Osmanlı Tarihinde Efsaneler ve Gerçekler, Halil İnalcık
Osmanlı tarihinin kaynaklarında birçok abartılmış olay ve efsanevi şahsiyet olması nedeniyle, okurların aklında, "Kaynakları bile böyleyse, biz kendi tarihimizi nasıl öğreneceğiz?" sorusu muhtemel olarak yer alacaktır. İşte bu soruya cevap verebilmek adına Halil İnalcık, özel olarak araştırdığı 18 konuya özel bir dosya hazırladı ve "Osmanlılar ne zaman bağımsız bir devlet haline geldi? Hayme Ana efsanesi nasıl doğdu? İstanbul'un kuşatmasındaki en kritik üç gün hangisi?" gibi soruların cevabını verdi.
Önceki Resimler için Tıklayınız
Bu bölümde tarihi bir efsanenin nasıl doğduğu ve nasıl milli mitolojinin bir parçası haline geldiği araştırılıyor.
Kitaba göre Sultan Abdülhamid 1886'da Söğüt ve Domaniç bölgelerine bir heyet gönderir. Amaç Ertuğrul'un annesinin mezarını bulmaktır. Çünkü Avrupalı hükümdar ailelerininkine benzer tarihi mezarlar yaptırmak ister. Bölgede yaşayan bir ihtiyarın getirdiği belge üzerine mezarın bulunduğu rivayet edilir. Domaniç'te Çamlıca köyünde Ömer Ağa adında bir ihtiyar, heyete der, üzerine yapılmış yazılmış bir belge getirir. Belgede, Hayme Ana'nın mezarının Çarşamba köyünde olduğu yazıldır. Mezar kazıldığında bir sanduka bulunur. Hayme Ana'nın kemikleri ile gümüş muhafaza içinde hiç bozulmamış atlas bir yazma çıkar. Abdülhamid burada bir türbe yapılmasını emreder. Ertesi bahar türbenin inşasına başlanır. 1892'de türbe törenle açılır. Bugün Domaniç'te Hayme Ana Anıtı bulunmaktadır.
20. yüzyılda 'İstiklal-i Osmani' yılı ve günü tespit çabaları Osmanlı Batılılaşma akımının bir sonucudur. Avrupa'da olduğu gibi Osmanlı Devleti'nin neden bir İstiklal günü olmasın? Özetle, H. 699 yılının Osmanlı Devleti'nin kuruluş tarihi savı bir mitolojidir.
Meşrutiyet döneminde 1909'da İstiklal-i Osmani, yani Osmanlıların ne zaman bağımsız bir devlet haline geldiği sorusu ortaya atılır. Soru, yeni kurulan Tarih-i Osmani Encümeni'nde Efdaleddin Bey' havale edilir. Efdaleddin, gözden geçirdiği eski yeni tüm kaynakların Hicri 699 yılını, Osman'ın "istiklal"inin başlangıcı kabul ettiklerini tespit eder.
Kitapta, Süleyman Şah Türbesi ile ilgili de detaylar var: "Ö. F. Dinçel, Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nden Abdülhamid dönemine ait iki belgeyi yayınladı. Padişah'ın Sır Kâtibi olan Süleyman Hasbi tarafından Sultan'a arzedilen belgede Ertuğrul'un Orta-Asya'dan 'Karahisar'a geldiğini, 'tarihlerin müttefikan' bildirdikleri kaydedildikten sonra babası Süleymanşah'ın Fırat Nehri'ni geçerken boğulduğu gibi rivayetler özetlenmiştir (Fırat'ta boğulan başka biridir)."
Dokuzuncu asırda Ertuğrul Gazi'nin ataları, yaklaşık 50 bin veya 70 bin hane olmak üzere diğer Oğuz boyları ile beraber Moğol istilasının da etkisiyle Buhara ve Semerkant (Özbekistan) üzerinden Ceyhun nehrini (Amuderya'yı) geçerek Horasan (Türkmenistan) bölgesinin Merv/Mohan şehrine yerleştiler.
10. asrın ikinci yarısında Selçuklularla beraber Azerbaycan üzerinden Doğu Anadolu'ya Van Gölü'nün batısında yer alan Ahlat'a ulaştılar. Burada Selçuklu Beyleri ile beraber Gürcüler'e ve Trabzon Rum İmparatorluğu'na karşı gaza ve fütuhata katıldılar. Bir süre bu bölgede kaldıktan sonra Erzurum ve Erzincan'a, oradan da güneye inerek Halep taraflarına göç ettiler. Bir rivayete göre; Kayıhanlıların reisi Gündüz alp (Süleymanşah), Halep'te Caber Kalesi'nin kuzey batısında Fırat nehrini geçerken boğularak vefat etti.
Ertuğrul Gazi, yöneticiliği döneminde aşiretinin nüfusunun az olmasından dolayı barış merkezli, tedbirli ve ihtiyatlı bir siyaset izledi. Çevresinde bulunan Türkmen beylikleri ve Bizans (İnegöl-Karacahisar-Bilecik) tekfurlarıyla daima iyi geçinip onların durumlarını ve siyasi şartları gayet iyi değerlendirerek başında bulunduğu aşiretini ve idaresi altında yaşayanları sulh ve sükûn içinde yaşattı. Ertuğrul Gazi, emri altındaki topraklarda yaşayan halk tarafından çok sevilen ve sayılan bir kişiydi. Söğüt'teki Hıristiyan tebaası da Ertuğrul Gazi'yi yürekten seviyor ve sayıyordu. Yurt tuttuğu bölgede huzur ve güveni sağladı. Ertuğrul Gazi, 1281 senesinde 93 yaşlarında iken Söğüt'te vefat etti. Türbesi Söğüt'tedir.