söndürmeliyim tutuşan yüreğimi
kendimi yakmış olurum yakarsam bu şehri
çünkü sen her şeyinle bendesin
Nurullah Genç
Ateş Ve Ben
yüreği avucunda ateşi suyla yakan
bir kızın en anlamlı korkusudur suda kan
kim doldurur dünyasını, kitabı
okumayı bilmeyen çocukların
kısar sesini hüzün
kılıcından hüzzam damlar gecenin
kim ister parlamasın ayak ucunda bir mum
bir kelebek ağlasın her yerinden
nasıl da susuyoruz dokunarak acıya
suyun kalbinde ateş, ateşin kalbinde ben
Nurullah Genç