Arama

Üretimleri ile insanlığa teslim olmuş bir sanatçı

Üretimleri ile insanlığa teslim olmuş bir sanatçı

Alberto Giacometti’nin üretiminde doğa –insan ve şeyler- yontularına malzemedir. Buna karşılık doğa asla öykünülmesi gereken bir usta değildir. Heykelleri, doğa karşısında özerklikle donanmıştır ve Giacometti verili olanın hepsini, onları tekrarlarcasına bir kez daha yontusuna dâhil etmez. Mümkün olan en azla, bazen sadece bir çizgi, bazen de küçük temaslarla eserini sonlandırır.

"Bir zamanlar insanları gerçek boyutlarında görürdüm, fakat onlardan uzaklaşıp onları bir bütün olarak görünce küçüldüler. Ancak 1946 yılında insanı gerçek boyutlarında göreceğim uzaklık yerine, insanı gerçekten görebileceğim uzaklığı keşfettim."

Giacometti, 10 Ekim 1901 yılında, İsviçre'nin Graunbunden kantonunda yer alan Stampa'da doğmuştur. Ailenin en büyük oğlu olan sanatçının, çocukluğunu geçirdiği bu kasabada sanatla yakınlaşması, bir post empresyonist ressam olan babası Giovanni sayesinde olmuştur. Ayrıca fovist bir ressam olan vaftiz babası onu sanata yönlendiren kişiler arasında yer almaktadır. Giacometti'nin bu dönemlerini gösteren ilk çalışması on üç yaşında gerçekleştirdiği "Elmalar" adlı resmidir. Onu etkileyen ressamlar başlangıçta Dürer, Rembrandt ve Jan van Eyck'tır. Yaklaşık 14 yaşlarında kardeşi Diego'nun bir büstünü yapmıştır.

HEYKELCİLİK BÖLÜMÜ VE İLK İTALYA SEYAHATİ

Mısır sanatı Giacometti'nin daha sonraki çalışmalarının esin kaynakları arasına girecektir.

Erken çalışmaları annesi ve kardeşlerini model alarak sürerken 1915 yılında Schier kolejine başlamış, ardından 1919 yılında Cenevre Meslek Sanat Okulu heykelcilik bölümüne girmiştir. 1920'de ilk seyahatini gerçekleştirmiştir. Burada dersleri almış, Rönesans ve Barok dönem sanatçılarından kopyalar çalışmış, özelikle de sanattan oldukça etkilenmiştir. Şüphesiz sanatında İtalya'nın asıl önemi, onun bu ülkede Mısır sanatı ile tanışmasıyla başlar. Floransa'da karşılaştığı bir büstünden sonra Vatikan'da Mısır sanatı koleksiyonunu incelemiştir. Mısır sanatı Giacometti'nin daha sonraki çalışmalarının esin kaynakları arasına girecektir.

Giacometti İtalya'nın ardından 20. Yüzyılın başında dünyanın her yerinden pek çok sanatçının buluşma noktası olan Fransa'ya gitmiş ve üç yıl heykeltıraş Bourdelle'in Grande- Chamuiere Akademisi'nde derslere başlamıştır. Burada 20. Yüzyıl klasizmini yansıtan bir anlayışı içinde üç yıl çalışmıştır. Sanatçının bu dönemine ait eserleri günümüze gelmemekle birlikte bazı kaynaklar bu dönemine ait "İki Figür" adlı çalışmasından bahsetmektedir. Giacometti'nin Bourdelle ile çalıştığı dönemlerde kübizmi farklı noktalara getiren Rus heykeltıraş Lipchitz'den etkilenmiş, ayrıca Duchamp, Archipenko, Laurens'in çalışmalarıyla da ilgilenmiştir. Dönemin pek çok avant-garde sanatçısının çıkış noktası olan Afrika ve Okyanusya heykel ve masklarını keşfetmiştir.

FRANSA VE AFRİKA HEYKELLERİNİN ETKİSİ

1925'lerde Fransa'ya yerleşme kararı alan Giacometti Fordevaux sokağında ilk atölyesini oluşturmuş ve 1920'lerin sonlarına dek kübist anlayışta eserler üretmiştir.

Bu dönemde heykellerinin etkisiyle gerçekleştirdiği "Kaşık Kadın" adlı çalışmasının ardından Paris çevresinde tanınmasını sağlayan "Bir Baş" ya da bazı kaynaklarda "Gözlemleyen Baş" adlı çalışmasını gerçekleştirir. Yüzeyi belli belirsiz olan bu heykel insanı nerdeyse düz bir levha biçimine indirgemektedir. Giacometti'nin sanatı 1926, 1927, 1928'de art arda katıldığı Tuileries sergileriyle gelişme göstermiştir. Sanatçı 1927'de ilk atölyesinden çıkarak Hippolite sokağındaki küçük atölyeye yerleşmiştir. Jean Genet, sanatçının bu atölyesini 'in işgali sırasında terk ettiğini ama daha sonra yaşamı boyunca bu atölyede çalıştığını belirtmektedir.

1935 yılına dek soyut ve figür arasında gidip gelen sanatçı daha sonra figür üzerine farklı bir araştırmaya yönelmiştir. 1940'a dek her gün sabahları kardeşi Diego'nun ve öğleden sonra Rita'nın modellik yaptığı başlar serisini çalışmıştır. Aynı dönemde sanatını temelden etkileyecek olan Paul Sartre ve Simon de Beauvoir ile tanışır. Varlık ve Hiçlik adlı eserinde insanın başından akılla donanmadığını ve bir hiçlik olduğunu, insanın varoluşunun özünden önce geldiğini savunmaktadır.

SÜRREALİST DÖNEME AİT EN ÜNLÜ YAPIT

Aynı dönemde Giacometti'nin Picasso'nun sanatından etkilenerek 1932 sonbaharında gerçekleştirdiği "Sabah Dörtte Saray" onun sürrealist dönemine ait en ünlü yapıtıdır.

Giacometti bu heykeli ile ilgili olarak şöyle demektedir: "Ben ve sevgili bir arkadaşım, kibrit çöplerinden fantastik bir saray yapardık. Bilmiyorum neden, kafesin içinde bir belkemiği yaşar hale geldi, bir kadının bana sattığı bel kemiği. İkimizin de hayatının sonuna geldiği gece gördüğü sıska kuşlardan biri içinde yaşamaya başladı. Yukarıda çatının üstünde, sabaha karşı dörtte uçan bir kuş."

"Sürrealist Masa" adlı çalışmasından sonra gerçekleştirdiği "Görünmeyen Objeler/Boşluğu Tutan Eller" 1934-35 yıllarına tarihlenmekte ve Giacometti'nin son sürrealist eseri olarak kabul edilmektedir. Bu heykelle birlikte Giacometti yeniden figüre yönelmiştir.

1935 yılına dek soyut ve figür arasında gidip gelen sanatçı daha sonra figür üzerine farklı bir araştırmaya yönelmiştir. 1940'a dek her gün sabahları kardeşi Diego'nun ve öğleden sonra Rita'nın modellik yaptığı başlar serisini çalışmıştır. Aynı dönemde sanatını temelden etkileyecek olan Paul Sartre ve Simon de Beauvoir ile tanışır. Sartre Varlık ve Hiçlik adlı eserinde insanın başından akılla donanmadığını ve bir hiçlik olduğunu, insanın varoluşunun özünden önce geldiğini savunmaktadır.

GIACOMETTI'NİN SANATINI DERİNDEN ETKİLEYEN BİR TEORİ

Sartre'ın Varoluşçuluk teorisi Giacometti'nin sanatını derinden etkilemiştir. Bu yıllarda Giacometti'nin heykelleri daralmış, gövdeleri uzayarak, görüntüleri önemini kaybetmeye başlamıştır. Sanatçının heykelleri işleyişi de değişerek, Bourdelle'in ifadeci yorumuna geri döndüğü izlenmektedir. Bu heykeller 'nun 1931'de yaptığı ağaç heykel denemeleriyle, Mısır ve Etrüsk sanatlarında görülen heykellerle de benzerlik taşırlar. Sartre sanatçının bu ince ve dik figürlerin ilk örneklerinin Mısır heykellerinde olduğunu söyler.

1942'de Cenevre'ye giden ve burada üç yıl kalarak Anette Arm ile evlenen sanatçı, bu dönemde kaideden çıkan ayakların çok belirgin olduğu, çok ince gövdeye ve yüzleri belirsiz ve keskin heykeller yapar. Giacometti bu heykellerini şöyle tanımlar: "Bir zamanlar insanları gerçek boyutlarında görürdüm, fakat onlardan uzaklaşıp onları bir bütün olarak görünce küçüldüler. Ancak 1946 yılında insanı gerçek boyutlarında göreceğim uzaklık yerine, insanı gerçekten görebileceğim uzaklığı keşfettim." Giacometti'nin farklı çalışmalarından olan Grup heykelleri boşluk düşüncesiyle temelleniyordu. Yine "Şehir Meydanı" adlı çalışması, boşluğun yoğunluğunu ve boşluktaki figürlerin ilişkisini gösterir. Kuru bir kalabalıkmış gibi gösterilen bu heykellerin kemirilmiş gibi deforme edilmiş bedenlerinde ürkütücü bir etki vardır.

GENİŞ BİR ALANIN İNSAN ÜZERİNDEKİ BASKISI

1948 yılında yaptığı "Orman" adlı grup heykeli ile ilgili eleştirmenlerin çağdaş insanların yalnızlığının anlatıldığı görüşüne karşı çıkan sanatçı, anlatmak istediğinin yalnızca geniş bir alanın insan üzerindeki baskısı olduğunu belirtir.

Aynı dönemde bronz kedi, köpek ve at gibi çalışmaları da insan vücutlarında olduğu gibi oldukça ince ve dokulu bir gövdeye sahiptirler. Giacometti'yi dışında ünlü kılan 1950'li yıllarda Newyork Pierre Matisse Galerisi'nde açtığı sergileridir.

1956'dan itibaren başladığı heykellerini bitirmekte güçlük çeken Giacometti'nin sanatında ifade, malzeme ve boyut önemini yitirmeye başlar. Figüratif heykele farklı bir yorum katan, 1962'de Venedik Bienali'nde Heykel Büyük Ödülü'nü alan sanatçı, 1966'da hayata veda etmiştir.

KAYNAKÇA

E.H. Gombrich; Sanatın Öyküsü, çev. Bedrettin Cömert, Remzi Kitabevi, İst-1992

Görsel 20. Yüzyıl Ansiklopedisi, C.2, İst-1984

Jean Genet; Giacometti'nin Atölyesi, çev. Hür Yumer, Metis Yayınları, İst-1990

2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN