500 yıl süren Osmanlı geleneği: Surre Alayı
Osmanlı'da 500 yıl süren bir gelenek olan Surre Alayı'nın, her yıl hac mevsiminde hacca gitmek isteyenlerle birlikte pek çok kıymetli eşya ile kutsal mekânlara gönderildiğini biliyor muydunuz? Ya da bu alayın, İstanbul'dan dualarla yola çıkıp, Haremeyn'e giderek ahaliye, zahitlere ve ihtiyaç sahiplerine emanetlerini ulaştırdığını? Sizler için, "infâk" emrinin en güzel örneklerinden biri olan, Surre Alayı hakkında bilinmeyenleri derledik.
Önceki Resimler için Tıklayınız
Ayrıca hânedan mensuplarının, devlet erkânının ve halktan dileyenlerin hazırladıkları hediye ve paralar "ferâşet çantası" denilen, bir yüzünde gönderenin, diğer yüzünde alıcının adı ve adresi yazılı deri çantalara konularak Evkaf Nezâreti'ne teslim edilirdi. Bunlar da surre alayı ile gönderilirdi. Dönüşte bu çantalar, içinde Haremeyn'den yollanan hediyeler olduğu halde sahiplerine iade edilirdi. Bütün bunlar o yılın surre ve ferâşet defterlerine kaydedilirdi.
Surre alayının güvenliği güzergâh üzerinde bulunan sancak beyi, beylerbeyi veya valilerce sağlanırdı. 1863 yılı surre alayının Payas civarında eşkıya saldırısına uğrayıp surrenin gasbedilmesi ve bir sonraki hac mevsimine kadar bölgede güvenliğin sağlanamaması yüzünden 1864'ten itibaren denizyolu tercih edildi ve Beşiktaş İskelesi başlangıç noktası oldu. 'Surre emini'ne sadrazam huzurunda kendisine "hil'at" giydirilirdi.
Surre alayına kalabalık bir maiyet halkıyla beraber muhafız askerler de refakat eder, ayrıca alaya İstanbul'dan ve güzergâh üzerindeki yollardan da hacca gitmek isteyenler katılırlardı. Surre alayı Şam'a varınca, surrenin götürülmesinden sorumlu surre emini, görevini emirü'l-hac mevkiindeki Şam beylerbeyine devrederdi. O da surreyi Mekke'ye ulaştırır, hediyelerin dağıtımı yapıldıktan ve hac farizası yerine getirildikten sonra Mekke şerifinin padişaha hitaben kaleme aldığı bir teşekkür ve dua mektubuyla birlikte alay yine aynı güzergâhı takip ederek İstanbul'a geri dönerdi.
Davetliler, Topkapı Sarayı'ndaki Kubbealtı önünde toplandıktan sonra Mekke şerifine gönderilecek mektup ile surre-i hümâyûn torbaları hâfızların okuduğu Kur'ân-ı Kerîm eşliğinde padişah huzurunda mühürlenerek 'surre emin'ine teslim edilirdi.
Bundan sonra padişahın hediyeleriyle nâmesinden oluşan mahmil-i şerifi taşıyan deve başta, surre torbalarının yüklendiği diğer deve ve katırlar arkada olmak üzere sarayın orta kapısı olan Bâb-ı Hümâyûn'dan çıkılır ve Sirkeci'deki Kireç İskelesi'ne gelinirdi. Oradan Kaptan Paşa'nın hazırlattığı çektirilere bindirilen surre alayı Üsküdar'a geçirilir ve Mekke-i Mükerreme'ye kadar kara yoluyla gidilirdi. Mekke Emîri tarafından padişahın mektubu Mina mevkiinde okunduktan sonra surre torbaları içindeki paralar defterde yazıldığı şekilde dağıtılırdı.
Haccın bitimini müteakip surre emîni, Mekke Emîri'nin padişaha yazdığı cevabı mektup ve hediyeler ile beraber İstanbul'a dönerdi. Surre alayı gidiş ve dönüşünde İstanbul halkının şahit olduğu, yılın en önemli, en çok itibar edilen ve Boğaz'ın her iki yakasında büyük kalabalığın iştirak ettiği, bir dinî merasim halini alıyordu. Törenler Osmanlı Devleti'nin sona erişine kadar bu özelliğini korudu.
Eski bir gelenek olan Surre ile birlikte gönderilen Kâbe örtüsü, Osmanlılarda Kanûnî Sultan Süleyman ile başladı. Kâbe örtüsünün yenisi genellikle Kahire'de dokunur ve surre alayı ile yollanırdı. Eskisi de surre alayının dönüşünde İstanbul'a getirilirdi. Kaybolan veya henüz bulunamayan defterler hariç XVI. yüzyılın sonlarından XX. yüzyılın ilk on yılına kadar 5000 civarında surre defteri mevcuttur.
Surre-i Hümayunla gönderilen paralar Haremeyn masraflarına harcanırdı. Paralar dışında nadir bulunan kıymetli halılar, seccadeler, avizeler, şamdanlar, paha biçilmez Mushaf-ı şerfiler, levhalar, gümüş perde halkaları, okkalarla buhurlar, elbiseler, Mekke emirine mahsus sırmalı ve işlemeli kaftan, mücevherli kılıç, inciden teşbih ve pek çok kıymetli eşya bulunurdu.
Surrenin gelir kaynağı, devrin sultanının gönderdiği özel hediyelerden ve Haremeyn'e tahsis edilen vakıf gelirlerinin şarta uygun olarak toplandığı vakıf tahsisatından oluşuyordu.
İslâm'ın mübarek mekânlarından Mescid-i Aksâ'nın bulunduğu Kudüs şehrine de surre gönderilirdi. Örneğin, Sultan III. Murad zamanında Medine'ye 196, Mekke'ye 87 ve Kudüs'e 11 keseden oluşan nakit para yollandı.