Geçmişten günümüze yayımlanan 10 İnsan Hakları Bildirgesi
Tarihsel bir olgu olarak insan hakları, ahlak, felsefe, dil, din, hukuk ve kültür gibi birçok gelişmeleri içermektedir. Hak ve özgürlük düşüncesi günümüze kadar ulaşan insanoğlunun kadim meselelerinden biridir. İnsan hak ve özgürlüklerinin korunması ve güvence altına alınması için verilen mücadeleler neticesinde günümüze kadar pek çok hak ve özgürlükleri savunan bildirgeler yayınlanmıştır. İşte geçmişten günümüze yayımlanan 10 İnsan Hakları Bildirgesi...
Önceki Resimler için Tıklayınız
"Ben ki Sultan Mehmet Han'ım; sıradan ve seçkin bütün insanlar tarafından bilinsin ki, bu padişah buyruğunu ellerinde bulunduran Bosnalı [Fransisken] ruhbanlara büyük bir lütufta bulunarak şunları buyurdum:
Adı geçenlere ve kiliselerine hiç kimse engel olmayacak ve sıkıntı vermeyecektir ve onlar sakınmaksızın ülkemde yaşayacaklardır. Ve kaçıp gidenler bile güven içinde olacaklardır.
Gelip ülkemizde korkusuzca oturacaklar ve kiliselerine yerleşeceklerdir. Ne ben, ne vezirlerim, ne kullarım, ne uyruklarım, ne de ülkemin bütün halkından hiç kimse adı geçenlere —kendilerine ve canlarına ve mallarına ve kiliselerine ve dışarıdan ülkemize gelenlerine— dokunmayacak, saldırıp incitmeyecektir. Yeri, göğü yaratan Rızıklandırıcı adına ve Kur'an adına ve ulu Peygamberimiz adına ve yüz yirmi dört bin peygamber adına ve kuşandığım kılıç adına yemin ederim ki, bu kişiler emrime itaat ettikleri sürece, bu yazılanlara hiç kimse uymazlık etmeyecektir.
Böyle biline."
Nantes Buyruğu veya Nantes Fermanı 13 Nisan 1598'de Fransa Kralı IV. Henri tarafından yayınlanmış ve ağırlıklı olarak Katolik olan ülkede Calvinci Protestanlara önemli haklar verilen sözleşmedir. Bu fermandaki esas kaygı milli birliğin sağlanmasıdır. Buyruk milli birliği, dinî birlikten ayırmış, Protestanları hizipçi sapkınlardan ibaret görmemiş; hoşgörünün yolunu açmıştır. Bireylere vicdan özgürlüğü sağlayan buyruk Protestanlara genel af ve vatandaşlık haklarının iadesi gibi ödünler vermiştir. Buyruk 16. yüzyılın ikinci yarısında Fransa halkını bölen din savaşlarına son vermiştir. Buyruk yalnızca Protestanlar ile Katolikleri ele almış, İspanya'dan Reconquista döneminde gelmiş olan ve geçici olarak Fransa'da bulunan Müslümanlara ve Yahudilere değinmiyordu. Buyruk 1685'in Ekim ayında XIV. Louis tarafından feshedilmiş ve Fontainebleau Buyruğu ile Protestanlık yasa dışı ilan edilmiştir.
"Tüm uyruklarımıza, hangi zümre ve dereceden olurlarsa olsunlar, adı geçen dinin yandaşlarının çocuklarını, ebeveynlerinin rızası olmadan zorla olmayı ve bu çocukları Katolik, havari yuna ve Roma kiliselerinde vaftiz ettirip, kutsamalarını yasaklıyoruz."
Sened-i İttifak, (29 Eylül 1808) Osmanlı Sadrazamı Alemdar Mustafa Paşa'nın Rumeli ve Anadolu âyanlarını İstanbul'da toplayarak yapmış olduğu anayasal bazı vasıflar içeren bir antlaşmadır.
Anayasa hukukçuları Türk tarihindeki ilk anayasal belge olarak genellikle Sened-i İttifak'ı kabul ederler ve Türkiye'deki anayasacılık hareketlerini bununla başlatırlar. "Devlet iktidarını sınırlandırmayı maksad edinen bir girişim olarak" bu belgeyi 1215 yılında İngiltere'de kabul edilen İngiliz Magna Carta'sına benzetenler de vardır. Ancak Shaw ve Berkes gibi birçok önemli tarihçi Türkiye'de anayasal düzenin ve demokrasinin tarihi gelişiminde Sened-i İttifak'ın iddia edildiği kadar mühim bir rol oynamadığını belirtmektedir.
Sened'in bir giriş, 7 şart ve 1 zeyl bölümü vardır. Giriş bölümünde Osmanlı devlet düzeninin bozulduğu, devlet otoritesinin sarsıldığı ve bu durumun taraflarca gözlemlendiği, devletin kuvvetlenmesi gayesiyle bu toplantının yapıldığı ve sonunda bu anlaşmaya varıldığı yazılıdır. Sened-i İttifak hukuken, sözleşme anayasadır. Maddi anlamda, anayasadır. Şekli anlamda, anayasa değildir.
Sened'e göre ayanlar, Padişahın mutlak vekili olarak Sadrazam'dan gelen tüm emir ve yasaklara uyacaklardır. Ancak Sadrazamlık makamından kanuna aykırı rüşvet, yolsuzluk ve devlete zararlı işlemler çıkarsa, senedi imzalayanlar (asıl olarak ayanlar) ona karşı gelip engelleyeceklerdir. Senedi imzalayanlar, "gerek âyan ve gerek vükelâ ve rical birbirlerinin zatına ve hanedanlarına kefil" olmaları gerekliliğini ortaya koyduktan sonra, birçok taahhütte bulunmaktadırlar. Buna göre, Sened-i İttifak şartlarına aykırı bir hareketi kanıtlanmadıkça, âyanlardan birisine devlet veya devletin taşradaki görevlilerinden "taarruz vukua gelir ise uzak yakın denilmeyip" cümlesinin taarruzu def etmek için çalışacaklarını taahhüt etmektedirler. "Fukaraya zulm" edenlerin "te'dip ve terbiyesine say olunacağı" ve taşra memalik hanedanları da kendi idareleri altındaki âyanları ve ileri gelenleri koruyacakları öngörülmektedir. Ayrıca, fakir reayanın korunması ve güvenliği gerekli olduğundan, ayanlar idarelerindeki kazalarda emniyetini sağlayacaklar ve vergilerde aşırılığa ve haksızlığa gitmeyeceklerdir.
Sened-i İttifak bir zeyl ile sona ermektedir. Burada, senedin devamlı olarak uygulanabilmesi için bundan sonra sadrazam ve şeyhülislam olacakların makamlarına geçer geçmez bu senedi imzalamaları öngörülmektedir. Ayrıca Sened-i İttifak'ın içerdiği koşulların sürekli uygulanmasını bizzat padişahın denetleyeceği öngörülmektedir.
Gülhane Parkı'nda okunması nedeniyle Gülhane Hatt-ı Şerifi (Padişah Yazısı), Gülhane Hatt-ı Hümâyûnu veya Tanzimât-ı Hayriye (Hayırlı Düzenlemeler) olarak da anılır. Bu fermânla devlet kendisini yenilemesi gerektiğini söylemiştir. Fransız İhtilâli ile Osmanlı ülkesinde aydın kişiler ve yeni fikirler oluşmaya başlamıştır. Özellikle meşrui yönetim yanlısı aydınların baskıları, yapılan ıslahatların kalıcı olması fikri ve Fransız İhtilâli ile ülkeye giren milliyetçilik fikirlerinin olumsuz etkilerinden kurtulmak amacı ile 3 Kasım 1839 tarihinde Gülhane Parkı'nda ilan edilmiştir. Bu nedenle fermanın diğer bir adı da Gülhane-i Hattı Hümâyûnu'dur.
Osmanlı Devleti'nde Hâriciye Nâzırı Mustafa Reşid Paşa'nın 3 Kasım 1839 tarihinde okuduğu "Gülhâne Hatt-ı Hümâyûnu" ile başladığı kabul edilen Tanzimat hareketi, görünen yüzüyle devlet işlerinde bozulan düzeni yeni baştan tesis etme amacındaydı. Ancak askerî, mülkî ve hukukî alanda hayata geçirilen reformlar, bir siyasî düzen değişikliğinden öteye geçmiş, Türk düşünce sisteminde de köklü bir değişmeye zemin hazırlamıştır.