Sürgünde geçen bir ömür: Ahıska Türkleri
Ahıska Türkleri 1944 sürgününden beri ata yurtları olan Ahıska'dan başka yerlerde hayatlarını sürdürüyor. Stalin liderliğindeki Sovyetler Birliği, 14 Kasım 1944'te Gürcistan'ın Ahıska bölgesinde yaşayan on binlerce Ahıskalı Türk'ü "sınır güvenliğini tehdit ettikleri" gerekçesiyle sürgün etti. Trenlere bindirilen ve günlerce yolculuk eden Ahıskalı Türkler Sovyet topraklarında dört bir tarafa dağıtıldı.
Önceki Resimler için Tıklayınız
Ahıska Türklerinin sürgün kararı, resmî belgelere göre, 'sınır güvenliği'ni sağlamak için alındı. Sovyet otoriteleri Ahıska Türklerine; sürgünün geçici olduğunu, kısa zaman sonra evlerine dönebileceklerini, Alman ordusuna karşı kendi can güvenliklerinin sağlanması için bunun yapıldığını duyurdular. Ahıska Türklerinin bir kısmı buna inanırken diğer bir kısmı sürgün yolculuğu sırasında kendilerinin öldürülmelerinin planlandığını düşündüler. Oysa sürgünün gerçekleştirildiği tarihte Alman orduları geri çekilmekteydi. Aslında Ahıska bölgesi hiçbir zaman Alman işgaline uğramamıştı.
Ahıska Türkleri, II. Dünya savaşı sonlarında 1944 yılının soğuk bir Kasım gecesinde silahlı askerler tarafından kapıları çalınarak evden çıkarılan, yük kamyonlarına doluşturulup tren istasyonuna taşınan ve orada hayvan taşıyan vagonlara bindirilip haftalar sürecek ölüm yolculuğuna çıkarılan, kısaca vatanlarından koparılıp sürgüne gönderilen, 70 yıldan fazladır sürgün çilesi bitmeyen masum bir Türk topluluğudur.
Ahıska Türklerinin sürgün edilmelerinin tek nedeni Türk olmaları, Türkiye'ye yakın olmaları, kadimden beri yaşadıkları Ahıska bölgesinin de Türkiye'ye yakın olmasıydı. İkinci Dünya Savaşı sırasının son yıllarında cephede savaşan Ahıskalı erkekler, eve dönemedi. Vatan yolundayken sürgün haberini alıp Orta Asya yollarına koyuldular, ailelerini aradılar.
Hiçbir resmî suçlamaya dayanmayan sürgünün gerçek nedeniyle ilgili çok çeşitli görüşler ileri sürüldü. Bunlardan biri, Stalin'in, Türkiye'nin Almanya'nın yanında savaşa girebileceği ve Türkiye sınırındaki bölgelerde yaşayan Ahıska Türklerinin, Türkiye ile iş birliği yapabileceği endişesiydi.
Bir diğer gerekçe, Rusya'nın sıcak denizlere inme genel stratejisi çerçevesinde engel olarak görülen Batı ve Güney Kafkasya'daki Türk ve Müslüman halkları mümkün olduğu kadar uzağa taşıma düşüncesinin hayata geçirilmesiydi.
Diğer gerekçe ise, Stalin'in Türkiye üzerindeki Sovyet etkisini artırarak Boğazları kontrol altında tutma hedefinin yanı sıra Ardahan ve civarını işgal etme planları yapmasıydı. Stalin döneminin en dikkat çekici uygulamalarından biri, Türkiye sınırlarındaki bütün Slav ve Ermeni olmayan halkların sürülerek yerlerine Rusların, Ermenilerin veya Ukrainlerin yerleştirilmiş olmasıydı.
Sürgün, 14 Kasım'ı 15 Kasım'a bağlayan gece yarısı gerçekleştirildi. Daha önce bölgeye yerleştirilen Sovyet askerleri, halka iki saat içinde eşyalarıyla birlikte köy meydanında toplanmalarını söyledi. Halka, güvenlik gerekçesiyle kısa bir süreliğine başka yerlere nakledilecekleri, bunun kendilerini Alman tehlikesinden korumak için yapıldığı ve bu durumun geçici olduğu söylenmiş, dolayısıyla birçok insan savaştan sonra ana vatanlarına döneceğine inanmıştır. Bu nedenle, insanlar yanlarına fazla bir şey almadan, zaten buna çok da fazla izin verilmemiştir, evlerinden çıkmışlardır
Sürgünün yapıldığı dönem bölgede kış mevsiminin hüküm sürdüğü dönemdir. Sürgün çok zor koşullarda gerçekleşmiş; insanlar soğuk, açlık ve hastalıkla baş etmeye çalışmışlardır. Vagonlarda ısıtma sistemi ve tuvaletin olmayışı nedeniyle birçok insan soğuktan ölmüş; geleneksel terbiye çerçevesinde kadınlar aile büyüklerinin yanında tuvalet gereksinimlerini giderememekten ötürü yaşamlarını kaybettiler. Sürgün yolculuğu sırasında ölen binlerce insanın büyük çoğunluğunu çocuklar, yaşlılar ve kadınlar oluşturur.
Vagon kapılarının günde sadece bir kez açılması, sınırlı miktarda yiyecek ve su verilmesi, temel gereksinimlerinin giderilmesi için çok az süre tanınması, can kayıplarının binleri bulmasında başta gelen temel etkenlerdir. Yaklaşık 40- 45 gün süren yolculuk sırasında ölülerin gömülmelerine bile izin verilmedi. Çoğu insan trenin duracağı ana kadar ölülerini saklamaya, tren durduğunda da çok kısıtlı bir sürede ölülerini gömmeye çalışmışlardır. Bunu yapmaya fırsat bulamayanların ölüleri, askerler tarafından zorla alınıp rastgele dışarı atılmıştır.
Bu milletlerle aynı kaderi paylaşan Ahıska Türkleri de 1944 yılının 15-18 Kasım tarihleri arasında sürgün edilecekleri vagonlara toplanmaya başladılar. Ahıska, Adigön, Aspinza, Ahılkelek ve Bogdanovka ilçeleri ve bunlara bağlı yaklaşık 220 köyden 91.095 kişi tahliye edilerek Orta Asya'ya sürgün edildi. Bunların 55.500'ü Özbekistan'a, 29.500'ü Kazakistan'a, 11.000'iyse Kırgızistan'a yerleştirildi. Özbekistan'a yerleştirilenler ülkenin 7 vilayetindeki 43 ilçeye dağıtıldı. Bunlardan ağırlıklı olarak; Taşkent'e 13.131 kişi, Semerkant'a 14.946 kişi, Fergana'ya 8.613 kişi ve Andican'a 6.881 kişi yerleştirildi. Kırgızistan'da ise ağırlıklı olarak Oş'a 4.995 kişi, Talas'a 2.017 kişi ve Frunze'ye (Bişkek) yaklaşık 1.819 kişi yerleştirildi.
Bu rakamlara, sürgün sırasında yerleşim yerlerinde bulunmayan, adları ve yerleri belirlendikçe sürgün edilen insanlarla, askere alınanlar dâhil değildir. Askerdeki Ahıska Türkleri cepheden döndükten sonra sürgünden haberdar olmuşlar, yakınlarının bulunduğu yerlere daha sonra gönderilmiş ya da kendi olanaklarıyla ulaşmışlardı.
Ahıska Türkleri, 1989'da, Fergana'da Özbeklerin saldırıları sonucunda yine göç etmek zorunda kaldılar, âdeta 'ikinci bir sürgün' yaşadılar. Ahıska Türklerinin bir kısmı Sovyet yetkililerince Rusya, Ukrayna ve Azerbaycan Sovyet Sosyalist cumhuriyetlerinde hazırlanan yerlere yerleştirildi, bir kısmı ise kendi olanaklarıyla, başta yine bu cumhuriyetler olmak üzere, akrabalarının bulundukları yerlere göç ettiler. Bu 'ikinci sürgün', zaten dağınık yaşamakta olan Ahıska Türklerini biraz daha birbirlerinden uzaklaştırdı.
Ahıska Türkleri, 1991'de Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonraki ilk yıllarda, Türkiye'ye göç etmeyi tercih ettiler. Türkiye'yi ana vatanları, Türkiye Cumhuriyeti devletini de sahip oldukları yegâne devlet olarak gördükleri ve daha iyi koşullarda yaşamak amacıyla göç ettiler.