Arama

Hemingway laneti!

Hemingway laneti!

, her durumda kendini vurmaya meyilli, ayaklanma ve iç savaşın olduğu her yerde var olan yazar Hemingway, bunların dışında son edebi boksörcü, avcı, kampa ve doğaya düşkün bir adamdı… Sık sık kendini öldürmekten bahseden yazarda intihar denemeleri baş gösterdi ve bir sabah eline aldığı bir çifteliyi şakağına dayayarak bu amacına ulaştı…

"Yalnızca üç gerçek spor vardır: Boğa güreşi, araba yarışı
ve dağcılık. Bunların dışında kalanların hepsi birer oyundur."

boyunca şarbon, sıtma, cilt kanseri ve zatürree gibi birçok hastalıkla mücadele etti. İki uçak kazası atlattı. Diyabet, böbrek yırtılması, hepatit, dalak yırtılması, omurga kırığına rağmen yaşamaya devam etti. Önüne geçemediği tek şey kendisi oldu. En sonunda, en sevdiği silahını eline alıp evinin antresine gitti ve intihar etti.

"Hemingway kendini vurdu. Eve kestirmeden giden adamı sevmem ben."
William Faulkner

İsmini babası ve amcasından alan 'Ernest Miller Hemingway' 21 Temmuz 1899 tarihinde beş çocuklu bir ailenin iki erkek çocuğundan birisi olarak ABD'de doğdu. Kendisi gerçekte bir nevi Rambo. Makineli tüfekle köpekbalığı tarıyor, el bombalarıyla denizaltılara kafa tutuyor ve koca koca ülkeleri birbirine düşürüyordu. İşte bambaşka yönleriyle Hemingway

ÇOCUKLUĞUNU KIZ KIYAFETLERİ GİYEREK GEÇİRDİ

Çocukluğunun büyük bölümü annesinin isteği üzerine kız kıyafetleri giyerek geçirdi. Annesi saçını kız saçı gibi kestiriyor ve komşularına onu, kızı 'Ernestine' diye tanıtıyor ve belki de bu yüzden Hemingway hayatı boyunca başkaldıran maço bir tavır takınıyordu.

1928'de babası intihar eder ve kız kardeşi Madelaine'nin anılarında yazdığına göre ona "Ben de muhtemelen onun yolundan gideceğim." der.

Hemingway soyadını taşıyıp da intihar eden tek insan babası değil. Hemingway ve babası dışında tek erkek kardeşi Leicester ve kız kardeşi de ölmek için intiharı seçiyor. Depresyon, uyuşturucu ve birçok sorun daha Hemingway'lerin peşini bırakmıyor. Torun Margaux Hemingway, dedesinin ölümünden 35 yıl sonra 2 Temmuz 1996'da ölümcül dozda phenobarbital alarak dedesiyle aynı gün intihar eder.

"Seven, hükmeden ve temelde iyi niyetli babalarda, insanı çıldırmaya götüren şey nedir acaba?"
Gregory Hemingway

BİR BAŞKA TUTKUSU SAFARİ

Avrupa'da yaşadığı yıllarda sık sık boğa güreşlerine giden Hemingway'in bir başka tutkusu da safari. "Bir keresinde 400 tavşan vurdum." diyerek basına av seferleriyle övünüyor. Laneti bu seferlerde de peşini bırakmıyor. 1954'te Afrika'da gittiği safariler sırasında 2 günde 2 uçak kazası atlatıyor. İlki az hasarlı olsa da ikincisinde karaciğer, dalak ve böbreğinde yırtıklar, omurgasında kırıklar oluşuyor. Çeşitli yerleri yanan Hemingway'in kafatası da çatlıyor.

HAKLA ONU HEMINGWAY!

Hemingway ile İrlandalı yazar ve şair , oldukça yakın dostlardı. İki yazar Paris'teyken sık sık baş başa dışarı çıkardı. Bu buluşmaların çoğunda Joyce, kavga çıkarırdı. Hemingway boksa bayılırdı ve hatta bir seferinde Jack Dempsey onunla antrenman yapmaktan ne denli korktuğunu şu şekilde dile getirmişti: "Boksa yeteneği olduğuna gerçekten inanan biri olarak Hemingway'in kendini ringe atarken delirdiğini düşünürdüm. Onu durdurabilmek için canını yakmam gerekirdi."

Joyce ne zaman bir kavgaya bulaşsa yaptığı tek şey "Hakla onu Hemingway!" diye bağırmaktı. Hemingway'in, dostunun düşmanına düşünmeden saldırmasıyla ikili, tarihteki ilk ve son edebi boksörler olarak anılmaya başladı.

"O adamın bütün işi palavra ve boğa güreşi."
Zelda Fitzgerald

HEMINGWAY'İN ONURUNA BALIKÇILIK TURNUVASI

1934'te yayınlanan öykü kitabından kazandığı parayla kendisine 11.5 metrelik bir tur teknesi alan Hemingway, ismini "Pillar" koyarak teknenin donanımını ciddi anlamda geliştirdi. Ardından uzman bir balıkçı oldu. 1938 senesinin yazında tek başına 52 tane kılıçbalığı yakaladı. Hatta Hemingway'in balıkçılığı Küba'da öylesine büyük bir efsaneydi ki Castro 1960 senesinde Hemingway'in onuruna balıkçılık turnuvası bile düzenlemişti.

1935'te Hemingway güverteye çıkardığı hayvanla ile öylesine boğuşmuştu ki Colt tabancasıyla kendini her iki bacağından da vurmuştu. Bu durum Yaşlı Adam ve Deniz romanına da ilham oldu.

Hemingway ile arkadaşı Mike Stater boyunun 4 metreden fazla olduğu iddia edilen dev kılıçbalığını yakaladıklarında hayvanı makarayla çekebilmek için saatlerce uğraşmışlardı. Teknenin etrafında dolaşan köpekbalıkları yüzünden Hemingway, Thompson marka makineli tüfeğiyle etrafı taradıysa da suya karışan kan daha büyük bir sürüyü kendilerine çekti. O sırada kılıçbalığı çoktan güverteye alınmış ve yarısı temizlenmişti. İç organları çıkarıldıktan sonra bile 227 kiloydu.

"Yaşlı Adam ve Deniz" ile 1953'te Pulitzer ve 1954'te Nobel'i kazanıyor. Nobel konuşmasını iki dakikada bitirerek "Bir yazar için çok uzun konuştum. Yazar dediğin söylediklerini yazmalıdır. Konuşmamalıdır." diyor.

ALMAN DENİZALTILARINI AVLADI

1942'de Alman denizaltıları Amerikan yük gemilerini batırıyordu. Deniz kuvvetleri hâlâ Pearl Harbor'ın yaralarını sarmaya çalıştığından sivillere kendi tekneleriyle sahilde devriyeye çıkmaları için gönüllülük çağrısı yapmak zorunda kaldı. Bu gönüllülere de "Hooligan Navy" adını verdiler. Hooligan Navy üyeleri devriye gezdikten sonra olan biteni telsizle rapor ediyorlardı. Bir kişi hariç…

Hemingway kendini kaptan ilan edip, Küba kıyılarında karşısına çıkacak Alman denizaltılarını ciddi ciddi batırmak niyetiyle Thompson marka makineli tüfeği ve el bombalarıyla devriyelere katılıyordu. Kurduğu karman çorman tayfada bir milyoner, bir denizci, Basklı jai alai oyuncuları ve boğa güreşçileri buluyordu. Hemingway, Alman denizaltılarının Pillar gibi bir tekneyi gördükleri zaman yüzeye çıkıp onlara doğru geleceğini ve kısıtlı torpidoları yüzünden yalnızca güvertedeki silahları kullanacağını düşünüyordu. Asıl planı denizaltılara mümkün olduğunca yaklaşabilmekti. Böylece Basklı jai alai oyuncuları el bombalarını denizaltının kulesine atarken, diğerleri de makineli tüfeklerle katliam yapabileceklerdi. Kulağa çok heyecanlı geldiği doğru ancak Hemingway bir tane bile denizaltı batıramadı. Hatta görmedi bile. Bunun üzerine insanlar Hemingway'in devriyelerinin aslında yalnızca arkadaşlarıyla içip, balık tutmaktan öte bir şey olmadığını iddia etmeye başladılar.

"Hayat hakkında yazabilmek için önce onu yaşaman gerekir."
Ernest Hemingway

SAVAŞ MUHABİRLİĞİ

1944'te Hemingway, Collier's dergisi için savaş muhabirliği yapıyordu. Daha önceki savaşlarda bu görevi üstlendiğinde yaşı bu denli ilerlememişti – o dönemlerde 44 yaşındaydı. D-Day esnasında oradaydı ancak komutanlar onu kaybetmeyi göze alamadığı için birlikten çıkmasına izin verilmedi. Kısa süre içinde de Hemingway'in göz kulak olunacak ya da birilerinin lafını dinleyecek biri olmadığını anladılar.

22. Alayla seyahat ederken Hemingway, Rambouillet kasabasındaki operasyonlardan birini yönetme iznini kopardı. Aradan çok zaman geçmeden içlerinde birkaç Fransız asker, sivil ve bir tane de gizli ajanın olduğu ayaktakımından bir milisin lideri oldu. Milisler, Hemingway'e "Papa," "Yüzbaşı" ve hatta "Le Grande Capitan" diye hitap ediyor, emirlerini sorgusuz sualsiz yerine getiriyorlardı. Ünleri artınca bu "düzensizler" boğazkesenler olarak anılmaya başladılar. Hemingway'i idol olarak öylesine benimsemişlerdi ki onun tavırlarını ve tarzını bile taklit ediyorlardı. Hemingway'in düzensizleri katılan siviller ve Fransız taburlarıyla yüzleri buluyordu. Bu esnada da ana destek güçlerinin önlerinde keşiflerini gerçekleştiriyorlardı. Hatta Hemingway albay üniforması giyiyordu. Birkaç kez de düzensizleri muharebeye soktuğu biliniyor.

Her ne kadar Hemingway operasyonları yürütme iznini almış olsa da bir savaş muhabirinin savaşta aktif olarak görev alması Cenevre Sözleşmesi'ne aykırıydı çünkü Hemingway silah kullanıp, insanları vurmuştu ve gerçekten askermiş gibi davranıyordu. Askeri mahkemeye çıkarıldığında paçayı kurtarmak için yalan söyleyip savaş alanına geri döndü. Kasım 1944'te Alman sınırında 33 bin Amerikan askeri öldürüldüğünde oradaydı. Hemingway elbette hayatta kalmayı başardı ve savaş bittikten iki yıl sonra bronz madalya aldı.

ORSON WELLES'LE KAVGASI

1937'de Joris Ivens'in yönettiği The Spanish Earth'ü seslendirmek için Orson Welles işe alınmıştı. Anlatıyı Hemingway kaleme almıştı ve Welles'in yazdıklarını nasıl seslendirdiğini duyunca sesinden hiç hoşlanmadığını dile getirmekten kaçınmadı. Welles, Hemingway'in metninde birkaç değişikliğe gidilmesini önerip, büyük bir kısmı çıkarmaya kalkışınca Hemingway sinirden deliye döndü. Başta giriştikleri ağız dalaşı gittikçe pisleşince Hemingway, "Tiyatro sahibi malın teki bana nasıl yazacağımı söyleyebileceğini mi düşünüyor?" diye çıkıştı. Welles ise sakin bir ses tonuyla Hemingway'in maçoluğuyla alay ederek onu küçümsedi.

En sonunda gerçekten kavga etmeye başladılar. Nasıl olduysa belgeselin gösterildiği sahneye bile çıktılar. Üzerlerine yansıyan savaş görüntülerinin arasında Welles ve Hemingway birbirlerini bir o yana bir bu yana savuruyorlardı. Sonraları barışıp yakın dost oldular. Ama yine de Hemingway, Welles'in bütün anlatısını silip, yerine kendisininkini kaydetti.

HEMINGWAY'İN KEDİLERİ

1931'de Hemingway'e özel bir kedi hediye edildi. Beyaz bir kediydi ve polidaktildi. Yani fiziksel olarak genetiği bozuktu ve patilerinde altıparmak vardı. Hemingway kediye "Snowball" adını verdi. Bu nadir mutanta aşık olan Hemingway sonraları Key West'teki arazisinde özgürce dolaşan 50 kadar mutant kedi evlat edindi. Bu sevdasını yazılarında da öyle çok dile getirdi ki genetiği bozuk kediler bir süre sonra "Hemingway'in kedileri" olarak anılmaya başladı.

DUYGUSAL OLARAK ÇÖKÜŞ VE PARANOYAKLIK

Hemingway yaşamının sonlarına doğru duygusal olarak çökmüş, zihnen yorulmuş ve ciddi anlamda paranoyaklaşmıştı. Takip edildiğini, evinin federaller tarafından sürekli dinlenip gözetlendiğini düşünüyordu. Trafiğe çıktığında diğer araçların onu takip için orada olduğunu sanıyordu. Etrafındaki insanların onu izlediğini düşündüğü için barlardan erken ayrılıyordu. Hatta bir keresinde geç saatte önünden geçtiği bir bankada mesaiye kalan iki çalışanı kastederek hükümet ajanlarının onun dosyasını incelediklerini iddia etti.

Hemingway takip edildiğine dair böyle şeyler anlatmaya devam ettikçe ailesi ve dostları onun için ciddi ciddi endişelenmeye başladılar. Bunu psikiyatri koğuşunda geçen bir süre ve 60'lı yıllarda oldukça yaygın olan elektro şok tedavisi takip etti. Ancak tedavinin her şeyi daha da kötüleştirdiği bir gerçekti. Her yerde FBI ajanları dolaşıyor ve telefonu sürekli dinleniyorduArdından intihar denemeleri baş gösterdi ve ne yazık ki bunlardan biri amacına ulaştı.

Ölümü kendi isteğiyle gerçekleşti ama gazeteler ölümünü "kaza" olarak adlandırdı. 5 yıl sonra, eşi Mary, ölüm nedeninin intihar olduğunu halka duyurdu. Hemingway kendini Abercrombie&Fitch'ten aldığı favori tüfeğiyle vurmuştu…

"Her şeye verici taktılar. Bu yüzden Duke'ün arabasını kullanıyoruz. Benimki vericili. Her şey dinleniyor. Telefon kullanamıyorum. Mektuplarım okunuyor."

GERÇEKTEN FBI TARAFINDAN TAKİP EDİLİYORDU

Yıllarca etrafındakiler Hemingway'in paranoyaklığını aklını yitirmesine bağladılar. Ancak Hemingway gerçekten FBI tarafından takip ediliyordu.

1983 yılında Hemingway'in çöküşü ve intiharından yıllar sonra yayınlanan Freedom of Information Act kapsamında J. Edgar Hoover yazarın takibinde birebir yer aldığını açıkladı. Bu takipler 127 sayfa halinde detaylı olarak açıklanmıştı. Hemingway'in paranoyası gerçekten doğruydu. Federaller gerçekten de telefonunu dinleyip, arabasını takip ediyor ve hesaplarını kontrol ediyorlardı.

KGB İÇİN CASUSLUK

40'lı yıllar süresince J. Edgar Hoover güvenmediği herkesi takip ettirdi. Bu isimler genellikle ünlü insanlar, aydınlar ya da kısaca onunla aynı fikirde olmayan herkes olabilirdi. Hoover'ın Hemingway ile ilgili gerçeğe yaklaşıp yaklaşmadığını bilemiyoruz ancak yazarın bütün bu süreçte gerçekten bir ajanı olduğu artık saklanmıyor.

Bu ifşa Soğuk Savaş döneminde Sovyet arşivlerine girmeyi başaran eski KGB ajanı Alexander Vassiliev'den geldi. Vassiliev, Hemingway'in casus kelimesine karşılık kullandıkları terimlerden biri olan "destek kuvvet" olarak nitelendirildiğini belirtti. Yazar Küba ve İngiltere'de Sovyet ajanlarıyla buluşuyordu ve Sovyet kayıtlarına göre de onlara yardım etmekten gerçekten memnundu. Hemingway'e verilen kod adı "Argo"ydu ve istihbaratlar yazar tarafından kendilerine iletiliyordu.

Ancak Hemingway'in iyi bir casus olmadığı ortaya çıktı. Gönderdiği istihbaratlar ya konuyla alakasız ya da işe yaramayan bilgilerden oluşuyordu. Bu sebeple KGB, yazarın yardımından vazgeçti.

Hunter S. Thompson, Hemingway'in intiharını araştırdı, ancak sonuç olarak yalnızca yazarın eşyalarını çaldı…

EŞYALARI ÇALINDI

1961 yılında intihar ettiğinde bütün dünya şok olmuştu. Pek çok yazara ilham kaynağı olmuştu ve insanlar ölümünü kabullenemediler. Bu isimlerden biri de Hemingway'in ölümüyle yıkılan ve sefil hayatıyla türünün nadide örneklerinden biri olan yazar Hunter J. Thompson'dı.

1964 yılında Thompson, Hemingway'in için kaleme aldığı ""u yazmak için son iki yılını geçirdiği Ketchum, Idaho'ya gitti. Thompson kahramanıyla ilgili tutkuyla yazsa da bu maceranın sonunda Hemingway'in yalnızca yaşlı, hasta ve başı dertten kurtulmayan bir adam olduğuna kanaat getirdi.

Araştırması esnasında Hemingway'in duvarında asılı olan iki Kanada geyiği boynuzu dikkatini çekti. Hemingway'in yaptığı delice şeylerin yarısı kadar etmese bile en azından küçük bir hediyeyi hak ettiğini düşünerek boynuzları çaldı…

"Kendimi öldürmeyeyim diye hayvan ve balık avlamaya o kadar uzun zaman ayırıyorum ki…"

4 KEZ EVLENDİ, 3 KEZ BOŞANDI

62 yıllık hayatı boyunca Hemingway 4 kez evlendi, 3 kez boşandı: Hadley Richardson, Pauline Pfeiffer, Martha Gellhorn, Mary Welsh Hemingway… Martha Gellhorn, Hemingway'in üçüncü eşi sıfatından hiçbir zaman hoşlanmaz ve röportajcılardan Hemingway'den söz etmemelerini ister. (Kaynak: Sabitfikir, Ernest Hemingway hakkında bilmediğiniz 10 şey / sanatkaravanı, Hemingway Laneti )

"Zeki insanlarda mutluluk, en ender rastladığım şey."
Ernest Hemingway

Kitaplarını incelemek ve satın almak için tıklayın...

2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN