Arama

Yeni takvim ve saat Müslüman halkı nasıl etkiledi?

Yaşam döngüsünü hissetmediğimiz anlar bütünüdür zaman. Çabuk geçtiği an ile ağır ve soğuk adımlarını hissettiğimiz an, gerçek zamanın ne demek olduğunun peşine düşürür bizi. Ancak işin tuhaf yanı, zamanı bölmek için oluşan ikilemler silsilesinde bulunuyor. Takvim ve saat sisteminin ülkemizde değişmesiyle hayatımızda neler oldu? Hangi değerleri yok ettik? Edebiyatımız bu durumları nasıl kaleme aldı? İşte, yabancı saatin hayatımıza girmesiyle istilanın en gizlisi ve tesirlisi…

Noel'i yaz aylarında düşünebilir misiniz? Hiç güneşli bir havada uçan Noel Baba gördünüz mü? Miladi takvime göre zaten bu mümkün değil. Oysa bizim hatıralarımızda çeşitli mevsimlerde yaşanmış Ramazanlar ve bayramlar süsler. Birçoğumuzun çocukluğu kış aylarının Ramazan ayazında, gençliği de Ramazan kuraklığında geçmiştir.

Yahya Kemal, İstanbul'un fethinden söz ettiği bir yazısında "Takvimlerin de dini, imanı, vicdanı var." der. Ona göre mesela "Sene 857" deyince İslâm'ın İstanbul'a girişi hissedilir; bu tarihte anlı şanlı bir tınnet vardır. "Bir can çekişme, bir ufunet, bir günlük kokusu"nun hissedildiği 1453 rakamı telaffuz edilince de, tam aksine Bizans'ın düşüşü idrak edilir. "Bu rakamların biri Müslüman[dır], biri değil!"

Takvim ve saat sistemindeki değişiklik, dünyaya bakışımızda, hayat tarzımızda ve zaman idrakimizde köklü bir değişikliği, daha doğrusu değişiklik arzu ve iradesini temsil ediyordu. Hicrî takvim ay yılı esasına dayandığı için "sene-i devriye"ler hep başka günlerde ve mevsimlerde idrak edilir. Hiç şüphesiz, Hicrî takvim kusurlu bir takvimdi, fakat sene-i devriyeleri başka başka mevsimlerde yaşamak hayatımıza ayrı bir renk ve zenginlik kazandırırdı.

  • 4
  • 46
“Müslüman Saati”
“Müslüman Saati”

Ahmet Hâşim'e göre, yabancı saatin hayatımıza girişi 'istilaların en gizlisi ve en tesirlisi'ydi. Saatle zamanı ölçen âleti değil, zamanın kendisini, başka bir deyişle, zamanı idrak şeklimizi kasteden bu büyük şair, eskiden kendi hayat tarzımıza göre 'saat'lere ve 'gün'lere sahip olduğumuzu söylediği "Müslüman Saati" başlıklı güzel yazısında şöyle diyordu:

"Müslüman gününün başlangıcını şafağın parıltıları ve sonunu akşamın ziyaları tayin ederdi. Madenden sağlam kapaklar altında mahfuz tutulan eski masum saatlerin yelkovanları yorgun böcek ayakları tarzında, güneşin sema üzerindeki seyriyle az çok münase betdâr bir hesaba tebaan, minenin rakamları üzerinde yürür ve sahiplerini, zamandan takribî bir sıhhatle haberdar ederlerdi. Ecnebi saati ibtilâsından evvel bu iklimde (...) bir gece yarısından diğer bir gece yarısına kadar uza nan yirmi dört saatlik 'gün' tanınmazdı. Ziyada başlayıp ziyada biten, on iki saatlik, kısa, hafif, yaşanması kolay bir günümüz vardı."

2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN