Arama

Oğullarının gözüyle babalar…

Oğullarının gözüyle babalar…
Sesli dinlemek için tıklayınız.

Bundan önceki yazımızda kısa adı UGED olan Uluslararası Genç Derneği'nin, "İlham Veren Buluşmalar" başlığı altında yedincisini düzenledikleri toplantıyı 6 Ocak 2021 Çarşamba günü gerçekleştirdiklerinden bahsetmiştik… Ülkemizin farklı üniversitelerinde okuyan, lisans, yüksek lisans ve doktora düzeyindeki gençlerin, "babalar ve oğullar" konusunu ele aldıkları buluşma sonrası kaleme alınan özet metinde öne çıkan bir-iki maddeyi geçen yazımızda ele almıştık. Bugünkü yazımızda ise konuya dair maddeleri tahlil etmeye çalışacağız. Doğrusu, genç gözlemcilerin tespitlerinin, genel anlamda aile içinde kadın-erkek rolleri ve ebeveyn-evlat iletişimi açısından önemli hususlar barındırdığını düşünüyoruz…

MODERN DÖNEMİN AİLE KRİZİ

"İlham Veren Buluşmalar-7" adı verilen toplantının sonuç maddelerinden birini oluşturan bu başlık altında gençlerin düşünceleri şöyle özetlenebilir: "Modern dönemde, toplumumuzun alışkın olduğu klasik aile hayatına karşı bir "meydan okuma" söz konusudur. Sanayi ve şehirleşmenin artması, anne, baba ve aile kavramlarının yeniden sorgulanmasına ve tanımlarının değişmesine sebep olmuştur. Ekonomik özgürlüğü önemseyen annenin, çalışma hayatına dâhil olması, ailede anne-babanın rollerini güncellemiş ve eskisinden farklı bir hayat tarzının ortaya çıkmasına sebep teşkil etmiştir. Aile içerisinde anne ve babanın sahip olduğu konumlar bu sebeple sanki aynı seviyeye gelmiştir. Dolayısıyla çocuğun zihninde artık akşam olunca işten eve gelen iki insan profili vardır; ev işleriyle birlikte ilgilenen, vakit bulurlarsa da çocukları ile kısaca muhabbet edebilen iki insan..."

Gençlerin gözünde "modern dönem" olarak nitelenen son yıllarda ailede bir kriz yaşandığı tespiti bugün için neredeyse genel bir kabul haline gelmiştir diyebiliriz. Sanayileşme ve şehirleşmenin birtakım olumsuz sonuçlarının etkilerinin hissedilir derecede yaşandığı büyük kentlerde kadın ve erkeğin iş hayatında olduğu çekirdek ailelere odaklandığımızı bir düşünelim. Ortaya çıkan tablonun, yukarıdaki ifadelerde dile getirilenden pek farkı olmadığı görülecektir. Bu tablo, ülkelerinde bizden yıllarca önce yaşandı... Bundan yirmi-otuz yıl önce 'ya gidenler, kadın-erkeğin birlikte işe gittikleri, çocuklarının ise dört yaşından itibaren kreşlere teslim edildiği bir tabloyla karşılaşırdı. Özellikle dışındaki vatandaşlarımızdan kadın-erkek birlikte çalışanların çocuklarının böylesi bir ortamda büyüyor olmasının "üçüncü nesil" olarak nitelenen genç kuşak üzerinde ne denli olumsuz sonuçlara yol açtığını, yapılan sosyo-psikolojik araştırmalarda görmek mümkündür. Yine "din eğitimi" alanında yapılan birçok alan araştırmasında önce yurt dışında, sonraki yıllarda ise yurt içinde –özellikle- büyük şehirlerde anne-babanın birlikte çalışıyor olmasının ve çocuğun bir başkasına teslim edilmesinin çocuk üzerinde oluşturduğu olumsuz etkilere dikkat çekilmektedir. Ev bütçesine bir katkı olarak görünen ikinci maaş, beraberinde birtakım kayıplar getirirken nedense bu kayıpların oranı, boyutları ve etkileri, objektif bir şekilde ortaya konulmamıştır ve konulmak da istenmiyor… Halbuki araştırmalarda elde edilen bulgular, "çocuk karakterinin 2/3'ünün, 2-6 yaşlarında şekillendiğini, bunun da aile ortamında geçen yıllar olarak ilk çocukluk döneminde gerçekleştiğini" ortaya koymaktadır. Sağlam bir kişiliğin temelini teşkil eden sağlam bir karakterin oluştuğu bu önemli zaman diliminde annenin şefkat ve ihtimamından mahrum, babanın ilgi ve terbiyesinden yoksun kalmak, sonraki yıllarda telafisi mümkün olmayan kayıplara sebep olmaktadır.

Modern zamanlarda "baba" imajında yaşanan itibar kaybının da kimi ailelerde ortaya çıkan ve zaman zaman basına da yansıyan krizlerde, önemli bir sebep olduğu gözlenmektedir. Kimi sosyologların, aile içinde "baba" imajının silikleştirilmesine ve zayıflatılmasına yönelik algı operasyonlarının, hem erkekleri şiddete yönelten hem de çocuğun gözünde babasının gücünü ve otoritesini sıfırlayan bir etki oluşturduğunu ifade ettiklerini görmekteyiz. Çocuğun gözünde annesi "en başarılı, en hamarat, en becerikli anne" iken, babası da "en güçlü, en kuvvetli, her şeyin üstesinden gelebilen baba"dır!.. Onun bakış açısı budur ve bu sebeple her çocuğun yaratılışındaki bu özellik onun anne babasına hayranlık duymasında en önemli etkendir. Maalesef modernite, kadın ve erkeği birer "eş" olmaktan çıkarıp birbirine "partner" kılarken; herkesi kazandığının "patronu" olmaya da yöneltti. "Ekonomik özgürlük" gibi süslü bir söylemle insanın mülkiyet duygusunu ifsad ederek "bağımsızlık" kulvarından, her türlü kayıttan ve bağlantıdan âzâde, "bağsızlık" girdabına çekti. Bugün için büyük şehirlerde hayatı, zorlukları ve güzellikleriyle, acıları ve sevinçleriyle paylaşan ve kazandıklarını birlikte paylaşan eşlerin oranıyla, ekonomik özgürlüğü önemseyerek ve önceleyerek, kazancının kendisine ait olduğunu düşünen "partner" nitelikli kadın ve erkeklerin oranını tespit etmek amacıyla gerçekleştirilecek alan araştırmalarına ihtiyaç vardır. Sonuçların iç açıcı olmayacağını şimdiden söyleyebiliriz. Çünkü paraya hükmetmek kolay bir iş değildir; ve varlık sahibi olarak kendine hâkim olmak, yokluk içinde sabırlı olmaktan daha zordur!..

Gelecek yazıda buluşmak üzere, sağlık ve mutluluk dileklerimle…

Prof. Dr.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN