Arama

Bir sonraki bayrama kadar...

Bir sonraki bayrama kadar...

Bayramlar, "sevinç ve mutluluk" vesilesidir. ya da bazında idrak edip kutladığımız özel günlerdir.

Ancak, sevincimizi kedere dönüştürecek, mutluluğumuza gölge düşürecek şeyler varsa; bayramımız hakkıyla olmaz. Kınaya kan karışır, tebessümümüz acıklı olur, gönül kuşumuzun bir kanadı kırık durur, içimiz neşeyle dolmaz.

Kim bilir kaç bayramdır, böyle yaman bir çelişkiyi iliklerimize kadar yaşıyoruz. Çünkü, kaderimizin bize vacip kıldığı muazzam sorumluluklarla; başta ve olmak üzere mensubu bulunduğumuz milletin, ümmetin, insanlık aleminin keder yükünü omuzlarımızda taşıyoruz.

Geçtiğimiz günlerde iştirak ettiğimiz muhtelif bayramlaşma programlarında, bu ruh haline bir kere daha şahit olduk. Yaralarımız kanadı, yüreklerimiz sızladı; tarifi imkansız duygularla, düşüncelerle dolduk.

Evlerde, camilerde, vakıflarda, derneklerde; söz ve sohbet aynı dereye akıyordu. Sorulara verilen cevaplar, sorunlara üretilen çözümler; aynı meydana çıkıyordu.

Bizler oruçlarımızı tutabiliyor, iftarlarımızı yapabiliyor, huzur ve güven içinde bayramlaşıyoruz. Devlet ve millet olarak, malımızın ve canımızın zekatını, sadakasını verip; dünyanın dört bir yanına iyilik ve yardım taşıyoruz.

Ama bu nimetlerden mahrum olan milyonlarca insan, özellikle de var. Açlığın, yoksulluğun, savaşın, sömürünün pençesinde can çekişiyorlar.

Doğrusu bizler de benzer durumlara düşme yahut düşürülme tehlikesinin içindeyiz. Dahili ve harici bedbahtların bir olup belimize belimize vurdukları sosyal, kültürel, siyasal, ekonomik, askeri, teknolojik darbeler yüzünden; kenarı kaygan, ortası tufan olan uçurumların ucundayız.

Kimilerinin sakalı tutuşmuş, can havli ile söndürmenin peşinde. Kimileri, bu ateşte cigarasını yakıp dumanını tüttürmenin zevki, sefası içinde.

Vatan, millet nöbetine yazılanların önemli bir kısmı; okçular tepesini terk etmiş, ganimet topluyor. Nesli tükenmiş türler misali azınlıkta kalan bir kesim ise; herkese ve her şeye rağmen, lütuf ve ikram beklemeden nöbet tutuyor.

Yüklüğe pireler dadanmış, yorganı ve çarşafı; samanlığa fareler girmiş, arpayı ve buğdayı kemirmekte. Pireye kızanlar yorganı ve yongayı, fareye öfkelenenler samanı ve samanlığı ateşe vermekte.

Dün, "Zulüm 'te başladı" diyenler; bugün, "Konstantiniye'yi geri almak"tan söz ediyorlar. Asırlar boyu dillere destan olmuş Endülüs devletini ve medeniyetini yakıp yıktıkları gibi; merkezli Türk-İslam devletini ve medeniyetini de alt üst etmenin davasını güdüyorlar.

Böyle giderse, korkarız ki gördüğümüz günden geri kalacağız. Taşlarla birlikte pirinçleri de çöpe atıp; çorbadan da, pilavdan da mahrum olacağız.

Karşılaştığımız, selamlaştığımız, tanıştığımız, konuştuğumuz, tekbirlerle ve salavatlarla hemhal olup bayramlaştığımız dostlar ve kardeşler arasında; dünyanın çeşitli ülkeleriyle ve bölgeleriyle irtibatlı olanlar da vardı. Hatta öğrenci, öğretim üyesi, aydın, sanatçı, iş adamı, sosyal ve siyasal sığınmacı olarak o ülkelerden ve bölgelerden ülkemize gelenler de vardı.

Onların korkuları bizimkinden daha derin, ümitleri bizimkinden daha yüceydi. Bizim için alaca karanlık gibi görünen haller, onlar için zifiri karanlık geceydi.

Çünkü, gönül coğrafyamızın mazlumları ve mağdurları; başlarına bir hal geldiğinde bizim kapımızı çalıyor, şefkat ve merhamet otağımızın himayesine giriyorlar. Kimilerine evini açacak, kimilerine elini uzatacak başka hangi ülke ve toplum var.

Önceki yazımızı okuyan dostlardan biri, hem teşekkür edip hem de soruyor. "Hocam eskiden beri ilimde, imanda, amelde tevhidi biliyorduk da siz bir de tavırda tevhidden söz etmişsiniz; bununla ilgili olarak, tavsiye edebileceğiniz bir kaynak var mı?" diyor.

Hani, "'ın dostlarını dost edinip iyiliği yapmak ve yaptırmak, kötülüğü yapmamak ve yaptırmamak" var ya? Kavminin müşrikleri, 'i ateşe atmak için hazırlık yaparlarken; mahlukattan bazıları odun, bazıları su taşıyarak "tarafını belli etme" gereği duyuyorlar ya?

Sözünü ettiğimiz "tavırda tevhid", işte böyle bir şeydir. Şeytan'ın adamları ve adımları ile Rahman'ın adamları ve adımları arasında tercih yapıp; olduğumuz ya da durduğumuz yeri belirleyerek beyan etmektir.

Hatta, şerrin karşısında bütünüyle hayır yoksa bile; bulunduğu nokta itibarıyla hayra şerden daha yakın olan ehven-i şerri tercih etme sorumluluğu var. Nitekim, Allah'ın seçkin kulu ve elçisi olan (sav) ile ashabı; bir savaşta, Mecusiler'e karşı Ehl-i Kitab'ı destekliyorlar.

İnsanın ilmi, imanı, ameli, tavrı bölünmez bir bütündür. Şirkin her türlüsü tevhidi bozar; bir yanlış, bütün doğruları götürür.

Bir sonraki bayrama kadar; derslerimizi daha iyi çalışmalı, ödevlerimizi daha güzel yapmalıyız. Fareleri sonuna kadar kovalayıp tutmalı; sığınağımız, dayanağımız olan samana ve samanlığa canımız pahasına sahip çıkmalıyız.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN