Osmanlı sultanlarının bilinmeyen antika eşyaları
Yavuz Sultan Selim'in hançerinin ön yüzündeki harflerin rakam değerinin 66 olduğunu ve bu sayının, Allah sözcüğünün ebced değeriyle aynı olduğunu biliyor muydunuz? Ya da Sultan Abdülmecid döneminde yapılan zümrütlü askının, Surre Alayı ile Hz. Peygamber'in kabrine gönderilmek için yapıldığını? Sizler için, Osmanlı sultanlarının bilinmeyen antika eşyalarını derledik.
Önceki Resimler için Tıklayınız
Sultan Abdülmecid dönemine ait zümrütlü askının, Medine'ye, Peygamber'in kabrine surre alayıyla gönderilmek üzere yapıldığı, üzerindeki altın bölümde yer alan dizelerden anlaşılmaktadır. Bu bölüm, kabartma dal ve yapraklar ile değişik kesimli elmaslar kullanılarak rokoko tarzında süslenmiştir.
Askının iki tarafında ikişer mısra halinde;
''Ey furug-i Türbesi şevki kulubu asfiya
Vey Fer-i avizesi nur-u tecelli''
''Mecid Ravza-i pake derari-i dürud ihda eder
Cevher-i ihlası talik ile Han Abdülhamid'' yazılmıştır.
Askı, işçiliğinin yanı sıra üzerindeki büyük zümrütleriyle hayranlık uyandırmaktadır.
Altın, gümüş gibi değerli madenler yanında, pirinçten imal edilmiş kıymetli ve yarı kıymetli zümrüt, ametist, akik necef gibi taşlarla süslü, üzerinde isim, işaret ve motif bulunan mühürlerin geçmişi ilk çağlara kadar uzanır.
Osmanlı İmparatorluğu'nda mühürcülük, hakkaklık, bir sanat dalı olarak gelişmiş, yaygınlaşmış ve geniş olarak kullanılmıştır. Pek çok meslekte olduğu gibi, Osmanlı'da herkes her yerde mühürcülük yapmazdı. Mühürcüler Kethüdası makamından verilmiş bir fermanla, mühürcü olurdu.
Yavuz sultan Selim'in Mısır Sefer'inde İstanbul'a dönüşünden sonra yapılan bu mühürle kilitlenmiş kapı özel bir törenle açılırdı.
Yavuz Sultan Selim'in Mısır Seferi'nden İstanbul'a dönüşünden sonra yapılan bu mühür, ''Benim altınla doldurduğum hazineyi bundan sonra gelenlerden her kim mangır ile doldurursa hazine anın mührüyle mühürlensin ve illa benim mührümle mühürlenmekte devam olunsun'' şeklindeki vasiyetine uygun olarak, Cumhuriyet dönemine kadar kullanılmıştır.