Bin yıllık tarihe sırt dönüşün ilanı: Harf inkılabı
Kabulünden beri tartışılagelen harf inkılabıyla Türkler, bin yıldır kullanıldığı Arap alfabesi yerine Latin alfabesini kullanmaya başladı. Dilde sadeleşmek, Latin alfabesinin Türkçeye daha uygun olduğu ve muasır medeniyetler seviyesine çıkma gibi düşüncelerle gerçekleştirilen harf inkılabı akıllara şu soruyu getiriyor. Osmanlı bin yıldır kullandığı Arap harfleri ile yeterli kültür ve medeniyet oluşturamadı mı, Osmanlı okuryazar değil miydi? Yaklaşık 45 bin eseri olan, koca bir divan edebiyatı oluşturan Osmanlı, medeniyetin göstergesi değil mi? Harf inkılâbının tek maksadının okuma yazmanın yaygınlaştırılmasını temin olmadığını; yeni nesillere geçmişin kapılarını kapatmak, Arap kültürü ile bağları koparmak ve dinin cemiyet üzerindeki tesirini zayıflatmak olduğunu söylenir. Bu inkılapla İngiliz Tarihçisi Arnold J. Toynbee'nin deyimiyle kütüphanelerdeki bu hazineler, örümceklerin yuva yaptığı raflarda kapanıp kalmaktan başka bir şeye yaramayacaktı.
Önceki Resimler için Tıklayınız
Sâmi/Arab yazısı, dünyanın en eski yazılarındandır. Bu hâliyle ilk kez Hazret-i İsmail'in kullandığı rivayet edilir. Hiyeroglif ve çivi yazısı dışındaki bütün yazıların menşei de bu alfabeye dayanır. Türkler, Müslüman olduktan sonra, Arap (İslâm) yazısını kullandılar.
Türkler, İranlılar gibi, bunu lisanlarına adapte ettiler. Arapçada bulunmayan pe, çe ve je harfleri, bu Türk ve Fars alfabelerinde mevcut. Asırlarca Arabî ve Fârisî kelimelerin de tabiî bir şekilde girişi sebebiyle, Arap yazısı, Türkçenin doğru bir şekilde yazılmasına imkân veren millî bir alfabe hâlini aldı.
1 Teşrinisani (Kasım) 1928 tarihli ve 1353 sayılı Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun, Arap alfabesi denilen bin yıllık Türk harflerinin kullanılmasını yasakladı; bu yasağa aykırı hareket edenlere ceza getirildi.
Eski harflerle kitap, gazete, dergi, ilan, tabela yasaklandı. İnkılap yanlıları, kütüphanelerden, şahısların ellerinden eski Türkçe eserleri toplayıp imha etmek suretiyle aşırılık gösterdi. Milyonlarca kitap ve vesika, Peyami Safa'nın tabiriyle "inkılâp yobazları"nın gaddar ellerinde yok edildi.
"Kargacık burgacık" diye alay edilen Arap yazısının aksine, Latin alfabesi, Türkçedeki pek çok sesi, meselâ sağır nun diye bilinen nğ harfini vermez; kaf ve kef ile ha, hı, he harfleri, yalnızca birer harf ile yazılır. Böylece zengin Türkçe hayli gerilemiş; yazıldığı gibi konuşulan fakir ve basit bir lisan haline getirildi.
Kanunda bahsedilen Türk harfleri, Göktürk veya Uygur değil, Latin harfleridir. Türk milletinin gönül rızasıyla benimsediği bin yıllık Arap alfabesi, Türk harfleri sayılmaz ama halkın "kilise harfleri" diye andığı, Latin harfleri, bir gecede Türk harfleri sayıldı.
Osmanlı Devleti bir imparatorluktur; çeşitli halklar kendi lisanlarını konuşur. Ama devletin yazışma lisanı, Türkçedir: Lisân-ı Türkî. 19. asırda doğan Osmanlıcılık cereyanı mensupları, buna Lisân-ı Osmânî adını vererek dil birliğini müdafaa etmişlerdi. Arap/İslâm yazısına yaşlılarımız, Eski Türkçe derlerdi.
Nitekim İsmet İnönü hatıralarında (II/223), harf inkılâbının tek maksadı okuma yazmanın yaygınlaştırılmasını temin olmadığını; yeni nesillere geçmişin kapılarını kapatmak, Arap kültürü ile bağları koparmak ve dinin cemiyet üzerindeki tesirini zayıflatmak olduğunu söyler. Böylece yeni nesiller eski yazıyı öğrenemeyecekler, yeni yazı ile çıkan eserleri de hükümet kontrol edeceği; din eserleri de eski yazıyla yazılmış olduğundan okunmayacak, dinin cemiyet üzerindeki tesiri azalacaktı.
Osmanlılar zamanında câmi olan her köy ve mahallede bir hoca, dolayısıyla bir ilk mektep vardır. Erkek ve kız çocukların buraya gönderilmesi mecburidir.
Osmanlı coğrafyasında okur-yazarlık nispetinin düşük olduğu iddiası, inkılâbı haklı göstermek için yapılmış normal bir propagandadır.
Peyami Safa harf inkılâbıyla birlikte "gençliğin tarihiyle, millî kültürü ile geçmişe ait değerler(iy)le ilgisi kendiliğinden kesilmiştir." der. Kendi tarihini, kültürünü, medeniyetini ve değerler sistemini bilmekten mahrum edilen yeni nesiller, ellerinde bir mihenk taşı olmadığı için gizli ve düşman propagandacıların telkinlerine hedef oldular. "Gizli ve düşman propagandacılar" tabiriyle komünistleri kasteden Peyami Safa, ileriki yıllarda harf inkılâbının komünizmin Türkiye'de taraftar bulmasına da hizmet ettiğini düşünür.