Arama

Tıbbında tabip ahlâkı ve bu konuda yazılanlar (II)

İslam Tıbbında tabip ahlâkı ve bu konuda yazılanlar (II)

'ın genel ilke ve ahlak anlayışının her alanda hakim kılınması gerektiği gibi alanında da hakim olması ve bir tabibin edinmesi gereken ilke ve ahlakı olmalıdır.

nin önemli alanlarından birisi olan sahasında eser vermiş büyük mucid tabiblerimizin tıp ve tabip ahlakı ile ilgili ilke ve prensipler koyduklarını biliyoruz. Hatta eserlerinin bir kısmını buna ayırdıkları gibi tabip ahlakı ile ilgili müstakil eserler de vermişlerdir. Bu tabiblerimizin tıp ve tabip ahlakı ile ilgili yaklaşımlarını ve bu eserleri hakkında özet bilgiler vermeye çalışalım:

HUNEYN İBN ISHAK'A GÖRE TIP AHLÂKI:

Abbasi Halifesi el-Me'mun'un ölümünden sonra her nedense Beytü'l-hikme'deki görevinden ayrılan Huneyn, bir müddet Suriye ve İskenderiyye'ye giderek bölgeyi dolaşmış, burada bulduğu bütün Grekçe ve Süryanice kitapları alıp Bağdad'a geri gelmişti. Bu sıralarda kısa bir müddet hapse atılmış ve kitaplarına el konmuştu. Fakat bu uzun sürmeyip serbest bırakıldığı gibi mal ve kitapları da fazlasıyla kendisine iade edilmişti. Onun hapse atılmasının sebebi olarak 'in kendisinden bir düşmanını zehirlemek üzere zehirli ilaç yapmasını istemesi, ancak Huneyn'in böyle bir zehir yapmasını bilmediğini, kendisinin sadece faydalı ilaç yapmayı öğrendiğini, böyle bir zehirin yapılması için de uzun bir zaman gerektiğini söylemesi idi. Huneyn'in bu mazeretini kabul etmeyen el-Mütevekkil onu hapse atmış fakat bu konuda samimi olduğunu görünce kendisini sırf denemek için böyle bir yola başvurduğunu söyleyip tahliye ettirmiş ve eski konumuna getirmişti. Hapiste bulunduğu bu müddet içine sürekli olarak tercüme ve telif yapmış, birçok eserini bu arada yazmıştı. Hapisten çıkınca Halife'nin huzuruna vardığında bu denemeye gerek olmadığını ifade etmek için Halifeye saygılı bir eda ile dinin mü'minlere iyiliği emredip kötülüklerden alıkoymayı emrettiği halde böyle bir davranışı değil dostlara, düşmana bile yapmanın doğru olmadığını söylemişti. Dinin bu yasağının yanı sıra tıp ilminin kuralları gereği de böyle bir zehir yapıp insanlara zarar vermenin mümkün olmadığını anlatmış ve kendisinden emin olmalarını istemişti.

'YE GÖRE TABİB AHLÂKI

olarak kabul edilen el-Kindi, bu dönemde gelişen bütün ilmi faaliyetlere katılmış ve gerek felsefede, gerekse kimya ve mekanik alanlarda büyük buluşlar ortaya koymuş ve toplumundaki birçok gelişmeye imza atmıştı. Bu dönemde Dicle ve Fırat nehirlerinin arasında açılması tasarlanan kanalın gerçekleştirilmesi ile ilgili olarak yapılan teşebbüslerde büyük gayretleri ve ilmi hesaplamaları olmuştu.

El-Kindî, İslâm dünyasında bu ilmî gelişmelere ilk imza atanlardan birisi olarak ilim hakkındaki düşüncelerini ifade ederken şu görüş ve düşüncelere yer veriyordu:

"Akıllı olan kişi kendi ilminin üstünde bir ilmin varlığını kabul eden kimsedir. İlim adamı daima bu gerçeğin kabulünü dile getirerek gerekli tevazuu gösterir. Cahil adam ise ilimde sonsuza ulaştığını vehmeder. Kötülükten ve kötü huydan uzak durur. Zira kötülük kötü insanlar için kötü bir huydur. Konuştuğun zaman dinleyenler seni tam anlamıyla dinlemiyorsa o zaman konuşmaktan vazgeç. Hevâ ve hevesine uyan kimselere uyma, bunların dışında istediğine uy. Çok fazla bile olsa mala çok güvenme. Yalancı kimselerden hiçbir istekte bulunma. Böylesi kimseler çok kolay olmasına rağmen senin o isteğini zormuş gibi gösterir. Cahil kimseden de bir istekte bulunma, zira o da senin bu ihtiyacını kendisi için bir kalkan yapar." Bu düşünceler tabiplere öğüt verme çerçevesinde değerlendirilmiş ve bu sözlerle tabiplere istikamet verilmek istenmiştir.

İBN BUTLAN EL-MUHTAR İBNU'L-HASAN

Bağdad'ın yetiştirdiği ünlü tabiplerden birisi olan İbn Butlan Davetu'l-etibbâ' ala mezhebi Kelile ve Dimne adlı eseriyle na dair yaklaşımlarını kaydettiği bir çalışmadır. İbn Butlan'ın 450/1058 yılında Meyâfârikîn'de iken telif ederek Meyâfârikîn emiri Nasiruddevle Ahmed İbn Mervan (401-453/1010-1060)'a ithaf etmiş olduğu Davetu'l-etibbâ' ilim adamlarınca tanınan bir eseridir. Eser bir belagat harikası olarak Bağdad'tan ve güzelliklerinden söz ederek şehri bir hayli mübalağa ile överken Meyâfârikîn'i onunla kıyaslayarak bu şehrin çok geri kaldığını ifade eder. Bu çalışmasında gıdalardan, Bağdad'ta verilen ziyafetlerden ve yemekli toplantılardan da bahseder. Ayrıca şehirdeki eczacılardan, tabiplerden ve bu tabiplerin ustalıklarına dair birçok hususu dile getirmektedir. Eserin en önemli ve konumuzla ilgili yanı ise, Eczacı ve tabibin dürüstlüğünden ilacın yapımında uyulması gereken dürüstlükten uzun uzun söz ederek bu mesleklerin önemini ve titiz ellerde kalması gerektiğini anlatmasıdır. Eser önemine binaen te'lifinden çok kısa bir müddet sonra 507/1112 yılında İbnü'l-Birdî Ali İbn Hibetullah İbn Ali el-Esredî tarafından şerh edilmiştir. Ayrıca eser yirminci yüz yılın başında 1901 yılında İskenderiyye'de Dr. Beşşâra Zelzâl tarafından yayınlanarak ilim dünyasına kazandırılmıştır. Daha sonra Dr. Mahmud Sıdki tarafından Fransızca bir özeti ile birlikte "Un Banquet de Medecins" adıyla 1928 yılında Kahire'de ve bir müddet sonra da Sıtkı Bek tarafından Fransızca'ya tercüme edilerek 1931 yılında Paris'te yayınlandı. Bundan başka Dr.Cemaleddin el-Muhriz tarafından "Mecelletu mecma' mahtutati'l-Arabiyya mine't-tasvir el-Memlûki; Nusha min Da'wati'l-etibbâ' li İbn Butlan" adıyla 1961'de (VII, 75-80) yayınlandı. Son dönemlerde Almanca tercümesi Felix Klein-Franke tarafından "Davetu'l-etibbâ'=D a s A r z t e b a n k e t" adıyla Stutgart'ta 1984'te yayınlanmış ve daha sonra yine aynı kişiler tarafından İngilizce bir mukaddime ile birlikte Wiesbaden'de 1985'te tekrar yayın hayatına kazandırılmıştır.

Bu çalışmalar da İslam tıbbının ve Müslüman tabiblerin batı dünyası tabib ve tıbbını ne kadar etkilediğini göstermektedir.

2018 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN