Jack London'dan mutlaka okunması gereken 14 kitap
Jack London'ın ABD'nin ilk ve tek proleter yazarı olduğunu biliyor muydunuz? Ya da dünyaca ünlü kitabı Demir Ökçe'nin distopya edebiyatının ilk örneği olarak kabul edildiğini? Sizler için Jack London'dan mutlaka okunması gereken 14 kitabı derledik.
Önceki Resimler için Tıklayınız
Jack London, doğa-insan ilişkisini ele aldığı ve toplumsal sorunları irdelediği öykü ve romanlarıyla dünya edebiyatının önde gelen yazarlarından biri olmuştur.
12 Ocak 1876'da San Francisco'da doğdu. 22 Kasım 1916'da California Eyaleti'nin Oakland kentinde öldü. Asıl adı John Griffith London'dır. Çocukluğu yoksulluk içinde, küçük yaştan başlayarak çeşitli işlerde çalışarak geçti. Amerikan toplumunun aşağı tabakasının insanlarını tanımasına olanak veren gazete satıcılığı, tayfalık, balıkçılık, deniz polisliği gibi işlerde çalıştı. 1894'te Washington'a doğru yürüyüşe geçen işsizler ordusuna, 1896'da Alaska'da Klondike bölgesinde altın arayanlara katıldı. Kısa bir süre hapis yattı. Liseye yazılıp bir yıl okuduktan sonra California Üniversitesi'nin sınavını kazandı. Ancak öğrenciliği bir yıl sürdü.
1898'den sonra dergilerde öyküleri çıktı. 1903'te yayımladığı Vahşetin Çağrısı kitabıyla oldukça tanınan bir yazar oldu. Artık kitaplarının geliriyle geçinebiliyordu. Bu dönemden sonra yalnızca yazarlık yapmaya başladı. Çeşitli üniversitelerde konferanslar vermek ve 1904'te Rus-Japon Savaşı'nda gazete muhabirliği yapmak için kısa süreli ayrılmalarının dışında Oakland'daki çiftliğinde yaşadı. 1913'te artık Amerika'nın ve bir ölçüde de dünyanın en çok okunan, en çok telif üzreti alan yazarı haline gelmişti. Ancak gençlik günlerinden gelen iki alışkanlığı, çok çalışmak ve aşırı içki içmek, sağlığını ve sinirlerini oldukça yıpratmıştı. En çok okunan romanlarından Martin Eden'in kahramanının yaptığı gibi, kendi yaşamına son verdi.
Jack London, Uçurum İnsanları adlı kitabı 1902 yılında, üzerinde güneşin batmadığı Büyük Britanya İmparatorluğunun ihtişam ve gücünün doruğunda olduğu bir dönemde kaleme almıştır. Britanya İmparatorluğu'nun bu ihtişamlı döneminde ulusun başkentinde kol gezen sefalet ve yoksulluk ele alınmıştır.
Kitabı incelemek ve satın almak için tıklayınız…
Jack London'ın yarı otobiyografik romanı Martin Eden, 20. yüzyıl başında sosyal ve ideolojik meseleler ağırlıklı içeriğiyle Amerikan edebiyatında büyük ölçüde kabul görmüştür. London farklı sınıflar arasındaki zihniyet ve değer farklarını gözlerimizin önüne sererken, statü ve servetin Amerikan toplumundaki hayati önemine işaret eder. Romanın ana temalarından biri, başarı ve refah yolunun sosyal sınıf farkı gözetilmeksizin herkese açık olduğu şeklinde özetlenebilecek Amerikan Rüyası'dır. Ya da bu idealin yarattığı muazzam hayal kırıklığı…
London, romanı bir sanatçının çıraklıktan olgunluğa geçiş sürecini işleyen Künstlerroman geleneğinde yazmıştır. Martin'in aşkı uğruna eğitimsiz genç bir işçiden başarılı ve rafine bir yazara dönüşüm mücadelesini anlatır. Kahramanı hedefine ulaştığında ise motivasyonunu ve heyecanını çoktan yitirmiş, trajik bir sona doğru sürüklenmektedir.
Bir akademisyen meslektaşını öldürerek San Quentin Hapishanesi'ne düşen eski bir profesör, burada yaşam boyu hapis cezasını çekerken maruz kaldığı korkunç işkenceden kaçmak için zihinsel taktikler geliştirir. Acı çeken bedenini terk ederek, tarihin farklı dönemlerinde, farklı coğrafyalarda geçen önceki yaşamlarına geri döndüğü yolculuklara çıkar. Jack London'ın korkunç San Quentin'de beş yılını geçiren arkadaşı EdMorrell'dan esinlenerek yazdığı Yıldız Gezgini'nin anlatıcısının her bir geçmiş yaşam deneyimi, bağımsız birer öykü olarak da okunabilir. London bu en özgün yapıtında, astral seyahat ve yeniden doğuş çevrimi üzerine kafa yorar. Ancak insanlık durumunun bu dirayetli gözlemcisinin asıl derdi, ABD'nin gaddar ve çürümüş hapishane sistemini gözler önüne sermektir.
Çocukluğu yoksulluk içinde geçen ve kitaplarla 10 yaşında tanışan Jack London'ın macera dolu bir hayatı olmuştur. Bu hayattan ilham alan yazar, gençken vaktinin çoğunu San Francisco koylarında istiridye korsanı olarak geçirmiş, bir fıçının içinde denizde yolculuk yapmış, bütün ülkeyi baştan başa bir trenden diğerine atlayarak dolaşmış ve Pasifik okyanusunda yelken açmıştır. 1896'da ise Klondike'ta altına hücuma katılan Jack London, bu yolculuğundan pek çok öyküyle dönmüştür ve Buzun Çocukları'nda da buradaki maceralarına dair büyüleyici öykülerinden bazılarını bir araya getirmiştir.
Alaska'daki Amerikalılarla ilgili kısa öykülerin toplandığı bu kitap, öldürücü soğuklara, uzaklarda yaşayan yerlilere, altın madencilerine ve toprağın maruz kaldığı tehlikeye karşı tepkiye odaklanır. Yerlilerin ve yeni gelenlerin karşılıklı eylem ve çatışmaları, aynı zamanda yabancı bir kültürle karşı karşıya kalan insanların deneyimleri olarak da okunabilir.