Arama

Milli değerlerimizi zamansız boyuta taşıyan insan hazinesi

Yayınlanma Tarihi: 30.08.2018 00:00 Güncelleme Tarihi: 30.08.2018 14:22
Milli değerlerimizi zamansız boyuta taşıyan insan hazinesi

Gazeteci, roman, hikâye, oyun ve fıkra yazarı Tarık Buğra’nın toplumları yükselten eserleri, yerli ve milli değerleri zamansız bir boyuta taşıyarak, nesilden nesile aktarılmasını sağladı. Hem edebiyat hem de fikir dünyamızın yapı taşlarından olan Tarık Buğra'yı doğumunun yüzüncü yılında rahmetle anıyoruz…

Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının önemli isimlerinden biri olan Tarık Buğra, hikâye, roman, tiyatro, gezi, deneme ve fıkra olmak üzere nesrin hemen her türünde eserler vermiş, pek çok ödüller almış ve romanlarının birçoğu da televizyon dizisi olarak ekranlara gelmiştir. Romanlarında Türk tarihini konu edinen Buğra, özellikle 'geçiş dönemi' olarak nitelendirebileceğimiz tarihî süreçler üzerinde durur.

Osmancık'ta Selçuklu Devleti'nden Osmanlı Devleti'ne geçiş sürecini ve devlet olma yolunda verilen mücadeleyi, Küçük Ağa'da Millî Mücadele dönemini ve kurtuluştan yeni bir devletin kuruluşuna doğru geçen süreci, Küçük Ağa Ankara'da romanında Türkiye Cumhuriyeti olarak kurulacak olan yeni devletin doğum sancılarını, Firavun İmanı'nda zaferin parlayan ışıklarıyla Ankara'nın başkent olma sürecinde yaşanan çıkar ilişkilerini, Yağmur Beklerken'de 1930'lu yıllarda Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın kuruluş sürecini, Dönemeçte'de 1946-1950 yılları arasında çok partili hayata geçiş sürecini, Gençliğim Eyvah'ta da 1970'lerde yaşanan anarşi olaylarını bir romancı gözüyle yorumlayarak anlatır.

TARIK BUĞRA KİMDİR?

Tarık Buğra, Eylül 1918'de Akşehir'de doğdu. İlköğrenimini Akşehir'de tamamladı. İki yıl İstanbul Erkek Lisesi'ne devam etti. Okulun yatılı kısmı kapatılınca öğrenimini Konya Lisesi'nde sürdürdü ve buradan mezun oldu. Aynı yıl İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizik-Kimya-Biyoloji (FKB) sınıfında yükseköğrenime başladı. Lise yıllarında ortaya çıkan yazar olma arayışları öğrenciliğin gerektirdiği sorumluluk duygusundan kopmasına, derbeder bir hayat sürmesine yol açtı.

Fizik-Kimya-Biyoloji sınıfında okuduğu iki yılın ardından İstanbul Hukuk Fakültesi'nde dört yıl kayıtlı öğrenciliği sonunda mezun olmadan ayrıldı. Askerlik döneminin (1942-1945) ardından İstanbul'a döndü. İki yıl sonra Şişli Terakki Lisesi'ne muallim muavini olarak girdi. Aynı yıl İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'ne kaydolmasına rağmen buradan da diploma alamadı. "Oğlumuz" adlı hikâyesinin Yunus Nadi Hikâye Yarışması'nda ödüle lâyık görülmesi (1948) Çınaraltı dergisi ve Milliyet gazetesinden teklif almasını sağladı.

EDEBİYAT YAZILARIYLA GAZETECİLİĞE BAŞLADI

Babası ile Akşehir'de Nasreddin Hoca (1948-1952), Talat Tekin'le İstanbul'da Zeytindalı (1950), kısa bir süre de İstanbul Haftası (1951) dergilerini çıkardı. Aynı yıl Şehir Tiyatrosu Edebî Kurulu'nda görev aldı. Bu kurulla ilişkisi aralıklarla uzun yıllar sürdü. Milliyet gazetesinde yazdığı sanat-edebiyat yazılarıyla gazeteciliğe başladı (1951).

Ankara'da Yenigün, İstanbul'da Vatan gazetelerinin neşriyat müdürlüğünü yaptı (1957), Milliyet'in spor sayfasını hazırladı (1958), Peyami Safa'nın neşriyat müdürü olduğu Tercüman gazetesine makaleler yazdı (1959). Ardından Yeni İstanbul gazetesinde neşriyat müdürlüğüne getirildi (1960). Bu kurumun çıkardığı Türkiye Spor gazetesinin yazı işleri müdürü olarak kısa bir süre Norveç, Almanya ve Rusya'da bulundu (1961).

ÖNEMLİ ÖDÜLLERİ

Mümtaz Turhan ile birlikte çıkardığı Yol dergisine "Haftadan Haftaya Yol Notları" başlığı altında yazılar yazdı (1962). Haziran 1969'da Tercüman gazetesinde başlayan "Merhaba" ve "Pazar Sohbetleri" başlıkları altındaki yazılarını Aralık 1983'e kadar sürdürdü. İbiş'in Rüyası ile TRT başarı ödülünü (1970), Yağmur Beklerken ile Türkiye İş Bankası büyük ödülünü (1981), Akümülatörlü Radyo ile Türkiye Yazarlar Birliği tiyatro ödülünü (1981), Osmancık ile Türkiye Millî Kültür Vakfı armağanını (1985) kazandı.

1991'de devlet sanatçısı unvanını aldı ve 1993'te Türkiye Yazarlar Birliği tarafından yılın sanatçısı seçildi. 1987-1993 yılları arasında bir taraftan Türkiye gazetesinde "Pazar Sohbeti" başlığı altında yazılar yazdı; diğer taraftan İbiş'in Rüyası, Yalnızlar, Osmancık (Kuruluş adıyla), Dönemeçte, Yağmur Beklerken adlı romanlarının senaryolarını, Diyanet İşleri Başkanlığı, TRT ve Türkiye Millî Kültür Vakfı'nın sipariş ettiği Sahibini Arayan Madalya, Atatürk: Zafer Gaye Değildir, Korkma Sönmez, Bir Ben Vardır Benden İçeri adlı senaryoları hazırladı. Kısa bir hastalığın ardından 26 Şubat 1994'te vefat etti ve Karacaahmet Mezarlığı'na defnedildi.

TARIK BUĞRA'NIN EDEBİYATA İLGİ DUYMASININ NEDENİ

Tarık Buğra'nın edebiyata ilgi duymasında kültürlü bir insan olan babasının Safahat, Rübâb-ı Şikeste, Şerâre, Piyâle, Cevdet Paşa Târihi, Servet-i Fünûn, Terakkî gibi Türk kültür ve edebiyatının örneklerinden meydana gelen kitaplığındaki kitap ve dergilerden okuduğu şiir, hikâye ve yazıların; tarikat ehli olan annesinin zaman zaman söylediği ilâhilerin; Kurtuluş Savaşı yıllarının hâfızasında bıraktığı izlerden ibaret bir dekor içerisinde ve birbirlerinin kontrolü altında iç içe yaşayan insanlarıyla Akşehir'in rolü vardır.

Rıfkı Melûl Meriç'in götürdüğü ve hikâyelerinde sık sık bahsettiği İstanbul Beyazıt'taki Küllük Kahvesi'nde Yahya Kemal Beyatlı, Ahmet Hamdi Tanpınar, Ali Nihat Tarlan, M. Fuad Köprülü, Mükrimin Halil Yinanç, Emin Âli Çavlı, Yavuz Abadan ve Nurullah Ataç gibi Türk aydın kesiminin havasını yansıtan şahsiyetlerle birlikte birçok tip ve karakteri tanır, onların sohbetlerinde bulunur.

Askerlik yaptığı sırada Ankara Radyosu tarafından seslendirilmesi uygun görülen Arayan Bulur adlı radyofonik bir oyunla Akümülatörlü Radyo'nun ilk şeklini ve Yalnızların Romanı'nı yazar. Edebiyat dünyasında ilk defa Yunus Nadi Hikâye Yarışması'nda bir altın dolmakalemle ödüllendirilen "Oğlumuz" adlı hikâyesiyle tanınmaya başlar.

YİRMİDEN FAZLA ROMAN KALEME ALDI

Yazar 1948-1952 yılları arasında altmış dört, 1953-1963 yılları arasında on sekiz olmak üzere toplam seksen iki hikâye kaleme almış ve bu hikâyelerinde hayatın normal akışını değiştiren olaylarla karşılaşan bireylerin çaresizliklerini, bunalımlarını, sevinçlerini, kederlerini ve bu durumların karşısında yaşama arzularıyla iradelerini ortaya koymalarını anlatmıştır.

"Oğlumuz" adlı hikâyede gençlik dönemi, "Buhran"da evli kahramanın başkasına duyduğu duygusal ilgi gibi sıradan olaylar kahramanların iç dünyalarına yönelmelerini sağlamakla görevlidir. Aslında bu olaylar ferdî, içtimaî ve ailevî görünümler arz eder.

Tarık Buğra yazı hayatı boyunca yirmiden fazla roman kaleme almakla beraber bunların ancak yarısı kitap olarak yayımlanmış, diğerleri çeşitli gazetelerde tefrika halinde kalmıştır. En tanınmış eserleri arasında yer alan Küçük Ağa, Yağmur Beklerken, Dönemeçte adlı romanlarında olaylar Akşehir ve Hisarlı gibi Orta Anadolu kasabalarında geçer, fakat bu küçük mekânlar büyük mekânların bütün özelliklerini taşır.

ROMANLARININ KONULARI

Osmancık, Küçük Ağa, Firavun İmanı, Yağmur Beklerken, Dönemeçte ve Gençliğim Eyvah adlı romanlarında Türk tarih ve sosyal hayatının dönüm noktası kabul ettiği dönemleri ele alır. Kahramanların kişileşme mücadelelerine bağlı olarak birey ile toplum arasındaki münasebeti ve dönemin ekonomik, sosyal ve kültürel problemlerini anlatır.

Osmancık'ta toplum ile fert arasındaki ilgi Osman Bey'in Osmancık, Osman Bey, Osman Gazi Han dönemlerine bağlı olarak toplumun da aşiret, devlet ve imparatorluk düşüncesine ulaşma dönemleri arasındaki paralel görünümle sağlanır. Romanda dönemin yaşama tarzına ait ekonomik ve geleneksel unsurların yanı sıra imparatorluğu oluşturacak devlet anlayışına da yer verilir.

Bir iç çatışmanın yansıtılması

Küçük Ağa ile Firavun İmanı yazarın üzerinde en çok durulan eserleridir. Küçük Ağa'nın konusu toplumsal bir dönüm noktasının ifadesi olarak görülen İstiklâl Savaşı'dır. Eserin aynı konuyu işleyen birçok romandan farkı olaylara dönemin penceresinden bakılması ve insanların, yıllar süren mağlûbiyetler neticesinde millî iradeye cevap verme fonksiyonu zayıflamış olan altı yüzyıllık bir otorite ile kurtuluş iddiası taşıyan ve kimler tarafından açıldığı bilinmeyen yeni bir bayrak arasında karar verme mecburiyetinde kalmasından kaynaklanan bir iç çatışmanın yansıtılmasıdır. Yazar burada Küçük Ağa ile Çolak Salih'in şahsiyetlerinde milletçe gerçekleştirilen yeniden doğuşu ortaya koyar. Olayların fikrî sahada bir nevi devamı gibi görülen, Sakarya Savaşı'nın öncesi ve sonrasının ele alındığı Firavun İmanı'nda ise savaş sonrası bocalamanın sebepleri ortaya konulmaya çalışır.

Yağmur Beklerken'de, Türk demokrasi hayatı içerisinde önemli bir yeri olan ve ikinci bir dönemeç olarak görülen Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın kuruluşu ve kendini feshedişiyle o sırada yaşanan büyük bir kuraklık olayı arasında paralellik kurulur.

Türkiye'nin çok partili sisteme geçiş döneminin çalkantıları

Dönemeçte'de Türkiye'nin çok partili sisteme geçiş döneminin çalkantıları üzerinde durulur. Yazar diğer romanlarında olduğu gibi burada da olayları Orta Anadolu'nun küçük bir kasabasına açtığı pencereden seyreder; küçük kasaba insanlarının kültürlerini, törelerini, ekonomik durumlarını, yöneten ve yönetilen ilişkilerinden doğan tedirginliklerini anlatır.

Gençliğim Eyvah'ta 1970'li yılların Türkiye'sini kasıp kavuran anarşinin yol açtığı yıkımlar sosyal bir dönemeç olarak gösterilir. Yazara göre 1970'li yıllarda yaşanan olaylar Türkiye'nin bir başka dönüm noktasıdır.

Tarık Buğra'nın diktatörlüklere karşı tavrını ortaya koyan romanlarından biri Siyah Kehribar'dır. Dünyanın En Pis Sokağı'nda ise kan davasından vazgeçme meselesi üzerinde durulur. Akümülatörlü Radyo adlı tiyatro eserinden roman haline getirilen Yalnızlar, irade gücünü temsil eden Doktor Rıza ile hayatın gerçeklerinden kaçan Murat arasındaki çatışma üzerine kurulmuştur. Şahsiyeti engellemesi, insanı ve insanlığı köle haline getirmesinden dolayı bazı eserlerinde ve yazılarında diktatörlüğe karşı çıkan yazar, ilk adı Peşte 56 olan Ayakta Durmak İstiyorum adlı oyunun konusunu Macarlar'ın 1956 yılında komünizme karşı çıkışından alır.

Aktörlük dünyasına ait durumlar

İbiş'in Rüyası yazar tarafından oyunlaştırılmış ve Ekim 1972'de Devlet Tiyatroları'nda sahnelenmiştir. Eserin birinci derecedeki kahramanı Nahit, Türk tiyatrosunun ünlü aktörü Komik-i Şehir Naşit'i çağrıştırır. Aptal ve şapşal görünüşlü, gerçekte zeki, fedakâr ve gönlü zengin bir halk tipi olan İbiş rolüyle sahneye çıkan Nahit komediyi paskallığa dökmeden ortaya koyan bir sanatkârdır. Eser Nahit ile Hatice arasındaki duygusal ilişkiye bağlı olarak Hatice'nin iç dünyasındaki sanat gücünün birtakım iç çatışmaları sonunda ortaya çıkarılışını ve aktörlük dünyasına ait bazı durumları yansıtır.

Makale ve fıkralarından seçtiği yazılarını topladığı Düşman Kazanmak Sanatı'nda yazar sanat, edebiyat ve dil hakkındaki görüşlerini ortaya koymaktadır. Bunlar arasında yazarın yetiştiği muhit, ilk hikâyeleri, Küçük Ağa'nın hikâyesi ve Küllük hakkında anlattıkları dikkat çekicidir. Türkiye gazetesinde "Pazar Sohbetleri" başlığı altında yazdıklarından oluşan Bu Çağın Adı'nda sanat, edebiyat ve dil meselelerinin yanı sıra Güneydoğu, 12 Mart gibi siyasal-sosyal konularla ilgili yazılarına da yer verir. Tarık Buğra zaman zaman İstanbul, Hareket ve Hisar dergilerinde sanat ve edebiyatla ilgili yazılar da yazmıştır.

KİTAPLAŞMAMIŞ ROMANLARI

Küçük Ağa, Küçük Ağa Ankara'da ve Firavun İmanı romanlarında Kurtuluş Savaşı yıllarını ve yeni bir devletin kuruluş macerasını anlatan Buğra, Çolak Salih Niko ile Hesaplaşıyor adlı tefrika romanında da aynı konu üzerinde durur, bu üç romanında değinmediği noktaları bu eseriyle tamamlar.

Buğra'nın kitaplaşmış romanlarının dışında çeşitli gazetelerde tefrika halinde kalmış, henüz kitaplaşmamış on romanı daha vardır ki bunlardan Çolak Salih Niko ile Hesaplaşıyor ayrı bir önem taşır. 1984 yılında Tercüman gazetesinde 15 Mayıs ile 5 Temmuz 1984 tarihleri arasında elli bölüm olarak tefrika edilen bu roman, 'nehir roman' olarak Küçük Ağa ve Küçük Ağa Ankara'da romanlarının bir devamıdır. Ancak tek başına da bir roman niteliği taşır.

ROMANIN YAZILMASINDAKİ AMAÇ

Çolak Salih Niko ile Hesaplaşıyor, Tercüman gazetesinde tefrika edilmeye başlamadan önce romanın haberi ilk sayfadan okurlara şöyle duyurulur:

"Çolak Salih.. o büyük ateşi tutuşturan kıvılcımlardan, o gözü pek Anadolu çocuğunun bir başka görevi daha vardı.. İhanetin ve ihanet odaklarının hak ettikleri cezayı vermek…

İşte 'Çolak Salih Niko ile Hesaplaşıyor' Küçük Ağa'da yarım kalan o şanlı tokadın ve tarihî görevin tokadı." (Buğra 1984: 1)

"Edebiyat dünyamızda yarın OLAY var. Ünlü yazar Tarık Buğra, yeni romanı ile tarihimize altın harflerle geçmiş bir devrin insan kesitini verirken edebiyat dünyamıza da bir baş eser daha hediye ediyor." (Buğra 1984: 19)

Romanın yazılmasındaki amaç, Buğra'nın ağzından şöyle ifade edilir:

"Tarık Buğra anlatıyor: Küçük Ağa'yı tamamlıyorum. Buğra bu romanı ile Küçük Ağa ve Firavun İmanı'nda anlatmaya çalıştığı Kurtuluş Savaşı döneminin o kitaplarda ele alınmamış kesitlerini vereceğini söylüyor.

Tarık Buğra, Çolak Salih Niko ile Hesaplaşıyor romanı için, 'Gerçi, Çolak Salih de Osmanlı toplumu gibi bir şokla, yani Niko'nun ihanetiyle kendini bulur ama milleti gibi öcünü alamadan kaybolur. İşte bu romanda bu noksanı tamamlamak için çalıştım.' diyor." (Buğra 1984: 1)

ÇOLAK SALİH NİKO İLE HESAPLAŞIYOR KISA ÖZETİ

Roman, Çolak Salih'in Akşehir'de, Ağır Ceza Reisi Mehmet Bey'le vedalaşmasıyla başlar. Hatırlanacağı üzere Küçük Ağa'yla birlikte Çerkez Ethem'in yanında millî mücadele saflarında yer alan Çolak Salih, ailesinden bir haber alması bahanesiyle Küçük Ağa tarafından Akşehir'e gönderilir. Asıl amaç, Çolak Salih'in Kuvvâ-i Seyyâre içinde yaşananları Kuvvâ-i Millîye'nin istihbarat merkezi olan Alayunt'ta Doktor Haydar Bey'e ve Yüzbaşı Nazım'a iletmesi ve onlardan emir almasıdır. Aslî vazifesini yaptıktan sonra Akşehir'e giden Çolak Salih, Küçük Ağa'nın eşinin evlendiğini öğrenince bu haberi Küçük Ağa'ya asla veremeyeceğini bildiğinden geri dönemez. (Buğra 1998: 378-379)

Böyle bir haberle Küçük Ağa'nın yanına varamayacağını çok iyi bilen Çolak Salih'in millet adına yerine getirebileceği tek bir vazifesi kalmıştır: Niko'nun peşine düşmek. İşte Tarık Buğra, Çolak Salih'in Küçük Ağa'da bu noktada bıraktığı hikâyesini Çolak Salih Niko ile Hesaplaşıyor'da devam ettirir. Tefrika romanın daha ilk sayfasında Çolak Salih'i Akşehir'den ayrılmak üzere buluruz. Bu ayrılış onu, yaşamakla eş değer tuttuğu hedefine götürecektir: Niko'ya. Tek bir düşüncesi vardır artık: Niko'yu bulup ihanetinin bedelini bütün bir millet adına ödetmek. Onun için "Elbette yaşamak Niko demekti, Niko ile hesaplaşmak içindi. Bunun dışında her şey boştu… bomboştu… yoktu... olamazdı." (Buğra 1984)

YENİ BİR DEVLETİN KURULUŞ MACERASI

"Toplum kaderinin, yani bağımsızlığın insana ve insanın hürlük kavramına, yeteneği ile bağlantılı olduğu"na inanan Tarık Buğra, Küçük Ağa, Küçük Ağa Ankara'da, Firavun İmanı ve Çolak Salih Niko ile Hesaplaşıyor romanlarında bu inancını sanatsal bir dille okura sunmuştur. O, Çolak Salih ve Küçük Ağa karakterlerini 'insan-toplum', 'insan-devlet' ilişkisi üzerinde temellendirerek onlara kurgu dünyasında işlevsellik kazandırmış ve yine bu karakterler aracılığıyla bir milletin kurtuluş ve yeni bir devletin kuruluş macerasını bu dört romanında tamamlamıştır. Ayrıca Türk tarihi açısından büyük önem taşıyan Kurtuluş Savaşı'nı roman diliyle tartışan Tarık Buğra'nın, bir tarih felsefesine kapı araladığı da söylenebilir.

Çolak Salih Niko ile Hesaplaşıyor romanını, "..bize istiklâlimizi miras bırakanlara büyük minnet ve şükran borcumuzu, karınca kararınca ödeyebilme, hiç değilse rahmetle anma arzusunun (bir) ürünü" olarak kaleme aldığını söyleyen Tarık Buğra, kendi adına tarihe olan vefa borcunu böylelikle ödemiş olur.

ESERLERİ

Roman: Yalnızların Romanı (Çınaraltı, 5 Mayıs – 9 Haziran 1948), Aşk Esirleri (Milliyet, 30 Eylül – 9 Aralık 1950), Tetik Çekildikten Sonra (Akın, 29 Ağustos – 8 Ekim 1951), Ofsayd (Akın, 10 Ekim – 13 Kasım 1951), Sonradan Yaşamak (Vatan, 16 Şubat – 23 Mayıs 1953), İnce Hesaplar (Milliyet, 19 Mart – 3 Mayıs 1953), Abaza Paşa'nın Rüyası (Bursa Hâkimiyet, 27 Eylül 1955 – 7 Şubat 1956), Şehir Uyurken (Bursa Hâkimiyet, 4 Haziran – 22 Eylül 1956), Yanıyor mu Yeşil Köşkün Lâmbası (Yeni Gün, 11 Nisan – 31 Mayıs 1957), Ölü Nokta (Yeni İstanbul, 23 Nisan – 10 Haziran 1958), Çolak Salih (Tercüman, 15 Mayıs – 5 Temmuz 1984), Siyah Kehribar (1955), Küçük Ağa (1963), Küçük Ağa Ankara'da (1966), İbiş'in Rüyası (1970), Firavun İmanı (1978), Bir Köşkünüz Var mı? (1978), Gençliğim Eyvah (1979), Dönemeçte (1980), Osmancık (1983), Dünyanın En Pis Sokağı (1989).

Hikâye: Oğlumuz (1949), Yarın Diye Bir Şey Yoktur (1952), İki Uyku Arasında (1954), Hikâyeler (1964).

Tiyatro: Ayakta Durmak İstiyorum (1966), Üç Oyun (Akümülatörlü Radyo, Dört Yumruk, Ayakta Durmak İstiyorum, Yüzlerce Çiçek Birden Açtı, 1979), İbiş'in Rüyası (1982), Güneş ve Arslan, Sıfırdan Doruğa (1988). Röportaj: Gagaringrad Moskova Notları (1962). Fıkra ve Makale: Gençlik Türküsü (1964), Düşman Kazanmak Sanatı (1979), Bu Çağın Adı (1979), Politika Dışı (1992). (Feridun Alper. Bu madde ilk olarak 2016 senesinde TDV İslâm Ansiklopedisi'nin EK-1. cildinde, 216-218 numaralı sayfalarda yer almıştır.)

2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN