Geçmişin temaşası: Kaybolan Osmanlı meslekleri
İzlediğimiz eski bir filmde ya da aile hatıralarının günümüzdeki kalıntıları siyah beyaz fotoğraflarda birçoğumuzun dikkatini çekmiştir. İki omzuna astığı tepsilerde yoğurt satan seyyahlar, sünnetçi berberler, balkonlardan aşağıya sarkan sepetler… Biraz daha geçmişe gittiğimizde sultanın belki de zehirlenmesini engelleyen çeşnicibaşılar, ahaliye ferman okuyan tellallar… Köklü geçmişimizin tarihi zenginliğinin içerisinde birçok meslek de izlerini bıraktı. Kimisi nihayete eren bir sonu tatmışken, kimisi de ayakta kalma mücadelesi veriyor. İşte, Osmanlı'dan bu yana kaybolmaya yüz tutmuş meslekler…
Önceki Resimler için Tıklayınız
Motorlu araçlar öncesi kent içi yükleme, boşaltma ve taşıma işleri hamal esnafının gediğiydi. Mevsimlik olarak İstanbul gibi büyük kentlere gelen hamalların güçlü loncaları vardı. Meslek çoğu kez babadan oğula geçerdi. Pazarlarda sebze-mevye taşıyanlarına küfeci denirdi. Her iş kolunun ayrı bir hamal kolu olurdu. Bunların en ünlüleri, iç ve dış bedesten hamallarıydı.
Yiyecek veya eşya taşımak için saz, kamış, buğday sapı gibi esnek dal veya liflerden örülerek yapılan kulplu kalıplara sepet, bunları yapanlara da sepetçi denirdi. Ambalaj ve paket sanayisinin gelişmediği, Sanayi Devrimi öncesi dönemlerde sepetler balıkçılıkta, tarlada, bağda, bahçede, çiçekçilikte, zeytincilikte, meyve ve sebzelerin taşınmasında ve daha aklımıza gelmeyen pek çok alanda önemli bir yer işgal ediyordu. Ülkemizde sepetçikil daha çok, Kastamonu, Konya, Trabzon, Rize ve Edirne illerinde yaygın olarak icra edilen bir iş koluydu.
Fıçı gibi hacimli, yekpare ve ağır yükler, sırık hamallarınca taşınırdı. Bunlar genellikle dört kişi olur, dişbudak ağacından yapılmış uzun sırıkları omuzlarına alarak, iki önde, iki arkada yükü paylaşırlardı. Taşıma büyük bir uyum gerektirirdi. Aksi takdirde yük diğer hamallara kayar ve kazalara neden olurdu. Beyoğlu'nda tahtırevanları taşıyanlara da hamal denirdi.
Süt, Osmanlı mutfağının olmazsa olmazıydı. Hemen her evde süt kaynar, yoğurt, tereyağı ve peynir yapılırdı. Pastörize şişe sütünün olmadığı bir evrede ağılı ya da damı olan ve küçük ya da büyükbaş hayvan besleyen sütçü, aynı zamanda kapı kapı dolaşarak hayvanından elde ettiği sütü pazarlardı.
Meşrubat sektörünün gözdesi şerbetti. Meyve özü, su ve şeker karışımı bu içecek ya da şurup, yaz aylarında kent insanının serinlemesine vesile olurdu. Ayrıca misafirlere şerbet ikram etmek de adettendi. Şerbetçi dükkanları olduğu gibi, seyyar şerbetçiler de müşteriye hizmet götürürlerdi. Özellikle seyyar demirhindiciler, İstanbul'a İzmir'den gelirlerdi.