Bin yıllık tarihe sırt dönüşün ilanı: Harf inkılabı
Kabulünden beri tartışılagelen harf inkılabıyla Türkler, bin yıldır kullanıldığı Arap alfabesi yerine Latin alfabesini kullanmaya başladı. Dilde sadeleşmek, Latin alfabesinin Türkçeye daha uygun olduğu ve muasır medeniyetler seviyesine çıkma gibi düşüncelerle gerçekleştirilen harf inkılabı akıllara şu soruyu getiriyor. Osmanlı bin yıldır kullandığı Arap harfleri ile yeterli kültür ve medeniyet oluşturamadı mı, Osmanlı okuryazar değil miydi? Yaklaşık 45 bin eseri olan, koca bir divan edebiyatı oluşturan Osmanlı, medeniyetin göstergesi değil mi? Harf inkılâbının tek maksadının okuma yazmanın yaygınlaştırılmasını temin olmadığını; yeni nesillere geçmişin kapılarını kapatmak, Arap kültürü ile bağları koparmak ve dinin cemiyet üzerindeki tesirini zayıflatmak olduğunu söylenir. Bu inkılapla İngiliz Tarihçisi Arnold J. Toynbee'nin deyimiyle kütüphanelerdeki bu hazineler, örümceklerin yuva yaptığı raflarda kapanıp kalmaktan başka bir şeye yaramayacaktı.
Önceki Resimler için Tıklayınız
Kanunda bahsedilen Türk harfleri, Göktürk veya Uygur değil, Latin harfleridir. Türk milletinin gönül rızasıyla benimsediği bin yıllık Arap alfabesi, Türk harfleri sayılmaz ama halkın "kilise harfleri" diye andığı, Latin harfleri, bir gecede Türk harfleri sayıldı.
Osmanlı Devleti bir imparatorluktur; çeşitli halklar kendi lisanlarını konuşur. Ama devletin yazışma lisanı, Türkçedir: Lisân-ı Türkî. 19. asırda doğan Osmanlıcılık cereyanı mensupları, buna Lisân-ı Osmânî adını vererek dil birliğini müdafaa etmişlerdi. Arap/İslâm yazısına yaşlılarımız, Eski Türkçe derlerdi.
Nitekim İsmet İnönü hatıralarında (II/223), harf inkılâbının tek maksadı okuma yazmanın yaygınlaştırılmasını temin olmadığını; yeni nesillere geçmişin kapılarını kapatmak, Arap kültürü ile bağları koparmak ve dinin cemiyet üzerindeki tesirini zayıflatmak olduğunu söyler. Böylece yeni nesiller eski yazıyı öğrenemeyecekler, yeni yazı ile çıkan eserleri de hükümet kontrol edeceği; din eserleri de eski yazıyla yazılmış olduğundan okunmayacak, dinin cemiyet üzerindeki tesiri azalacaktı.
Osmanlılar zamanında câmi olan her köy ve mahallede bir hoca, dolayısıyla bir ilk mektep vardır. Erkek ve kız çocukların buraya gönderilmesi mecburidir.
Osmanlı coğrafyasında okur-yazarlık nispetinin düşük olduğu iddiası, inkılâbı haklı göstermek için yapılmış normal bir propagandadır.
Peyami Safa harf inkılâbıyla birlikte "gençliğin tarihiyle, millî kültürü ile geçmişe ait değerler(iy)le ilgisi kendiliğinden kesilmiştir." der. Kendi tarihini, kültürünü, medeniyetini ve değerler sistemini bilmekten mahrum edilen yeni nesiller, ellerinde bir mihenk taşı olmadığı için gizli ve düşman propagandacıların telkinlerine hedef oldular. "Gizli ve düşman propagandacılar" tabiriyle komünistleri kasteden Peyami Safa, ileriki yıllarda harf inkılâbının komünizmin Türkiye'de taraftar bulmasına da hizmet ettiğini düşünür.
Necip Fazıl, İdeologya Örgüsü kitabında, Harf davası bölümünde şöyle bir soru yöneltir:
"Bizzat Lâtin harfleri dünyasına mensup bir ilim ve fikir adamının dünyada en mütekâmil ve ince harfler olarak "Arap harfleri"ni gösterdiğini ve kendi milleti için, kültür kökünü değiştirmek muhali olmasa, bu harfleri tavsiye edeceğini bilen var mıdır? Harf inkılâbı sırasında Amerikalı bir terbiye mütehassısının "Türklerin eski harflerini kaldırıp atması, kendi hesaplarına, Amerika'nın, bütün madenlerinden mahrum olmasından daha ağır bir kayıptır!" sözü gerçekten vâki midir? Amerikalı profesör, şüphesiz ki, kendi misyoner ve politikacılarının iştirak etmeyeceği bu sözüyle ne demek istemiştir?
Harf İnkılabı'ndan sonra her ne kadar okuma-yazma konusunda seferberlik ilan edilse de önemli sorunlarla karşılaşıldı. Osmanlı döneminden Cumhuriyet'e intikal eden aydınlar, bu inkılaptan sonra ciddi bir sarsıntı geçirdi. Yabancı dil bilenler her ne kadar Latin harflerine aşina olsalar da bir anda okuma-yazma öğrenen çocuklar gibi okurken hecelemek, yazarken bir sürü hata yapmak durumunda kalmışlardı. Bu da onların bilinçaltında büyük hasarlar meydana getirmişti. Ayrıca, dönemin gazeteleri de bundan nasibini almış ve tirajları ciddi anlamda düşmüştü. Zira gazete okuyanlardan resmî bir zorunlulukları olmayanlar yeni alfabeden sonra gazete okumayı bırakmışlardı.
Latin alfabesinin kabul edilmesinden sonra en büyük darbeyi yiyen kesimlerden birisi de aydınlardı. Zannedildiğinin aksine, sadece dindar kesim değil, Batılılaşmayı ve inkılapları savunan aydınlar da bu mesele hakkında ciddi endişeler taşımışlardı. Çünkü geçmiş asırlarda yazılan binlerce eser ve dönemin aydınları tarafından o sıralar kaleme alınan eserler bir anda hiçbir anlam ifade etmeyen nesnelere dönüşmüşlerdi.