Arama

Mehmet Akif, polis tarafından nasıl takip edildi?

Yeni düzen olan Cumhuriyet rejimi ile birlikte kurucu kadronun içerisinde bazı isimlerin bulunmayacağı açıktı. Mehmet Akif de bu kafileden biriydi ve zamanı gelince o da Türkiye'den ayrılacaktı.1935 ortalarında Fransız hakimiyetindeki Antakya'ya giden Akif, orada da peşine bir polis takıldığını ve bu polisin Ankara'dan aldığı emir doğrultusunda yalan yanlış bilgiler topladığını bilmiyordu. Akif'in, ihtilal hukukuna göre sürekli izlendiği, hakkında rapor tutulduğu, aslı astarı olmayan bilgilerle rencide edildiği anlaşılıyordu. İşte Mehmet Akif'in polis tarafından takip edildiğine dair o belgeler...

1924 yılı, bütün Cumhuriyet tarihinin en çalkantılı dönüm noktalarından birini oluşturmakla birlikte, Akif için ayrı bir dönüm noktasıydı. İktidar kavgasının zirveye çıktığı bu yıllarda, 1923'ün kış aylarında Mısır'da Abbas Halim Paşa'nın misafiri olan Akif, 1924 ilkbaharında yurda dönmüş ve uzun zamandan beri çalıştığı Asım isimli kitabını yayımlamıştı.

Nisan ayında biten Asım, muhtemelen Ağustos sonunda yayımlandıktan hemen sonra Mithat Cemal, devrin büyük kalemleri Cenap Şahabettin, Abdülhak Hamid, Süleyman Nazif, Samipaşazade Sezai'yi evine davet ederek, Asım'ın şerefine yemekli bir davet vermişti. Bu ev davetinde çekilen bir fotoğraf karesinde, Mehmet Akif çok çekingen ve endişe dolu gözlerle bakmaktadır.

Akif, kendisi için verilen yemekte muhtemelen Asım'dan parça okutulacağı endişesiyle "daha mütevazı ve daha terbiyeli" oturmaktadır. Fakat bu arada Mithat Cemal, yıllar sonra yazdığı "Korku" başlıklı bir hatırasında çok dikkat çekici bir noktaya temas etmiştir:

"Mısır'a son gidişinden evvel İstanbul'daki halini düşünüyordum. Bir kenarda olmak, uzak olmak, kimseye çarpmamak için az mevcut olmak istiyordu. Kımıldadıkça başkalarının yerini alıyor gibi çekingen bir hali vardı. Dertlerini kendi emziriyor, kendi büyütüp yetiştiriyor, bir kadın kadar gizli ağlamayı biliyordu."

Aslında fotoğraf karesindeki Akif'in ruh halini yansıtan bu sözler onun nasıl bir atmosfer içinde olduğunu, en azından başına gelecek meşum hadiseleri sezdiği anlaşılıyor. Dostlarıyla belki de son defa aynı masada sohbet edip yemek yiyen Mehmet Akif, çok değil bir sene sonra Türkiye'den ayrılacaktı. Ne var ki, Mısır'a gitmesi çeşitli dedikodulara sebep olmuş, Türkiye'ye döndükten sonra da bu dedikodu kumkuması devam etmişti.

Aleyhinde konuşanların bir kısmı, Şeyh Sait İsyanı üzerine kurulan İstiklâl Mahkemesi'nin Sebilürreşad dergisinin sahibini de tutuklamasıyla başlayan olaylar sonucunda "korkuya tutularak" Mısır'a gittiği düşüncesindeydi. Bir başka dedikoduya göre Akif, Şapka İnkılabına, daha geniş genel anlamda ise Türkiye'nin "eksen kayması"na yol açtığı için tercihini Mısır'dan yana kullanmıştı.

Öte yandan 31 Aralık 1950 yılında, Ankara Halkevinde yapılan ihtifalde konuşan Şefik Kolaylı, Akif'in Mısır'a gidişini şu cümlelerle anlatır:

"Bir Cumartesi günü idi, yanında Prof. Fazlı Yegül de vardı. Yarın Mısır'a gideceğini ve arzı vedaya geldiğini söyledi. Çocuklarının tahsil ve terbiye çağı olduğunu, şimdi Mısır'a gitmekle çocukların tahsillerinin sekteye uğraması muhtemel bulunduğunu ileri sürerek kararından vazgeçmesinde ısrar ettik. Akif, büyük bir hüzün ve teessür içinde dedi ki: "Arkamda polis hafiyesi gezdiriyorlar. Ben, vatanını satmış ve memlekete ihanet etmiş adamlar gibi muamele görmeye tahammül edemiyorum ve işte bundan dolayı gidiyorum."

Şefik Kolaylı'ya göre, Akif, izzetinefsiyle oynandığı düşüncesiyle Mısır'a gitmişti. Akif'in müstakil bir Türkiye yerine İngiliz gözetimindeki Mısır'a gönül rızasıyla gitmediği, oradaki hayatından da memnun olmadığı, son derece bedbin ve karamsar olduğu, son Safahat'ındaki şiirlerinden bellidir. Yeni rejimin bazı sözcülerinin yersiz tavır ve tutumları, bazı incitici sözleri de Akif'in Mısır'a gitmesini hızlandırmıştı.

On bir yıl Mısır'da yaşayan Akif, son zamanlarında iyiden iyiye hastalanınca hava değişikliğini tavsiye eden doktorların uyarısını dinlemiş ve sırasıyla Beyrut, Lübnan ve Antakya'daki dostlarının misafiri olmuştu. Cebel-i Lübnan'da bir ay kaldıktan sonra, 1 Ağustos 1935 yılının Perşembe günü dostlarından aldığı bir davetle Fransız hâkimiyeti altındaki Antakya'ya giden Âkif, tıpkı Türkiye'de olduğu gibi peşine bir polis takıldığının ve bu polisin aldığı emir doğrultusunda yalan yanlış bilgiler topladığının da farkında değildi.

2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN