Urmevî Sicilya saraylarında kime ne okuttu?
Selçuklular döneminde Anadolu'nun İslam dünyasının fikir merkezlerinden biri haline gelmesinde etkili isimlerden biri Kâdî Siraceddin el-Urmevî'dir. Urmevi düşünce tarihimizin erken dönemlerinde Frank ülkesiyle doğrudan temas kuran ilk âlimlerden biridir. Kendi deyimiyle Frankların kralı imparator (melik-i efrenc inparatur) huzuruna elçi olarak gönderilmiştir. Seyahatine dair bir hatırasını şöyle anlatır:
"Kahire devletinin temsilcisi olarak Melik Sâlih Eyyûb b. Muhammed'in hizmetinden ayrılıp Frankların hükümdarı imparatorun huzuruna elçi olarak gittim. Birkaç gün sonra onunla buluştum. Bir mecliste birinden söz açıldı. İmparator dedi ki: "Ondan bahsetmeyiniz, onu anmayınız; zira o şarap içer ve sarhoş olur." Şarap içmek suretiyle sarhoş olmak, Hristiyan hükümdarın huzurunda dahi anılmaya engel olduğu hâlde, böyle bir durum Müslüman bir sultana nasıl yaraşır?" (Letâif, 288)
Bildiğimiz kadarıyla Urmevî'nin Sicilya seyahatine dair notları bu kadarla sınırlıdır. Çok arzu ederdik ki 13. yüzyılda Sicilya'ya seyahat eden Urmevî, gözlem ve hatıralarını daha ayrıntılı kaleme alsın. Avrupa'nın o çağda nasıl göründüğünü zaten farklı kaynaklardan öğrenme imkânımız var. Ancak asıl merak ettiğim, Müslüman bir âlimin yabancı bir kültürle karşılaştığında kendi medeniyetini ve fikir dünyasını nasıl anlamlandırdığıdır. Urmevî gibi büyük bir âlim Frenk ülkesinde nasıl bir hayat sürdü, neler okuttu, ne yazdı, ilmî seviyeye dair hangi gözlemlerde bulundu, ne gibi bir gıptaya konu oldu ya da ne gibi bir eleştiriye maruz kaldı?
Urmevî merakımızı ayrıntılı biçimde gidermese de yukarıdaki anekdot bazı ipuçları veriyor. Öyle görünüyor ki Urmevî'nin ilgisi, elçi olarak gönderildiği II. Frederick'e yönelik değil, daha çok bu satırları içeren kitabını hediye ettiği Selçuklu Sultanı II. İzzettin Keykavus'a yöneliktir. Çünkü tarih kitapları, sultanın eğlenceye düşkünlüğü sebebiyle devlet işlerinin ve hazinenin bozulduğunu, sultanın eğlencesindeki aşırılığın devlet ricali arasında dahi büyük çekişmelere sebep olduğunu aktarır. Urmevi, Frenk kralının bile hoş görmediği bir davranışı Müslüman bir hükümdara yakıştıramazken kendi medeniyetinin ahlaki ve psikolojik üstünlüğünü korumaya devam ediyor gibi görünmektedir.
Urmevî, imparatorun bu tepkisinin sebebine dair ayrıntı vermiyor. Ancak kaynaklar II. Frederick'in sarayındaki hâkim kültürün İslam kültürü olduğunu söylüyor. O, Kudüs'teki taç giyme töreninde hicri tarih ve Arapça dualar içeren bir kaftan giymiş. II. Frederick doğunun cazibesine kapılarak oryantal geleneklere meylediyor, Arap şiirinden zevk alıyor ve Arapçadan tercümeleri özelikle istiyor. Kuşlarla avlanma ya da doğancılık batı literatürüne ilk defa onun yazdığı bir kitapla girmiş. Bu kitabın malzemesinin doğu İslam dünyası olduğu çok açık. Çünkü o dönemde doğuda yazılmış sıradan bir ilimler ansiklopedisinde dahi bu konuyla ilgili çok geniş bir malzeme bulmak mümkündür.
II. Frederick'in tutkularından biri de İslam dünyasının çeşitli bölgesindeki âlimlere ilmi sorular yöneltmesi. Sicilya soruları olarak bilinen bu meseleler varlık, akıl, ruh, kader ve evrenin ezelîliği gibi soruları içeriyor. Batı İslam dünyasından İbn Seb'in'in bu sorulara verdiği cevaplar bugün elimizde.
Aslında kralın sarayında çevirileri organize eden özellikle İbn Rüşd'ün şerhlerini çeviren Michael Scotus ve onun eserleri var. Ancak Scotus'un hem Roger Bacon gibi Fransiskenler hem Albertus Magnus gibi dominikenler tarafından eleştirilmesi, aslında Scotus'un ve onunla birlikte İbn Rüşd'ün felsefî görüşlerinin güç kaybettiğinin bir göstergesidir. Bu da II. Frederick'in ilgisi ve meylinin neden doğu dünyasına bir başka ifadeyle İbn Sînâ'nın dünyasına doğru kaydığını açıklar.
II. Frederick haçlı seferleri sırasında Eyyûbî hükümdarıyla bizzat görüşmüş, iki taraf arasında elçiler ve mektuplar gidip gelmiştir Dolayısıyla onun soruları bu kanalla iletilmiş olmalı. Kemaleddin b. Yunus'a ulaştırılan sorular onun öğrencisi Ebherî tarafından cevaplanmış. Ancak II. Frederick muhtemelen salt İbn Sînâcı cevaplardan tatmin olmadığı için elçi olarak Ebherî değil, Kemaleddin b. Yunus'un başka bir öğrencisi Antakyalı Teodor gönderiliyor, Sicilya'da imparatorluk filozofu olarak tanınıyor ve doğu İslam felsefesini Sicilya'ya taşıyan isimlerden biri oluyor. İkinci gönderilen isim ise yine Kemaleddin'in öğrencisi Urmevî'dir.
Urmevî'nin anlatısında kendi misyonunun niteliği açık değil. Bazı tarihçiler onu 1244'te Kudüs'ün Müslümanlar tarafından fethinden sonra, şehrin resmi olarak teslim alınması için elçi olarak gittiğini belirtir. Başka bazı tarihçilere göre ise onun Sicilya'ya gönderilişi II. Frederick'in felsefi soruları ile ilgilidir. Hangi amaçla gitmiş olursa olsun şu soru dikkat çekicidir.
Neden soruları cevaplayan Ebherî değil de Urmevî? Bir tahmin olarak belirtirsek Sicilya'da Aristoteles ve ona bağlı olarak İbn Rüşd artık ana akım olmaktan çıkmış, İbn Sînâ daha fazla ilgiyi çekmiş gibi görünüyor. Urmevî Sicilya'da rivayete göre iki veya dört yıl kalıp muhtelif felsefî metinler okutmuş ve imparator için bir mantık metni kaleme almıştır.
İşte bu noktada merakımı celbeden iki soru var:
Birincisi herkesin merak ettiği bir sorudur. Urmevî Sicilya'da iken aynı dönemde Paris'te bulunan Albertus Magnus, ayrıca İbn Sînâ ve İbnü'l-Heysem okumaya çalışan Roger Bacon Urmevî'den ne kadar haberdar olabildiler? Aynı soru o dönemde Napoli ve Paris'te genç bir öğrenci olan Thomas Aquinas için de geçerlidir.
İkinci merakım ise şudur: Urmevî'nin Râzî'ye dair ilgisinin boyutlarını düşünürsek onu, Râzî'nin eleştirilerini de bilen bir İbn Sînâ uzmanı olarak tanımlayabiliriz. Kemaleddin b. Yûnus gibi Râzî uzmanı ve Râzî üzerinden İbn Sînâ okuyan bir filozofun öğrencisi olan Urmevî acaba Sicilya'da ne okuttu? Râzî'nin eleştirileriyle birlikte bir İbn Sînâ mı, İbn Sînâ'nın felsefesini de içeren bir Râzî mi?
Eşref Altaş
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.