Arama

Bir muhabirin gözüyle Mehmet Akif Berlin’de neler yaşadı?

Çağının hiçbir problemini gözden kaçırmamış, bir şair-mütefekkir olarak gerçekçi, akılcı, samimi, uyanık ve ilerici bir Müslüman… Mehmet Akif… Çağına dair teşhisleriyle isabetli çözüm önerileri sundu. Bu öneriler de Doğu ve Almanya seyahati kaynaklıdır. Peki, Mehmet Akif Berlin seyahati boyunca neler yaşamıştır? İşte, İkdam gazetesinin Berlin muhabiri tarafından takip edilen Mehmet Akif'e dair önemli ayrıntılar…

Safahat'ında sık sık Doğu ve Batı'yı yani İslam medeniyeti ile Avrupa medeniyetini karşılaştıran Mehmet Akif'in gerçekçi ve isabetli tespitleri, dikkatli bir gözleme ve her tarafını adım adım gezdiği Doğu seyahatlerine ve Almanya seyahatine dayanır.

Mehmet Akif'in üç yüz elli milyon Müslümanın biner biner öldürülmesine seyirci kalan Avrupa'nın çifte standardını gözler önüne serdiği, "hisli vicdanını" kaybeden Batı karşısında Müslümanların kurtuluş reçetelerini yansıttığı Berlin Hatıraları, Avrupa'ya tek seyahati olan Berlin seyahatinin ürünüdür.

Teşkilât-ı Mahsusa kanalıyla Almanya'ya gönderilen Mehmet Akif dışında değişik tarihlerde Sebîlürreşâd mecmuasının muharrir grubundan Abdülaziz Çaviş, Abdürreşid İbrahim, Şeyh Salih Et-Tunûsî, Halim Sabit, Alimcan İdrisî gibi yazarlar da Almanya'ya seyahat etmişlerdi.

Harbiye Nezâreti bünyesinde kurulan "Teşkilât-ı Mahsusa", Enver Paşa'ya bağlı olup bünyesinde Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde herkesçe tanınmış ilmî, edebî, siyasî şahsiyetleri bulunduruyordu. Teşkilât-ı Mahsusa'nın Başmukandanlık nezdinde müşavirlik vazifesini ise Şeyh Salih Şerif Tunusî yürütmekteydi.

Yakın dostu Eşref Edib, Âkif'in Berlin seyahatini ve vazifesini kısaca, "Harbiye Nezâreti'ne merbut (bağlı) Teşkilât-ı Mahsusa kendisine mühim vazifeler tevdî etti (verdi). Bunun üzerine Berlin'e gitti." şeklinde açıklamaktadır.

Eşref Edib, bu cümlelerde geçen "Teşkilât-ı Mahsusa kendisine mühim vazifeler tevdî etti (verdi)." ifadesini, Mütareke'den sonra bir gün kürsüde Avrupalıların taassuplarından (bağnazlıklarından) bahsederken bizzat Akif'ten duymuştur.

Midhat Cemal ise Akif'in Almanya'da İtilâf ordularından esir alınmış yüz bin Müslüman kardeşine hakikati söylemek için bu işin kutsiyetine (kutsallığına) inanarak koştuğunu tespit etmektedir.

Prof. Martin Hartmann'ın Schabinger'e gönderdiği bir mektupta Hartmann, Akif'i "Yeni zamana ayak uyduramamış Türk dar kafalılığının bir temsilcisi olarak, eski usullere göre verimsizce çalışmak istemekte..." şeklinde anlatır.

Kadir Kon, çalışmasında Alman tarihçi Gerhard Höpp'ün Birinci Dünya Savaşı'nda Almanya'daki Müslüman esirler üzerine yazdığı kapsamlı çalışmasında Akif'le ilgili çok az bilgiye yer verildiğini söyler.

Bu araştırmadan çıkan bilgiler, bir Alman müsteşrikin (doğu bilimcinin) gözüyle olumsuz ve haksız bir Akif portresini bize yansıtmaktadır. Ancak okuyacağınız bu yazının devamında Akif hakkındaki değerlendirmeler, Almanya'da bulunan ve "bizden biri olarak" meseleyi tahlil eden ve bu alanda yeterli bilgi ve birikime sahip olduğu anlaşılan bir muhabir tarafından yazılması itibariyle son derece önem arz eder.

2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN