Bin yıllık tarihe sırt dönüşün ilanı: Harf inkılabı
Kabulünden beri tartışılagelen harf inkılabıyla Türkler, bin yıldır kullanıldığı Arap alfabesi yerine Latin alfabesini kullanmaya başladı. Dilde sadeleşmek, Latin alfabesinin Türkçeye daha uygun olduğu ve muasır medeniyetler seviyesine çıkma gibi düşüncelerle gerçekleştirilen harf inkılabı akıllara şu soruyu getiriyor. Osmanlı bin yıldır kullandığı Arap harfleri ile yeterli kültür ve medeniyet oluşturamadı mı, Osmanlı okuryazar değil miydi? Yaklaşık 45 bin eseri olan, koca bir divan edebiyatı oluşturan Osmanlı, medeniyetin göstergesi değil mi? Harf inkılâbının tek maksadının okuma yazmanın yaygınlaştırılmasını temin olmadığını; yeni nesillere geçmişin kapılarını kapatmak, Arap kültürü ile bağları koparmak ve dinin cemiyet üzerindeki tesirini zayıflatmak olduğunu söylenir. Bu inkılapla İngiliz Tarihçisi Arnold J. Toynbee'nin deyimiyle kütüphanelerdeki bu hazineler, örümceklerin yuva yaptığı raflarda kapanıp kalmaktan başka bir şeye yaramayacaktı.
Önceki Resimler için Tıklayınız
Necip Fazıl, İdeologya Örgüsü kitabında, Harf davası bölümünde şöyle bir soru yöneltir:
"Bizzat Lâtin harfleri dünyasına mensup bir ilim ve fikir adamının dünyada en mütekâmil ve ince harfler olarak "Arap harfleri"ni gösterdiğini ve kendi milleti için, kültür kökünü değiştirmek muhali olmasa, bu harfleri tavsiye edeceğini bilen var mıdır? Harf inkılâbı sırasında Amerikalı bir terbiye mütehassısının "Türklerin eski harflerini kaldırıp atması, kendi hesaplarına, Amerika'nın, bütün madenlerinden mahrum olmasından daha ağır bir kayıptır!" sözü gerçekten vâki midir? Amerikalı profesör, şüphesiz ki, kendi misyoner ve politikacılarının iştirak etmeyeceği bu sözüyle ne demek istemiştir?
Harf İnkılabı'ndan sonra her ne kadar okuma-yazma konusunda seferberlik ilan edilse de önemli sorunlarla karşılaşıldı. Osmanlı döneminden Cumhuriyet'e intikal eden aydınlar, bu inkılaptan sonra ciddi bir sarsıntı geçirdi. Yabancı dil bilenler her ne kadar Latin harflerine aşina olsalar da bir anda okuma-yazma öğrenen çocuklar gibi okurken hecelemek, yazarken bir sürü hata yapmak durumunda kalmışlardı. Bu da onların bilinçaltında büyük hasarlar meydana getirmişti. Ayrıca, dönemin gazeteleri de bundan nasibini almış ve tirajları ciddi anlamda düşmüştü. Zira gazete okuyanlardan resmî bir zorunlulukları olmayanlar yeni alfabeden sonra gazete okumayı bırakmışlardı.
Latin alfabesinin kabul edilmesinden sonra en büyük darbeyi yiyen kesimlerden birisi de aydınlardı. Zannedildiğinin aksine, sadece dindar kesim değil, Batılılaşmayı ve inkılapları savunan aydınlar da bu mesele hakkında ciddi endişeler taşımışlardı. Çünkü geçmiş asırlarda yazılan binlerce eser ve dönemin aydınları tarafından o sıralar kaleme alınan eserler bir anda hiçbir anlam ifade etmeyen nesnelere dönüşmüşlerdi.
Rifat Osman, Süheyl Ünver'e yazdığı mektupta Latin harflerini geçişi şiddetle savunan Hüseyin Cahit Yalçın'a şiddetle karşı çıkar. Mektubunda şöyle der:
"Latin harflerinin ticarete faidesi olur imiş. Onun için İspanyollar Fransa'nın yanında Fransa'ya nispetle lâ-şey' olarak kaldılar ve onun için bir asırda İspanya'nın yirmi misli müstemleke kaybettiler. Harfleri Latin harfleri olduğu halde Avusturya İmparatorluğu'na uğurlar olsun. Türkiye de harfleri Latin harfi olmadığı halde azamet-i istiklâlini kurtardı. Harflerimizin evvel ve ahir söylediğimiz bir günahları vardır ki o da okutucu harflerin yoksunluğudur. Bir heyet-i ilmiye bunları ıslah etti mi oldu bitti. Cahid Beyefendi'ye tesadüf ederseniz dersiniz ki: Araplar Endülüs'e gidip cahil Avrupa'yı okutur iken Garbiyyûn'un harfleri Latin harfi idi. Araplar makhûren İspanya'dan kaçar iken harfleri fütuhattaki gibi yine Arap harfleri idi. Bir Sinan Süleymaniye'yi yapar iken bir Süleyman Viyana'yı kuşatır iken harflerimiz ne ise Tuna'dan İstanbul'a kaçar iken de o idi."
Harf Devrimi'nin aynı zamanda kültür ve dili de etkilediğini söyleyen Ayvazoğlu, "1930'lu yılların başında Dil Devrimi diye yapılanlar yapılmasaydı Türkçe, şimdi dünyanın ifade kudreti bakımından önde gelen birkaç dilinden biri olacaktı." der.
Ayvazoğlu harf inkılabı hakkında sözlerini şöyle devam ettirir. "Harf devrimi demek, yeni nesillerin 1928 öncesiyle irtibatının kesilmesi, gemilerin yakılması demektir. Bunu muhalifi de, muvafığı da söylüyor. Dolayısıyla bu kültüre, bu hassasiyete karşı olmaları da son derece normaldir. Aslında yapılan bir kültür devrimi, bu devrimin en önemli ayaklarından biri de harf devrimiydi. O harflerle üretilmiş koskoca bir kütüphanenin yolu kapatıldı. Arkasından yapılan dil devrimi de bu sürecin devamıydı. O harfleri öğrenseniz bile, artık o kültüre uzman olmadığınız takdirde ulaşamayacaktınız. Hakikaten, bir zamanlar günlük hayatın parçası olan, herkesin bildiği şeyleri bile bugün anlamak için uzman olmak lazım. Zaten dil devrimi böyle bir amaçla yapıldı."