Arama

Yusuf Ziya Ortaç'ın kendi kaleminden hayatına dair notlar

Yusuf Ziya Ortaç, edebiyatımızın Beş Hececiler olarak adlandırılan grubun üyesiydi. Bununla beraber güçlü yazar ve şairliğiyle tanınır; edebiyat öğretmenliği, yayımcılığı ve siyasetçi yönüyle bilinirdi. Döneminin önemli mizah yazarlarındandı. Edebiyata olan sevdası onu mühendislik hayalinden almış, Bizim Yokuş'un önemli isimleri arasına dahil etmişti. Yaşadığı süre boyunca en büyük sırrı çok sevdiği dergiye en güzel şiirini göndermemiş olmasıydı. İşte, Ortaç'ın "kaleminin kendisine tahammülü kadar" yaşam öyküsü…

Beylerbeyi'nde doğmuşum, bostanlara karşı bir evde… Yıl, 1895… Babam, mühendis Süleyman Sami Bey. Yalnız çizgi adamı ve rakam adamı değildi, kafa ve kalp adamıydı da… Ne güzel bir kalemi vardı. Bir kere eli kalkmadı bana. Bir kere bile öfkeyle bakmadı gözlerime… Bir kere kaşları çatılmadı dargın dargın…

İyi yetişmemi isterdi. İlkokulu bitirir bitirmez, Kuzguncuk'ta Alyans İsrailit mektebine yazdırdı beni, Fransızca öğreneyim diye… Türkçeyi evde özel öğretmenler okutuyordu. Dikkat ettiniz mi? Öğretmen demedim, öğretmenler dedim. Çünkü Türkçenin adı Osmanlıca idi ve iki yabancı dil karşılığıydı: Arapça, Farsça!

Ne kadar genç öldü babacığım. Kırk yedi yaşında… Annem sağ değil. Ben Vefa İdadisinde öğrenciydim o zaman. Öldüğü gecenin ertesi gün hendese imtihanına girecektim. Bedros Efendi idi hocamız. Onun gibi hoca var mıdır acaba? Bir davayı çözsün de anlamayalım, imkansız.

En gözde öğrencisiydim Bedros Efendi'nin. Üçgenin yüz ölçüsünü mü anlattı?
- Gel 121 derdi, tekrar et!

Eee, mühendis oğluydum, mühendis olacaktım. İmtihana cenaze dönüşü, sapsarı bir yüzle girdim ve kıpkırmızı gözlerle çıktım: Hocamı ve mümeyyizleri de ağlatarak.

Fenden edebiyata geçişim bir inatlaşma yüzünden olmuştur: Sınıf arkadaşım Salâhattin'den sınıf birinciliğini almıştım ama edebiyat da beni bir daha beni geri vermemek üzere almıştı. Halit Fahri Ozansoy'un Kehkeşan dergisinde yarışmayı kazanan şiirim, armağan edilen bir ipek kravatla beni boynumdan bağlamıştır Bizim Yokuş'a!

Size bizim yokuşu anlatacağım. Eski adı Bab-i âli yokuşu… Gazeteler, dergiler, matbaalar bu yokuşta toplanmıştı benim gençliğimde. Yokuşun alt başında Sabah Matbaası vardı, Mihran Efendi'nin. Başyazarı Diran Kelekyan. Üst başına ikdam Yurdu, Ahmet Cevdet Bey'in… Bir de şimdi tatlıcı olan Meserret'in yan sokağı Ebussuut Caddesi'nde Tercüman… İşte, koca Osmanlı İmparatorluğu'nun bütün matbuatı!

2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN