Arama

Zekeriya Erdim
Eylül 1, 2018
Eğitim kalitesi nedir ve nasıl ölçülür?
Sesli dinlemek için tıklayınız.

Osmanlı'nın "hasta adam" ilan edildiği günlerden bu yana devam eden ve "öğretilmiş acizlik" haline gelen yahut getirilen bir kabullenişimiz var. Ne hikmetse, bizim siyasetimizin, ekonomimizin, eğitimimizin, akademik çalışmalarımızın, kültürümüzün, sanatımızın, hâsılı bilumum hayatımızın kalitesini ya da gelişmişlik derecesini; kendilerine öykünmeyi ve özenmeyi marifet saydığımız Avrupalılar, Amerikalılar ölçüyorlar, değerlendiriyorlar.

Bir Allah kulu da, onlara; "Siz kim oluyorsunuz, bu hakkı nereden ve nasıl aldınız?" diye sormuyor. Öylesine bir basiret bağlanması olmuş ki; okka ile kilo, metre ile arşın arasındaki farkı kimse görmüyor.

Bu cümleden olmak üzere; zaman zaman, ülkelerin eğitim kaliteleri de gündeme geliyor. Adına "uluslararası" sıfatı eklenen, kurgulanmış ve konumlandırılış akreditasyon kuruluşları tarafından; puanlar veriliyor, sıralamalar belirleniyor.

Kolayca tahmin edilebileceği gibi; Türkiye hep gerilerde. Atı alanın dağları aştığı, ovaları geçtiği bir dünyada; bizim kısrak, koyu karanlık derelerde.

Belki mümkündür, muhtemeldir; ülkemizin eğitim kalitesi, gerçekten düşük olabilir. Milletler topluluğu içinde, Türkiye; çok gerilerde yer alabilir.

Ancak, asıl soru ve sorun şu ki; bunu kim, nasıl ölçüyor? Dünyanın birincisini, üçüncüsünü, beşincisini, sonuncusunu; hangi değer ölçüsüne göre seçiyor?

Daha da önemlisi; bunu yapan kadrolar ve kurumlar, ehil ve güvenilir mi? Dostluklarını, düşmanlıklarını, tarafgirliklerini, karşıtlıklarını bir kenara bırakıp; adil ve makul değerlendirme yapabilir mi?

Bunun böyle olmadığını; artık çok açık ve net bir şekilde biliyoruz. Dibe vurmuş ülkelere ve toplumlara bol keseden puanlar verip, itibarlarını yükseltmeye çalışan akreditasyon yahut derecelendirme kuruluşlarının; büyüyen ve gelişen Türkiye'nin puanını düşürüp, kasten ve hile ile zayıf gösterme gayreti içine girdiklerini görüyoruz.

EĞİTİMİN AMACI VE KONUSU

Herkesin malumu olduğu üzere; eğitimin amacı da konusu da insandır. Örgün ve yaygın eğitim sektörünün tüm kadroları ve kurumları; olabildiğince daha çok insana, daha fazla nitelik kazandırmaya çalışır.

Üstlenilen sorumluluklardan, öngörülen hedeflerden biri; "eğitim formasyonu" kazandırmaktır. Yetişme çağındaki çocukların ve gençlerin duygu, düşünce, davranış gelişimlerini sağlamak; benlik, kimlik, kişilik oluşumlarına zemin hazırlamaktır.

İkinci görev; "öğretim formasyonu" olarak özetlenebilir. Onun da tercümesi; bilgi ve beceri kazandırmak anlamına gelir.

Üçüncü maslahat; "yönetim formasyonu" diye adlandırılır. Hedef kitleye; zaman, mekân, güç, imkân, belge, bilgi, fırsat, tehdit gibi unsurların ya da kısaca hayatın sevk ve idaresi konusunda gereken anlayış ve alışkanlık kazandırılır.

İnsan, bir bütün olarak ele alınıp; aklen, ruhen, bedenen terbiye edilir. Kendisi ve çevresi için; ehil ve güvenilir, yeterli ve tutarlı, mutlu ve başarılı, adil ve makul bir varlık haline getirilmesi hedeflenir.

O halde, eğitim kalitesinin ölçülmesi ve değerlendirilmesi; bütün bu boyutları içine almalıdır. Öngörülen amaçlar ile elde edilen sonuçlar; süreci etkileyecek diğer unsurlarla birlikte ele alınıp karşılaştırılmalıdır.

KALİTE ÖLÇÜMÜNÜN DOĞRUSU

Kişilerin ve kurumların, ülkelerin ve toplumların eğitim kalitelerinin; sadece alınan notlarla ve puanlarla, verilen karnelerle ve diplomalarla ölçülmesi, değerlendirilmesi doğru değildir. Her bir eğitim sisteminin; yetiştirdiği insan tipi ile oluşturduğu toplum yapısı da incelenmeli, irdelenmelidir.

Bu açıdan bakıldığında; ülkelerin ve toplumların sosyal istatistikleri, eğitim kalitesi konusunda çok şey söyler. Çünkü; eğitim kalitesi insan kalitesini, insan kalitesi hayat kalitesini belirler.

Uluslararası akreditasyon yahut derecelendirme kuruluşlarının, eğitim kalitesi bakımından başarılı bulup, ilk sıralarda gösterdikleri ülkelerin; hırsızlık, yolsuzluk, ahlaksızlık, içki, kumar, uyuşturucu, şiddet, intihar, boşanma oranlarına bakalım. İyilik ve yardımlaşma alanındaki faaliyetlerini gözden geçirip; yaşlılarına, yoksullarına, hastalarına, özürlülerine sahip çıkma konusundaki durumlarını aydınlatalım.

Bilimi ve teknolojiyi, gücü ve imkânı iyilik için mi yoksa kötülük için mi kullandıklarını sorgulayıp; savaşın ateşini körükleyerek dünyayı yangın yerine dönüştürenlerle, barışın değirmenine su taşıyarak yaralı gönüllere merhem olmaya çalışanlara ayrı ayrı puanlar verelim. Yeryüzünün nimetlerini gasp edip, insanları açlıktan ve susuzluktan ölüme mahkûm edenlerle; ekmeğini ihtiyaç sahipleri ile bölüşerek, her bir canı yaşatma ve yüceltme mücadelesi verenleri yan yana koyup ölçelim, değerlendirelim.

O zaman görürüz ki; bizim okuma-yazma bilmeyen anamız, mektep-medrese görmeyen babamız, onların aydınlarından ve yöneticilerinden daha kalitelidir. İşçimiz ve köylümüz şehirlilerinden daha vicdanlı; esnafımız ve sanatkârımız holding sahiplerinden daha güvenlidir.

Artık onların metrelerine, kilometrelerine hiç ama hiç güvenmiyoruz. Bizim karışlarımızla ve kulaçlarımızla yapacağımız ilkel ölçümlerin bile; onların modern, bilimsel, teknolojik ölçümlerinden daha isabetsiz olacağını sanmıyoruz.

Tepeden tırnağa kadar; bir "yeniden yapılanma" ihtiyacı içindeyiz. Gölge etmesinler, başka ihsan istemeyiz; biz, "kendimiz olma" ve "kendimizi bulma" erdeminin peşindeyiz.

Eğitimimizi kaliteli hale getirmek de, ulaştığımız seviyeyi ölçüp değerlendirmek de bizim işimiz olacak. Bundan böyle, biz onları değil; onlar bizi örnek alacak.

Ey, eğitim kadroları ve kurumları; dünyaya huzur ve güven getirecek iyi insanları yetiştirmek, boynumuzun borcudur. Biz o kaliteyi üretebilirsek; bütün eğri kılıçlar doğrulur.

Zekeriya Erdim

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2022 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN