İki dünya arasında dahi bir Virtüoz: Şerif Muhiddin Targan
Peygamberimizin otuz yedinci kuşaktan torunu, Safiye Ayla'nın eşi... Şerif Muhiddin Targan, üç-dört yaşlarındayken musikiye olan ilgisi onu Amerika'ya kadar götürmüş, tüm dünyanın tanımasına vesile olmuştu. Targan, Türk musiki tarihinin kaydettiği sayılı ud virtüozlarından biri; piyano ve çello gibi batı sazlarında usta bir icracı, bestekar olmakla beraber aynı zamanda bir ressamdı. Mehmet Akif Ersoy yakın arkadaşıydı ve ilk eserini ona ithaf etmişti. Ayrıca Peygamber aşığı bir şairin portresi yine peygamber torunu tarafından yapılacaktı.
Önceki Resimler için Tıklayınız
Hâtıralarımı kayda başladım, Allah'tan ikmâle muvaffak eylemesini dilerim.
Amerika'da sanatkâr ve müzisyenlerle iç içe yaşayan Şerif Muhiddin Bey, dikkat çekici olay ve şahıslarla ilgili hatıralarını ayrı başlıklar altında kaydeder. Bunlar arasında Godowsky, Mischa Elman, Piyanist Jozef Hofmann, Kemanî Jascha Heifetz, Piyanist Vilademir de Pachmann, Kemanî Kreisler'e dair hatıralar dikkat çekicidir. Şerif Muhiddin Bey'in Amerika intibaları, oradaki sanat muhitinden istifadesini, kimlerle tanıştığını, sanatı karşısında müzik otoritelerinin nasıl hayran kaldığını gözler önüne sermesi bakımından son derece kıymetlidir.
Defterde Şerif Muhiddin'in Mehmed Âkif ve Abdülhak Hâmid'e de ayrı bir bölüm ayırdığını görülür. Her iki şairin de portresini yapan Şerif Muhiddin'in "Abdülhak Hâmid Bey'in Portresini Yaparken" başlıklı hatırası ile Âkif'e dair "Şair Mehmed Âkif Bey'den Bir Suâlim" ve "Abdülhak Hâmid Bey'in Mehmed Âkif Bey hakkında Bana Söyledikleri" başlıkları altında yazdıkları, bildiklerimizi pekiştirecek her iki şairin biyografisine renk katacak türdendir.
Meşhur Kemanî Göbel (Goebel)'in Amerika'daki büyük muvaffakiyetinden sonra Mişe Elman (Mischa Elman)'ın şöhreti başlamıştı. Bir aralık Mişe Elman rakipsiz bulunuyordu. Tam o sıralarda "Hayfeç" (Heifetz)9 namında bir Kemanî zuhur etti. Bu sanatkâr da Elman'ın hocası Auer'in talebesinden idi. Pek müstesna olduğu ağızlarda dolaşıyordu. Carnegie Hall'de debü konseri kararlaştırılarak meraklılar toplanmış, gelenler arasında meşhur Piyanist Godowsky ile Mişe Elman da aynı locada bulunuyormuş; Hayfeç, programın ilk parçasını harikulâde bir surette çalıp bitirince, mendille yüzünü silerek,
Elman: "Bugün hava ne kadar sıcak!"
Godowsky: "Piyanistler için değil!"
Mişe Elman bir aralık oda musikisi yapmak merakında idi. Benim de New York'ta bulunduğum sıralarda bu merakı devam ediyordu. Çok defalar evine davet olunmuştum. Fırsat buldukça bilhassa kuartet topluluğu yapar ve birinci kemânî olarak kuartete katılırdı. Elman'ın kemandan çıkardığı ses, güzellikçe müstesna idi. Kuartette birinci kemanın vazifesi ikinci planda görünmek icap ettiği zamanlarda da Elman yine asıl "tem"i çalıyormuş gibi en sade, hafif olması icabet eden notaları ilk planda terennüm ederek Elman'ın sesi diğerlerinden daima kuvvetli olarak duyuluyordu.
Bir gün Godowsky'nin evinde davetli, akşam yemeğinde bulunuyordum. Sofrada "Sam Franko" da vardı. Yemeğin sonuna doğru Mişe Elman geldi. Godowsky, "Mişe buyurun" dedi. Elman "Yemek yedim, kahve içerim" dedi ve Mösyö Franko'nun yanına oturdu ve konuşmaya başladılar. Bir aralık Elman, Franko'yla fazla yüksek sesle konuşmağa başlamıştı. Godowsky "Elman Elman o kadar yüksek konuşma! Kuartet çalmıyorsun." dedi.
Orkestra Şefi "Mengelberg" New York Senfoni Orkestrası'nın şefliğinden ayrıldığı esnada idi. Büyük Piyanist Jozef Hofmann ile bir partide buluştum. Mengelberg'le çalıp çalmadığını sordum: "Bir kere" dedi.
Belçika'da orkestra ile çalacaktım; Şef Mengelberg'di. Pek garip bir muamele karşısında kaldım. Konçertonun kısımlarındaki tempolar hakkında bir müzakereye bile ihtiyaç görmeden Hofmann bana "Ben nasıl idare edersem öylece çalarsın" dedi. Bir daha ben de onunla çalmadım, dedi.
Paris'teki fevkalade muvaffakiyetinin akisleriyle New York'ta Carnegie Hall'de meraklı bir dinleyici topluluğu karşısında çalıyordu. Ben Jozef Hofmann ile sonradan evlendiği genç piyanist olan refîkasıyla bir locada bulunuyordum. Yanımızdaki locada Rahmaninof oturuyordu. Program çok yüklü, Horoviç (Horowitz) de pek müstesna kudret ve mukavemetle programını bitirdi. Birkaç ankor da çaldı. Konser bitince Rahmaninof bizim locaya girdi. Rahmaninof gülerek çok uzun boyuna rağmen pek çevik adımlarla çıktı gitti. Sonra Hofmann dedi ki, Rahmaninof(u) nasıl bulduğumu, sordu.