Arama

Irkçılık bataklığındaki ülke:

Irkçılık bataklığındaki ülke: Sırbistan

Ekim ayında T.C. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ve ziyaretiyle dünya medyasında kendinden bahsettiren , gündemde kalmaya devam edecek gibi görünüyor. Lahey merkezli Yugoslavya Savaş Suçları Mahkemesinin, Bosnalı Sırp general Ratko Mladiç'i soykırım ve insanlığa karşı işlenen suçlardan müebbet hapse mahkum etmesi bu ayın en çok konuşulan olayı oldu. Karar dünyada genellikle memnuniyetle karşılanırken Belgrad ve Bosna'daki Sırp yönetimleri tarafından sert bir şekilde eleştirildi. Kuruluşundan beri mahkemeyi tanımadığını söyleyen Sırp medyası, açıklanan bu kararı Sırp düşmanlığının yeni bir örneği olarak takdim etti. 29 Kasımda benzer kararları Hırvat ırkçılar için de veren savaş suçları özel mahkemesi faaliyetine nokta koydu.

Sırbistan Cumhurbaşkanı A. Vuciç 22 Kasımda açıklanan kararın adil olmadığını, ancak "Sırbistan geçmişe takılmadan geleceğe bakıyor" gibi kendi seçmen kitlesine ters düşmeyecek yumuşak bir üslup kullanmaya çalıştı. Ancak kararın açıklanmasından geçen birkaç gün içinde Ratko Mladiç'e verilen müebbet hapis cezasına tepkiler Sırbistan toplumunun her kesiminden büyümeye devam ediyor. Şehirlerin meydanlarına asılan pankartlar ve stadyumlardan Ratko Mladiç'in kahramanlığını çılgınca haykıran kitlesel tezahüratlar gündelik olaylara dönüşmüş durumda.

Geçen ay Sırbistan harp akademisinde yapılan bir seminer Belgrad'a hakim olan ırkçı anlayışın boyutlarını gözler önüne seriyor. Savunma bakanı ve üst düzey protokolün katıldığı bu seminerde sunum yapan kişi: emekli general Vladimir Lazareviç'ti. 'da savaş suçu işlemekten 20 yıl hapse mahkum olan Lazareviç, 14 yıl cezaevinde yattıktan sonra 2015 yılında tahliye olmuştu. "Sırp ordusunun NATO saldırısı karşısında gösterdiği kahramanlık" başlığı taşıyan ve genç Sırp kurmay subaylarına verilen bu konferans ve 'den ciddi tepkilere sebep olmuştu. Ancak savunma bakanı A. Vulin bu tepkilere aldırmadığını, Sırbistan'ın istediği gibi hareket edeceğini hükümetinin bu konuya bakış açısına netlik getirmişti. Sırp harp akademisinde gerçekleşen bu toplantı hem hükümete hem de Belgrad'a hakim olan siyasi anlayış hakkında çok net bir resim vermiştir. Bu resmin Balkanlarda zorluklarla sürdürülen barışın ne kadar tehlike altında olduğunu göstermektedir. Aşağıda bu tezimizin ne kadar gerçekçi olduğunu daha yakından anlatmaya çalışacağız.

Sırbistan devletine hakim olan siyasi partilere bir göz attığımızda, şöyle bir tablo ile karşı karşıya kalırız. En çok oy alan ilk üç parti ülkeyi refaha götürecek programlar üzerine rekabet edeceğine, ırkçılıkta birbiriyle kıyasıya yarışmaktadır. En çok oy alan birinci parti SNS, Sırbistan Radikal Partisinin içinden çıkmış, şu anda Cumhurbaşkanı koltuğunda oturan A. Vuciç'in partisidir. İkinci parti SPS (Sırbistan Sosyalist Partisi ) ise, Slobodan Miloşeviç'in sabıkalı mirasıdır. Başkanı da uzun yıllar sağlığında S. Miloşeviç'in sözcülüğünü yapmış olan ve halen Dışişleri koltuğunda oturan İvica Daçiç'dir. Üçüncü parti ise ırkçılık temeline dayalı, Büyük Sırbistan idealini açıktan savunurken komşu ülkelerin topraklarında gözü olan Sırp Radikal Partisidir. Başkanı ise 10 yıldan fazla Lahey'de hapis yatmış olan Vojislav Şeşelj'dir. siyasetinde Hırıstiyan demokratların karşısında yer alan sosyal demokrasiyi temsil eden siyasi parti konumunda olan siyasi partiler ise, ancak % 3-4 oy alabilen marjinal bir seviyeye düşmüşlerdir. Sırbistan'ın medeni demokrat yüzünü temsil etmek amacıyla kamuoyunun önüne çıkarak yakın geçmişle yüzleşme cesareti gösterebilen yegane siyasetçi Liberal Demokrat Parti Başkanı Çedomir Yovanoviç'tir. Arz etmeye çalıştığım siyasi tablo, Sırp toplumundaki ırkçılık eğilimlerinin gücünü ve derinliğini ortaya koymaktadır. Aslında bu tablonun aşağı yukarı benzerleri diğer komşu Balkan ülkelerinde de mevcuttur. Balkanlardaki çatışma ve istikrarsızlıkların, gerçek sebebi bu sakat ideolojilerle beslenen siyasi anlayışlardır.

İkinci dünya savaşı felaketinin Avrupa'yı hatta dünyayı kısmen akıllandırdığını söyleyebiliriz. İnsan hakları evrensel beyannamesi ile demokrasiye verilen önem, soykırım ve ırkçılığa karşı yaptırımların hayata geçirilmesi ile olumlu gelişmeler sağlandığı söylenebilir. Almanya'nın yakın geçmişi ile yüzleşmesi bu olumlu gelişmelere ciddi katkılar sağlamıştı. Willy Brandt'ın özür dileme görüntüleri hafızlardaki yerini hala koruyor. 90'lı yıllarda Yugoslavya'nın kanlı dağılması sonucu sağlanan barış sonrası, Sırbistan'ın Almanya gibi yakın tarihi ile yüzleşmesi beklenirken yaşananlar, gidişin, tam aksi istikamette olduğunu gösteriyor. Hem Lahey Adalet divanının hem de Lahey Savaş suçları Mahkemesinin verdiği sayıları 50'ye yaklaşan soykırım kararlarının Belgrad'da iktidarı elinde tutanların gözünde hiçbir şey ifade etmiyor. AB'nin Brexit'le girdiği zayıflama dönemi, ABD'nin uğraşmak zorunda olduğu devasa problemler Balkanları süper güçlerin ilgi alanları dışına atıyor. Yazımızın başından beri dikkatlerinize sunmaya çalıştığım fikrin özü: bu ırkçı gelişmelerin en önemli hedefi Bosna-Hersek ve Boşnaklardır. Son bir asırda yaşananlar bu tezimizin endişelerimizin en canlı şahididir.

Eski Yugoslavya'da yaşayan Müslüman azınlıklar Osmanlı'nın dağılması ile korumasız kaldılar ve sapık ırkçı ideolojilerden beslenen devletlerin kurbanları olarak yaşamaktan bir türlü kurtulamadılar. Bu anlamda son bir asırda yaşananları ele aldığımızda en korumasız olan Boşnak milleti en fazla kayıp veren toplumdur. Bosna-Hersek'te çoğunluk nüfusu oluşturmalarına rağmen Boşnaklar devlet kurumlarında yeterli oranda temsil edilememektedirler. Hele Bosna'nın yarısına hakim olan Sırp Cumhuriyeti adı ile anılan entitede yaşayan Boşnaklar, kelimenin tam anlamı ile perişan bir hayata mahkumdurlar. Okullarda Boşnak çocuklar Kiril alfabesi eğitimi görmek zorundadır. Devlet kurumlarında işe kabul edilme konusunda ise Boşnakların hakları gündeme dahi gelememektedir. Şikayetlere kulak verecek bir makam mevcut değildir. Dayton anlaşması ile sağlanan haklar kağıt üzerinde kalmıştır.

Sırbistan'daki tabloya baktığımızda ırkçı ideoloji ile beslenen devlet anlayışının kurbanı sadece azınlıklar değil işsizlik ve fakirlik içinde kıvranan geniş Sırp halk kitleleridir. Nüfus azalması ülkenin geleceğini tehdit eden önemli bir problemdir. Kırsal alanda iş bulamayan genç nüfus, başta Belgrad olmak üzere büyük şehirlere kaçmaktadır. AB tam üyeliği görüşmelerine 2013 yılında başlanması ile AB içinde serbest dolaşım hakkı kazanıldı. Ancak bu serbestlik, yetişmiş kaliteli elemanları, daha iyi çalışma şartları olan Avrupa ülkelerine yönlendirmektedir. Yukarıda sayılan bu gelişmelerin neticesi ülkenin ratinginin düşük olması sebebiyle, global sermeye piyasasından yatırımcı gelmemektedir. Sosyalist Yugoslavya zamanında kurulan büyük tesislerin az bir kısmı hariç çoğu çalışmamaktadır.

Sırbistan'daki bu ağır şartların en kötü etkilediği bir kesim ise ülkenin ikinci büyük azınlığı olan Boşnaklardır. Yugoslavya'da çok partili hayatın başladığı 1990 yılından beri SDA çatısı altında organize olan Sancak Boşnak milleti Otonomi talebi ile insan hakları mücadelesi vermektedir. Miloşeviç rejimi Bosna-Hersek'e yaptığı silahlı müdahale gözümüzün önünde, 90'lı yıllarda Sancak'taki Boşnaklara karşı devlet terörü uygulamıştır. Sırp ordusu, özellikle Bosna ile sınır olan Priboy şehrinin köylerini yakmış, sakinlerinin bir kısmını öldürmüş, geri kalanlarını da evlerinden sürmüştür.

Miloşeviç'in devrilmesinden sonra Belgrad'ın Sancak'ta Boşnaklara uyguladığı politikalar yeni bir döneme girmiştir. Daha önce Boşnak kimliğini inkar eden anlayışın yerine, rejimin her dediğine eyvallah diyecek milli kimlik, eğitim gibi konularda hiçbir talebi olmayan bir Boşnak azınlık olmaya razı edilmeye çalışıyoruz. Ancak Sancak Boşnak milleti içerden tezgahlanan tüm bölünme ve parçalanma hamlelerine rağmen 2012 yılından bu tarafa AB tam üyelik görüşmelerinden alınan güç ve destekle eğitim alanında yüzlerce okulda Boşnak milli kimliğini öne çıkaran kitaplarla eğitimde 100 yıl sonra büyük bir zafer kazanmıştır.

Davut Nuriler

2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN