İstanbul'un kaybolan 3 mescidi
Büyük medeniyetlerin beşiği olan İstanbul, barındırdığı eserlerle adeta açık hava müzesini andırır. Fakat ne yazık ki, şehri süsleyen bazı eserler, anlaşılması güç, şehrin tarihine değer vermeyen görüşlerle gereksiz yere ortadan kaldırıldı. Bu tarihi eserler için Cumhuriyet'in kuruluş yılları, çok yoğun bir yıkım dönemi oldu. Osmanlı döneminde yapılıp çeşitli bahanelerle ortadan kaldırılan 3 mescidini sizler için derledik.
Önceki Resimler için Tıklayınız
Revani Çelebi adıyla anılan Edirneli İlyas Süca, 16. yüzyılda yaşayan ve edebiyatımızın ilginç isimlerinden biriydi. Revani Çelebi, II. Bayezid'in saltanatının ilk yıllarında İstanbul'a geldi.
Surre emini olarak Hicaz'a giden Revani, daha sonra Yavuz Sultan Selim'in hizmetinde görev yaptı. Sultan Selim tarafından iltifat gösterildi. Kendisine matbah eminliği ve Ayasofya vakfı mütevelliliği bahşedildi.
Bozdoğan Kemeri yanındaki mescidinin inşaatına başlanmıştı. Bu inşaatın yanından geçen Sultan Selim, mescidinin kime ait olduğunu sorduğunda Ayasofya mütevellisi Revânî Çelebi'ye ait olduğu cevabını alınca, "Hoş Ayasofya'sın, hoş! Yılda bir mescit doğurursun" diyerek Ayasofya mütevelliliğinin sağladığı maddî imkânlara işaret etti.
Evliya Çelebi, mescidin kendisinden değil haziresinde gömülü olan önemli şahıslardan bahsetti. Süleymaniye Camii İmamı Sinanüddin Yusuf el-Hati, memuriyetlerinin hepsini imtihanla kazanan Arabzade Abdurrauf, büyük şeyhlerden Müeyyedzade Hacı Efendi'nin torunu Mehmed Ma'rufzade, Evliya Çelebi'nin sözünü ettiği isimlerdi. Kanuni Sultan Süleyman döneminde vefat eden Revani Çelebi, mescidin yanındaki hazireye defnedildi. Mezar taşı üzerine şair Behari'nin şu manzum tarihi yazılmıştı:
Cihanı ser-be-ser tutmuşdu namı
Emir-i nazm ya'ni kim Rev'ani
Ecel camını çün kim nüş kıldı
Şu denlü kim düşüb most oldu anı
İşidib Ruh-u Kudsi dedi tarih
Canandan yana can atdı Revani
1934 yılındaki belediye kayıtlarına göre Revani Çelebi Mescidi, Molla Hüsrev Mahallesi'nin sınırları içerisinde Revani Çelebi ve Koğacılar Sokaklarının ortasındaydı. Şu an binanın yerinde Hıfzıssıhha Müdürlüğü bulunu
1520'li yıllarda yapılan Revani Çelebi Mescidi'nin yanında ilim tahsil edenler için odalar inşa edildi. İlerleyen yıllarda mescit ve müştemilatı, çeşitli yangınlarda harap oldu. Özellikle de bölgede bütün tarihi yapıları tahrip eden 1908 Vefa Yangını'nda zarar gördü. Fakat bu yapı, her şeye rağmen hüviyetini muhafaza ederek ayakta kalmayı başarabildi.
1942-1943 yıllarında Atatürk Bulvarı yapılırken, yolun 30-40 metre gerisinde olmasına rağmen, bu mescit de diğer yapılar gibi ortadan kaldırıldı. Bu nedenle Revani Çelebi'nin mezar taşı bile bulunmaz.
Tuğladan örülen gövdede beyaz taş şeritleri olan mescit, dikdörtgen planlıydı ve evvelce üstü ahşap bir çatı ile örtülü, sakıflı bir yapıya sahipti. İki sıra halindeki pencereleri sayesinde aydınlanan mescit, çok gösterişli olmasa da 16. yüzyıl mimarisinin örneklerinden biri olması nedeniyle önemliydi.