Arama

Prof. Dr. Mehmet Emin Ay
Şubat 14, 2023
Musibetler karşısında Peygamberimizin büyük sabrı
Sesli dinlemek için tıklayınız.

Hatırlarsanız, bundan önceki yazımızda Sevgili Peygamberimizden bir hadis-i şerif aktarmış ve onun, "Benim başıma gelen musibetlere bakarak, müslümanlar başlarına gelen musibetler karşısında güçlü olsunlar" şeklindeki hadisinde geçen musibetlerin neler olduğunu bugünkü yazımıza bırakmıştık. Neydi, Resulullah (SAV) Efendimizin başına gelen musibetler? Neydi, Allah'ı en çok seven ve Allah'ın en çok sevdiği Hz. Habîbullah'ın muhatap olduğu sıkıntılar; düçar olduğu belâlar?.. Bütün bunlar karşısında onun sergilediği tavır ve davranışlar nasıl ve ne şekildeydi?.. Zira bugün en çok ihtiyacını hissettiğimiz, "musibetler karşısında müslümanın duruşu" konusunda onun örnekliğine her zamankinden daha çok biz de bugünlerde muhtacız…

PEYGAMBERİMİZİN HAYATINDA KAŞILAŞTIĞI İMTİHANLAR

Her ne kadar eş anlamlısı olarak bildiğimiz "sınav" kelimesi, "imtihan" yerine kullanılıyor olsa da kadim zamanlardan beri dilimize yerleşmiş olan imtihan kelimesinin, daha muhtevalı ve derinlikli bir anlam zenginliği taşıdığını söyleyebiliriz. Çünkü sınav daha ziyade eğitim alanını ilgilendiren bir kelime iken, "imtihan", hayatın tamamında rastlanabilecek sıkıntılı halleri ve bu sıkıntı veren durumlarla "denenme"leri barındıran bir kavramdır. İşte böyle sıkıntılarla, hayatında nice imtihanlara tabi tutuldu Resul-i Ekrem (SAV) Efendimiz, tıpkı kendisinden önceki peygamberler gibi…

Dünyaya geldiğinde "yetim"liğine, altı yaşlarında bir de "öksüzlük" eklendi. Yetim, öksüz ve fakirlik içinde geçirdiği çocukluk ve gençlik yıllarından sonra Rabbinin sahip çıkması ve karşısına Hz. Hatice gibi birini çıkarması, ona bir yuva, eş ve evlatlar kazandırdı. Ne var ki ilk evladı Kasım'ın vefatıyla, evlat acılarının ilkini bu yıllarda yaşadı. Ardından diğer oğlu Abdullah'ın hayata gözlerini yumması… Fakat asıl imtihanları kutlu risalet görevinden sonra sökün etti… "Sihirbaz, mecnun, bilgili şair" gibi vasıflarla tezviratta bulunmak ve kendisine ve ona iman edenlere eziyet çektirmek, Mekkeli putperestlerin ona reva gördükleri maddi-manevi haksızlık ve zulümlerden sadece bir kısmıydı. Hayatına kast ettikleri ana kadar, görevinin başında sabırla kalan Son Nebi, Allah'ın emriyle terk etmek zorunda kaldığı şehrine yaşlı gözlerle veda etti. Hicret ettikleri Medine-i Münevvere, ona açılan şefkat dolu bir ana kucağı gibiydi... Ama imtihanlar bitmedi… Münafıklar ve yahudiler, Allah'ın Elçisine rahat vermediler. Ailesine atılan iftiralar yanında, Mekkeli müşriklerin taarruzları, bu imtihanların bitmeyeceğinin işaretleriydi…

Şanlı Bedir zaferi yanında Uhud'da yaşanan mağlubiyet, çok sevdiği amcası Hz. Hamza'nın ve Mus'ab b. Umeyr gibi kıymetli sahabilerin şehadet sebebiydi… Hendek kuşatmasında açlıkla sınandılar… Tebük gazvesi, Hudeybiye, Huneyn, Hayber ve Mekke'nin Fethi, ağır imtihanlar ve şanlı zaferler demekti… Velhasıl, bütün bunları bizzat yaşamıştı Sevgili Peygamberimiz (SAV)…

Ashabıyla birlikte yaşadığı bu imtihanların yanında Medine yıllarında birer birer toprağa verdiği kızları Zeyneb, Rukiyye ve Ümmü Gülsüm (RA); on sekiz aylık bir bebek olan İbrahim'in vefatları, evlat acısını yüreğinde defalarca hissetmesine sebep olmuştu Şefkat Peygamberi'nin…

Bütün bu yaşadığı elem ve hüzün verici hadiselerde Resul-i Ekrem'in ümmetine örnek olan tavır ve davranışlarını açık bir şekilde gören, tespit eden ashab-ı kiram, bunları kendilerinden sonra gelen nesillere olduğu gibi anlatmışlar ve böylesi durumlarda bir müminin nasıl davranması gerektiğini öğretmişlerdi bütün Ümmet-i Muhammed'e… Sadece bir örnek vererek yetinmek isteriz. Çünkü bu örnekte, birçok ders bir arada bulunmakta…

Hz. Enes (RA) anlatıyor… "Oğlu İbrahim'in hastalanıp da vefatından önceki zaman diliminde onu beraberce ziyarete gittik. Peygamberimiz yavrusunu kucağına aldı öptü, kokladı ve bağrına bastı. Onun ağır hasta olduğunu anladı. Bu esnada gözlerinden yaşlar boşandı. Kısa bir süre sonra bebek vefat etti. Defin esnasında peygamberimizi ağlamakta iken gören Abdurrahman b. Avf yanına gelerek "siz de mi ağlıyorsunuz? Yâ Resulallah" diye sorunca, Peygamberimiz ona şu karşılığı verdi: "Evet!.. Bu ağlayışım babalık şefkatimdendir. Ben de bir babayım" Sonra yavrusunun konulduğu kabre doğru yönelerek şunları söyledi: "Gözlerimiz yaşlarla, kalbimiz hüzünle dolsa da bizim dilimizden Allah'ın rızası dışında isyan olacak bir söz çıkmaz… Eğer sonradan gelenlerin önceden gidenlere kavuşmaları söz konusu olmasaydı, hüznümüz daha çok olurdu. Yine de senin aramızdan ayrılışından dolayı çok mahzunuz İbrahim!.." Bu hatıra, bir babanın evlat acısını yüreğinde hissedip diline döktüğü cümleleri, en yalın şekliyle görebildiğimiz bir hüzün hikayesidir. Ama bu hatıra aynı zamanda, böyle bir imtihana muhatap olan mümine, nasıl davranması gerektiğini öğreten, belleten son derece manidar ve değerli bir manevi rehberlik dersidir…

Bugün altı yaşındaki oğlunu depremde kaybeden bir babanın duygularını ihtiva eden bir metin dolaşıyordu sosyal medyada… Bu elim hadiseye aynen Sevgili Peygamberimizin (SAV) bakışıyla bakabilmeyi başaran kardeşimize ne mutlu!.. Burada koklamaya doyamadığı yavrusuna ebedi hayatta kavuşacak olması ne saadet; bu inancı yüreğinde taşıyor olması ne büyük servet!..

Mehmet Emin Ay

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2024 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN