Osmanlı'nın misafirperverliğini gösteren bir Ramazan geleneği: Diş kirası
Osmanlı döneminde üzerinde önemle durulmuş bir gelenek olan diş kirası, bugün artık unutulmaya yüz tutuyor. Bu gelenek, Osmanlı'nın adeta bütün bir cihana misafir ağırlama dersi verdiği önemli bir kültürü… Her Ramazan ayında "Nerede o eski Ramazanlar?" diye özlemle sorulan sorular, bir nevi bu hassas adetlere duyulan özlemin bir tezahürü niteliğinde... Peki, nedir bu günümüzde unutulan diş kirası geleneği?
Önceki Resimler için Tıklayınız
Öyle ki Mahmut Paşanın konağında verdiği iftar ziyafetleri de dillere destan olurdu. Paşanın sofrasında oruç açanlar, diş kirasına ilaveten her akşam mutlaka ikram edilen nohutlu pilavın gelmesini, dişlerine takılma ihtimali olan sert bir sahte nohut yakalama ümidiyle dört gözle beklerlerdi. Çünkü Paşa, kazanlarda pilav pişirilirken pilavın içine nohut biçimi verilmiş altınlar atardı. Bu uygulamanın, vezirlerin zenginlik ve cömertliklerinin derecesini etraflarındakilere ve halka gösterme amacı taşıdığı da söylenebilir.
Dursun Gürlek, "Padişaha verilen diş kirası" isimli yazısında tarihimizde en yüksek diş kirasının, Sadrazam Yusuf Kamil Paşa'nın Sultan Abdülaziz'e takdim ettiği hediyelerin olduğuna işaret eder. İşte o tarihi iftar gecesinin hikayesini ise şöyle anlatılır:
Bir Ramazan gecesi, bugünkü İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi olan Vezneciler'deki Zeynep Hanım Konağı'nda verilen mükellef iftardan sonra, Yusuf Kamil Paşa, bir altın tepside sahip olduğu emval ve emlakın senet ve tapusunu padişaha arz ettmiş Sultan Abdülaziz ise "Bunlar makbulum oldu, yine sizlere veriyorum. Her hal ve hareketiniz hoşuma gitmektedir demiştir.
Osmanlı'nın unutulan geleneği diş kirası sadece zenginlere has bir gelenek gibi görünse de, aslında toplumun bütün katmanlarına yayılmıştı. Çoğu zaman sadakalar da diş kirası adıyla verilmiştir ki hiçbir fakirin onurunun zedelenmemesi amaçlanmıştı.
Balıkhâne Nazırı Ali Rıza Bey, Eski Zamanlarda İstanbul Hayatı isimli hatıralarında 19. asırda bilhassa Sultan Abdülmecid ve Abdülaziz'in saltanat yıllarında zenginlerin diş kirası vermesi usulünün devam ettiğini, Sultan II. Abdülhâmid zamanında ise, bunu daha ziyade fakirlere tahsis edildiğinden bahsetmektedir.