Arama

Portresini ilk yaptıran Osmanlı padişahı

Gentile Bellini, Batı dünyasının korkulu rüyası olan "Grand Turco" lakaplı Fatih Sultan Mehmet'i tuvaline taşıma şansı yakalamış müstesna bir ressamlardan biridir. Fatih'in, saltanatının son yıllarında portresini yapması için İstanbul'a davet ettiği ressam 15-16 ay kadar Osmanlı başkentinde yaşamıştı. Bu süre içinde Fatih'in değişik portrelerini resmettiği gibi, Topkapı Sarayı'nın duvarlarını da süslemiş, İstanbul'daki eski eserlerin çizimlerini yapmıştı. Sizler için, Bellini Fatih'in portresini nasıl yaptığının hikayesini derledik.

  • 1
  • 7
BELLİNİ DÖNEMİNDE OSMANLI-VENEDİK İLİŞKİLERİ NASILDI?
BELLİNİ DÖNEMİNDE OSMANLI-VENEDİK İLİŞKİLERİ NASILDI?

1453 yılında İstanbul'un fethi ile Bizans İmparatorluğu'nun ortadan kalkmasına ve Venedik Bizans arasındaki ticari ilişkilerinin yok olmasına sebep olmuştu. Bu süreç Venedik'i zor bir duruma soktu.

Fatih Sultan Mehmet zamanında İtalya yarımadasında birçok şehir krallıkları vardı ve bunların içerisinde en güçlülerinden biri olan Venedik Cumhuriyeti, ilk önceleri Bizans İmparatorluğu'nun bir parçasıyken bağımsızlığını kazanmış, güçlü filosuyla başta Girit ve Kıbrıs olmak üzere birçok Ege ve Akdeniz adalarını eline geçirmişti.

Venedik, deniz gücüyle Doğu Akdeniz'de Osmanlı Devleti ile üstünlük mücadelesine girmişti; ancak savaşlar ile çok yıpranmıştı. 1479 yılında, Venedik barış istemek zorunda kaldı. Bu barış antlaşmasında, Venedik'in en yetenekli ressamlarından birinin İstanbul'a gönderilmesi şartı da yer almaktadır.

  • 2
  • 7
FATİH'İN VENEDİK'TEN İSTEĞİ NEYDİ?
FATİH'İN VENEDİK'TEN İSTEĞİ NEYDİ?

Fatih Sultan Mehmet, çevresine hem Doğulu hem de Batılı alim ve sanatkârları toplamıştı. Muhtelif dillerdeki savaş ve siyaset kitaplarını okuyor, bu anlamda çok yönlü bir hükümdar gibi hareket ediyordu.

Fatih, bu süreç sırasında Venedik'ten başarılı bir ressamın Osmanlı'ya gönderilmesini de talep eder. Bu isteğin üzerine ünlü ressam Gentile Bellini, Venedik tarafından Osmanlı İmparatorluğu'na ressam olarak gönderilir.

Gentile Bellini, 1479 yılında yanında iki yardımcısı ve sanatkâr ile birlikte yola çıkar ve eylül sonlarında İstanbul'a ulaşır. Bellini, Osmanlı payitahtında çok iyi karşılanır ve Topkapı Sarayı'nda itibarlı bir misafir olarak ağırlanır.

Fatih, Bizans mirasına çevresindekilerden farklı bir gözle bakıyor, özellikle portreciliğe derin bir ilgi duyuyordu. Franz Babinger'e göre, Fatih, Bellini'den sadece kendisini ve çevresindekilerin portrelerini yapmasını değil, sarayın duvarlarını da fresklerle bezemesini de istiyordu.

Halil İnalcık ise Fatih Sultan Mehmet'in sanatçı kimliği için şunları söylemiştir: "Kayda değer ki, kendini Roma Kayseri (Kayseri Rum) ilan eden Fatih Sultan Mehmet de sarayında ünlü hümanistleri bulunduruyor, onlara Roma tarihini okutuyor, Rönesans ressamlarından Venedikli ressam Gentile Bellini'yi davet edip tablolar yaptırıyor, aynı zamanda Bizanslı Kritovulos'a kendi tarihini yazdırıyordu. Fatih kuşatmadan önce İstanbul'dan İtalya'ya kaçmış olan Rum bilginlerine de, İstanbul'a geri gelmeleri için davette bulunmuştu."

Gentile Bellini'nin "Fatih" adlı tablosu en önemli tablolarından biridir. Tabloda sultan süslü bir kemerin içinde kürklü kaftanı ve sarığı ile bir büst olarak oturtulmuştur. Kemeri taşıyan mermer taban, zengin ve süslü işlemelere sahip bir kumaş ile örtülerek görsel içerik güçlendirilmiş ve padişahın gücü vurgulanmıştır.

*Eser, günümüzde Londra'da, National Gallery koleksiyonunda sergileniyor.

Padişahın giysileri, kürkü ve sarığındaki kumaş detayları Venedik tarzı ile ayrıntılı bir biçimde vurgulanmıştır. Eserin köşelerindeki üçlü taç simgeleri ise Gentile Bellini tarafından daha önceden Fatih için tasarladığı bronz madalyonların tasarımından ilham alınmıştır.

Üçlü tacın sebebi ise Osmanlı'nın Yunanistan, Karadeniz ve Asya topraklarındaki hakimiyetini simgelemektedir. Portrenin özellikle yüzünde uygulanmış keskin görünüm, yaşlanmış yüze rağmen İstanbul'u fethetmiş güçlü padişah canlılığını vurgular. Fatih Sultan Mehmet portre yapıldıktan bir yıl sonra ölmüştür.

Fatih'i üstün ve farklı kılan, kendini sadece Türk hakanı ve Müslümanların sultanı olarak değil, aynı zamanda "Kayser-i Rum", yani Roma İmparatoru, dolayısıyla Roma'nın varisi olarak görmesi, daha da önemlisi Avrupa'da olup bitenleri yakından takip etmesidir.

2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN