Rasulullah’ın (sav) Safiyye bintu Huyey ile evliliği
Müminlerin annesi Safiyye bint Huyey'in Rasûlullah (sav) ile evliliği, kaynaklarda en ayrıntılı biçimde anlatılan Hz. Peygamber'in evliliklerinden biridir. Özellikle mehir, gelinin hazırlanması, zifafın gerçekleştiği yer, düğünün süresi ve velîmede yenilen yemekler sahih hadislerle açık biçimde aktarılmıştır.
Kıymetli annemiz Safiyye, Medine Yahudilerinin önemli kabilelerinden Nadîroğullarının önde gelen isimlerinden Huyey İbn Ahtab'ın kızıydı. Hayber'in fethi sırasında Müslümanların eline esir olarak düşmüştü.
Sahih-i Müslim'de Enes İbn Mâlik'ten nakledilen bilgilere göre Safiyye başlangıçta savaş ganimetleri arasında ashaptan Dıhye el-Kelbî'nin payına düşmüştü. Daha sonra onun Nadîr ve Kurayzaoğullarının seçkin ailelerinden birisine mensup olduğu Rasûlullah'a (sav) bildirildi. Bunun üzerine Rasûlullah (sav) Dıhye'ye başka bir esir seçmesini söyledi ve Safiyye'nin durumunu değiştirdi.
Ardından Rasûlullah (sav) onu hürriyetine kavuşturdu ve kendisiyle evlendi.
Hz. Safiyye'nin Mehri Hürriyeti Oldu
Bu evliliğin mehrine ilişkin bilgi son derece sağlamdır. Sahih-i Buhârî ve Sahih-i Müslim'de Enes İbn Mâlik, Rasûlullah'ın (sav) Safiyye'yi azat ettiğini ve azat edilmesini, yani hürriyetine kavuşmasını onun mehri kıldığını açıkça bildirmektedir.
Dolayısıyla Hz. Safiyye'nin mehir miktarı konusunda ayrıca "400 dirhem" veya başka parasal bir rakam aramak doğru değildir. Sahih hadislerin ortaya koyduğu özel hüküm şudur: Hz. Safiyye'nin mehri hürriyetidir.
Bu husus onun evliliğini diğer Peygamber hanımlarından ayıran önemli bir özelliktir.
Gelinin Hazırlanması
Müminlerin annesi Safiyye'nin evliliğinde "düğün hazırlığı" diyebileceğimiz bir ayrıntı da sahih rivayetlerde korunmuştur. Enes İbn Mâlik'in bizlere kadar gelen verdiği bilgilerine göre Ümmü Süleym, Hz. Safiyye'yi Rasûlullah (sav) için hazırlamıştır.
Bu, Peygamber ailesindeki kadınların yeni gelinin hazırlanmasına katkıda bulunduğunu gösteren en açık rivayetlerden biridir. Fakat rivayet "hazırlama" işleminin tam olarak nelerden oluştuğunu açıklamamaktadır. Bu sebeple saç şekli, elbise, kına, takı veya başka ayrıntıların olduğundan uydurulmuş bilgilerden söz etmek doğru değildir.
Rasûlullah (sav), Hayber'den Medine'ye dönerken yolda konakladı ve Hz. Safiyye ile zifaf burada gerçekleşti. Sahih Buhârî'de yol üzerinde üç gün kaldığı açıkça belirtilmektedir.
Başka sahih rivayetlerde de Hayber ile Medine arasında üç günlük konaklama yapıldığı teyit edilmektedir.
Dolayısıyla Safiyye'nin düğünü Medine'deki hücrelerde değil, Hayber dönüş yolculuğunda gerçekleşmiştir.
Düğün Yemeğinin Hazırlanması
Hz. Safiyye'nin düğününde verilen velîme, Rasûlullah'ın (sav) düğünlerindeki sadeliği göstermesi bakımından olağanüstü bir örnektir. Enes İbn Mâlik açıkça velîmede ne et ne de ekmek bulunduğunu belirtmektedir.
Rasûlullah (sav) yere deri sofraların serilmesini istedi. İnsanlar ellerinde bulunan yiyecekleri getirdiler. Sofraya hurma, akıt/kurutulmuş yoğurt-peynir türü yiyecek ve yağ konuldu. Bunlardan "hays" denilen yiyecek hazırlandı ve bu, Rasûlullah'ın (sav) Hz. Safiyye için verdiği velîme oldu.
Bu düğün yemeğinin önemli yönlerinden biri, yalnızca Rasûlullah'ın kendi hazırladığı bir ziyafet olmamasıdır. Rivayetlerde, yanında fazla yiyeceği olanların getirmesi istenmiş; birisi biraz hurma, bir başkası bir miktar yağ veya peynir türü yiyecek getirerek sofraya katkıda bulunmuştur.
Dolayısıyla burada gösteriş merkezli bir düğünden ziyade toplumsal paylaşım esaslı son derece sade bir velîme görülmektedir.
Hz. Safiyye'nin Ümmü'l-mü'minîn Olduğunun İlanı
Sahâbe arasında Safiyye'nin durumuyla ilgili bir merak oluşmuştu: Rasûlullah (sav) onu eş olarak mı almıştı, yoksa statüsü farklı mıydı?
Sahâbîler, eğer Rasûlullah (sav) ona hicab uygularsa onun Ümmü'l-mü'minîn olduğunu anlayacaklarını söylediler. Yolculuk başladığında Rasûlullah (sav) Safiyye için bineğinin arkasında özel bir yer hazırladı ve insanlarla arasına perde çekti. Böylece onun Rasûlullah'ın hür ve nikâhlı eşi olduğu fiilen ortaya konuldu. Bu ayrıntı nikâhın topluma ilanı açısından dikkate değerdir.
Hz. Safiyye'nin evliliğinde elimizdeki sahih veriler son derece nettir: Hayber sonrasında hürriyetine kavuşturulmuş, hürriyeti mehir kabul edilmiş, Ümmü Süleym tarafından düğün için hazırlanmış, dönüş yolunda üç gün konaklanmış, zifaf gerçekleşmiş ve velîmede hurma, akıt ve yağdan hazırlanan sade bir yemek ikram edilmiştir. Rasulullah düğünlerinin gösterişten uzak yapısını ortaya koyan en kuvvetli örneklerden biri budur. Bunu sadeliği öğretmesinin yanı sıra Müslümanların da düğünlerini böyle sade yapmalarının gerekliliğini göstermiş olması son derece önemlidir.
Bu Evliliğin Önemli Bir Hususu Ümmete Öğretmesi
Rasulullah'ın Safiyye annemizle olan bu evliliği Yahudilerin Rasulullah'ın çok yakından tanıdıklarına ve onun son rasul olduğunu çok iyi bildikleri halde neden iman etmediklerine dair bir bilgiyi ortaya çıkarmıştır.
Safiyye binti Huyey İbn Ahtab, Medine'de yaşayan üç Yahudi kabilesinden biri olan Nadîroğulları kabilesinin hahamlarından ve ileri gelen liderlerinden Huyey'in kızı idi. Yahudilerin ileri gelenlerinden ve babasının arkadaşı olan Sellâm İbn Mişkem ile evlenmiş fakat bir müddet sonra ondan boşanınca Ebu'l-Hukayk Kinâne İbn Rabî' ile evlenmişti. Nadîroğulları'nın Medine'den sürgün edilmesinden sonra Hayber'e yerleşmişlerdi. Reisleri Huyey İbn Ahtab da etrafa fitne yaymak için adamlarıyla burada yaşıyordu. Hayber'in fethinden sonra kızı Safiyye esir alınmış ve Hz. Peygamber'in ganimet payı olarak ayrılmıştı. Rasûlullah ona İslâm'ı anlatıp Müslüman olmasını istemiş o da kabul edince Hz. Peygamber Safiyye'yi hürriyetine kavuşturarak onunla evlenmişti. Hz. Peygamber'in Safiyye'nin adetten temizlenmesini beklediği ve bir hafta sonra onunla evlendiği de kaydedilir.
Düğün gecesinde Hz. Peygamber Safiyye'nin (r.anh) gözünde bir morartı görünce sebebini sorar. O da gördüğü bir rüya sebebiyle babasından bir başka bilgiye göre de kocasından dayak yediğini anlatır. Safiye rüyasında, Medine taraflarından bir ay doğduğunu ve ayın kucağına düştüğünü görmüştür. Rüyayı anlattığı babası (veya kocası) ona: "Sen Hicaz hükümdarı Muhammed'le evlenmek istiyorsun" diyerek şiddetli bir tokat vurmuş, gözünü morartmışlardı.
Hz. Safiyye Rasûlullah'tan ve onun son rasul olduğu konusunda haberdar oluş kıssasını şöyle anlatmıştır: "Ben babamın ve amcamın ailede en çok sevdikleri çocuktum. Bana herkesten çok iltifat ederlerdi. Rasûlullah Medine'ye hicret edince, onun gelişi her tarafta duyulmuş ve Yahudiler arasında konuşulmaya başlanmıştı. Sen Kuba'da kaldığın günlerin birinde Babam Huyey ile amcam Ebu Yasir sabahın erken saatlerinde gün aydınlanmadan çıkıp Kuba'ya seni görmeye gittiler. Akşam güneş batmak üzere iken geri gelmişlerdi. Ancak çok yorgun, bedbin ve bitkin bir durumları vardı. Hatta yürüyecek mecalleri kalmamıştı sanki. Bense her günkü gibi eve geldiklerinde onlara doğru koştum. Her zamanki adetleri gereği beni kucaklamalarını beklerken hiç iltifat etmeyip yüzüme bakmadan geçip duvarın dibinde oturdular. Amcam Ebu Yasir babama yavaşça sordu: "Oydu değil mi?" diye sordu. Babam cevaben: "Evet, her şeyiyle, bütün özellikleri ile oydu. Onu gördüğünde tanırsın." Amcam: "Peki, ne yapmayı düşünüyorsun?" diye sorunca babam: "Hayatta olduğum müddetçe ona düşmanlık edeceğim" demişti.
Bir diğer bilgiye göre, Ebu Yasir İbn Huyey, Kuba'ya giderek Hz. Peygamber'i görünce onun Tevrat'ta vasıfları anlatılan son rasul olduğunu anlamıştı. Nadîroğullarına gelip: "Gelin, beni dinleyin. Bu adama iman edip tabi olalım. O, hepimizin beklediği son rasuldür" dedi. Ebu Yasir'in bu sözleri karşısında kabilenin reisi konumunda olup sözü daha çok dinlenen Huyey İbn Ahtab ise, bildiği gerçeklere ve gözünün gördüğüne değil nefsine ve şeytana uyarak, kardeşinin bu söylediklerine karşı çıktı. Onu susturarak, asla Muhammed'e tabi olmayacaklarını ve sonuna kadar onunla mücadele edeceklerini söyledi. Yahudilerde Huyey İbn Ahtab'ı dinleyerek son peygambere iman etmeye yanaşmadılar. Bile bile düşmanlığa başlayıp hayatları boyunca onun son nebi ve Rasul olduğunu bildikleri halde iman etmediler.
Kur'ân-ı Kerim'in tabiriyle "Onlar onu kendi öz evlatlarını tanır gibi tanıyorlardı." Çünkü Rasûlullah'ın özellikleri Tevrat'ta yazılıydı. Ama Muhammed (sav) son peygamber olarak gönderilip de Yahudiler onu kendi gözleriyle görünce Tevrat'taki bilgileri değiştirerek hayatları boyunca kıskançlıklarından ona düşmanlık etmeye başladılar. Çünkü bu risaletin aralarından birisine geleceğini bekleyip duruyorlardı. Risalet onlara verilmeyince İslam'a ve Rasulullah'a düşmanlık etmeye devam ettiler.
"Kendilerine kitap verdiklerimiz (Yahudiler) onu (Hz. Muhammed'i) öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen onlardan bir grup bile bile yine de hakkı gizlemektedirler." (el-Bakara, 2/146).
"Kitap Ehlinden birçok kimse hak kendilerine açıkça belli olmasına rağmen ruhlarına yerleşmiş olan kıskançlıktan dolayı sizi imanınızdan sonra kâfirler olarak geriye döndürmeyi çok isterler. Allah'ın (onlarla yapacağınız cihâda dair) emri gelinceye kadar affedip bağışlayın. Şüphe yok ki Allah'ın gücü her şeye yeter," (el-Bakara, 2/109).
Ahmet Ağırakça
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.