Göğe baktıran şair Turgut Uyar neden şiir yazmayı bıraktı?
Sadece şiir yazmak için yaşayan bir şairdi Turgut Uyar. Eserlerinin çoğunda Garip akımı etkisinde kalmasına rağmen, bir atılımla şiir ve anlam bakımından çok farklı bir alana yönelerek, üçüncü kitabı olan "Dünyanın En Güzel Arabistan'ı" isimli eserini oluşturdu. Burada söz sanatlarının bolca kullanıldığı bir anlayış benimsedi ve bireyin iç dünyası, yalnızlığı ve açmazını ortaya çıkaran bir yaklaşımla, yeni imkanları zorlayan bir şiirin peşine düştü. Peki, mutsuzluğun ablukasını kıran Turgut Uyar, neden 7 yıl şiir yazmadı?
Önceki Resimler için Tıklayınız
Türk şiirinin en yalnız, en mutsuz, en umutsuz... bu yüzden de -mutlu değilse bile- en kalabalık, en umutlu şairinden kısa sürmüş uzun bir yolculuğun tüm konakları!... Öncü bir dil, sevgiyi bile acıtan bir duyarlık ve "bütün mümkünlerin kıyısı"nda yaşanan çaresizliğin son sığınağı...
"Sizin alınız al inandım
Morunuz mor inandım
Tanrınız büyük amenna
Şiriniz adamakıllı şiir
Dumanı da caba
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız"
Turgut Uyar ile nasıl tanıştıklarını anlatan Tomris Uyar, o sırada Cemal Süreya'dan ayrılmak üzere olduğunu söyler ve şöyle devam eder: "1966 yılında ben zaten Cemal Süreya'dan ayrılmak üzereydim. O da eşinden ayrılmıştı. İstanbul'a gelmişti çocuklarıyla. Burada tanıştık. Asıl tanışmamız herhalde o, çünkü o zaman daha yakın oturup konuşma fırsatını bulduk ve mektuplaşmaya başladık. Bu mektuplar önce sadece şiir üzerine mektuplardı. Hâlâ duruyor bende. Genellikle onun şiir üzerine düşünceleri, benim onun şiirleri üzerine düşüncelerim… Ve anladığım kadarıyla çok sıkışık bir dönem geçiriyordu. Yani evlilik hayatında bir süredir yaşadığı tedirginlik ve uyumsuzluk şiirini de etkilemişti, yedi yıldır şiir yazmıyordu. Esin periliği olarak ifade etmek istemiyorum ama herhalde çok konuştuğum, çok dürttüğüm, yazmasını çok rica ettiğim için diyeyim, yavaş yavaş şiir yazma isteği yeniden doğdu."
Eskiden" demeli artık: Şairler, eskiden, sadece şiir yazmaz, başta kendi şiirleri olmak üzere şiir üstüne düşünür, bunun kavgasını da verirlerdi dergilerde; çünkü onların, yaşadıkları topraktan dünyaya, "insanlığa" diyecekleri vardı, ve belki bundan da önemli olarak kendilerine verdikleri bir "söz"leri vardı; bunun peşine düştüler.
Turgut Uyar, "bu söz"ün peşine en sık ve en ısrarlı şekilde düşmüş olmasıyla ayrılıyor kuşağının şairlerinden. Dünyanın En Güzel Arabistanı adıyla, dünya durdukça duracak bir Şâh Şiir'in şairi olmakla yetinmeyip, şiire-şaire bugün de yol gösteren "Korkulu Ustalık", "İlkin Cesaret", "Dikiş Payı", "Ozanın İşi", "Efendimiz Acemilik" ve "Çıkmazın Güzelliği" adlı yazılarıyla, şairin, şiir yazmak dışında, başka, bambaşka sorumlulukları da olabileceğinin örneğini veriyor bize.
Bu örneğin hâlâ benzersiz verimi ise Bir Şiirden: Şair, Abdülhak Hâmit'ten Yahya Kemal'e, Nâzım Hikmet'ten Orhan Veli'ye, Oktay Rifat'tan Metin Eloğlu'na, ele aldığı şairin "bir şiiri"nden yola çıkarak, "yol"u kendinden önce yürümüşlerin ve birlikte yürüdüklerinin, neyi-nasıl-niye yaptıklarına bakıyor; bizim için.
Turgut Uyar'ın ailesi müzik duyarlılığı olan ve çeşitli enstrümanlar çalan bir aileydi. Şiir alt yapısında ailesinin sanata olan yakınlığının büyük rolü oldu. Çocukluk yıllarında şiir yazmaya başlayan Uyar, şiire nasıl başladığını şu şekilde anlatır:
"Daha ilkokulda vezin ve kafiyeden haberim olmadığı çağlarda manzumeler yazardım. Sonra ortaokul ve lise devresinde boyuna yazdım. Günde üç beş şiir, haftada on beş, günde bir roman yazıyordum. Ama ne şiirler ve romanlar. Liseyi bitireceğim yıl, Hayyam, Nedim, Yahya Kemal, Tevfik Fikret, Hamit ve Haşim kıskıvrak tutmuşlardı. Taklit ettiğimi bile bile onlara özenerek, bildiğim ve becerdiğim kadar terkipli filan gazeller mazeller yazardım. Hatta Makbere Mezar adıyla bir nazire bile yazmıştım. "