Saklı kalmış bir hazine: Osmanlı’da çocuk musikisi
Müzik, yaşamın temellendirildiği en mühim aşama olan çocuklukta gözden kaçırılmaması gereken bir meseledir. Çünkü doğan her çocuk aslında müzikle doğar. Kulağımıza okunan ilk ezanın sesi, annelerimizin ninnisi, sokaktaki satıcının nağmeleri, okulda yan sınıftan gelen flüt sesleri… Osmanlı'da çocukların musikiyi aşılamaya gayret etmiş, billur sesli müezzinlerin, üstad sayılan musikişinasların çocukluktan yetişmesine olanak sağlamıştı.
Önceki Resimler için Tıklayınız
Mehmet Zâti Arca
Sultan Abdülaziz devrinde, henüz sekiz yaşındayken Mızıka-yı Hümayun'a verildi. Önce Pascualli'den keman dersleri aldı fakat bu derslerden yarar sağlayamadığı için flüt sınıfına geçti. Daha sonra ise klarnete başladı. Piyano öğrenirken II.Abdülhamid'in dikkatini çekti ve D'Aranda Paşa'dan piyano, Guatelli Paşa'dan ise armoni dersleri almaya başladı. Bu arada Hacı Arif Bey'den de Türk musikisi öğrendi. Cumhuriyet'in ilânından sonra, Darülbedayi ve Darülelhan'da görev alan Arca, okullar için müzik kitapları yazdı. Türk makamları ile veya Türk musikisi havası içinde, Batı üslubunda eserler besteledi.
Kazım Uz
Muallim Kâzım Bey ve Sakallı Kâzım Bey diye de anılan İsmail Kâzım Uz döneminin önemli eğitimci ve mûsikişinasları arasında yer almıştır. İlk mûsiki bilgilerine Dârüşşafaka'da hocası olan Zekâi Dede'nin evindeki meşklerle başlamış, bu çalışmaları hocasının vefatına kadar (1897) on yıl devam etmiştir. Nazarî bilgilerin yanı sıra pek çok eser ve özellikle Mevlevî âyinlerinin hemen tamamını meşketmiş, bu arada Bahariye Mevlevîhânesi şeyhi Hüseyin Fahreddin Dede'den faydalanmıştır. Batı mûsikisini Muzıka-yi Hümâyun'daki hocalığı sırasında öğrenmiştir.
Aynı zamanda Rifâiyye ve Sa'diyye tarikatları muhibbi olan İsmail Kâzım Bey Mevlevî idi. Düzenli şekilde devam ettiği Bahariye Mevlevîhânesi'nde mukabele günleri bariton sesiyle mutripte yer alırdı. Üsküdar Mûsiki Cemiyeti'nin hoca kadrosunda bulunmuş, Osman Şevki Uludağ ve Rauf Yektâ Bey ile kurdukları Mûsiki Federasyonu ile Koska semtinde açtığı Dârülmûsikî dershanesinde mûsiki faaliyetlerini devam ettirerek pek çok talebe yetiştirmiştir. Sadettin Kaynak, Sadi Hoşses, Selahattin Pınar, Faruk Ârifî Emhaz ve Şükrü Tunar bunlar arasında yer alır.
Mehmed Âkif Ersoy'un İstiklâl Marşı'nı besteleyen ve hüseynî-bûselik adıyla bir makam terkip eden Kâzım Bey âyin, durak, ilâhi, operet, peşrev, saz semâisi, beste, şarkı ve marş formlarında 200 civarında eser bestelemiştir.
İzzeddin Hümayi Elçioğlu
Zamanın tanınmış mûsikişinasları arasında yer alan Elçioğlu, özellikle bu alandaki hocalığı ve bestekârlığı ile tanındı. İlk mûsiki bilgilerini babasından aldı. Eğrikapılı Mehmed Efendi'den ilâhi, bahriye imamlarından Hâfız Mehmed Efendi'den Mevlevî âyinleri meşkettiği gibi diğer bazı hocalardan da Batı mûsikisi öğrendi. Mûsikide en çok faydalandığı kişi ise Muallim İsmâil Hakkı Bey'dir. Ayrıca İsmâil Hakkı Bey'in Vezneciler'de açmış olduğu Mûsiki-i Osmânî Mektebi'nde hocasının yardımcısı olarak görev yaptı. Bu arada birçok talebe yetiştirdi. Bunlar arasında Hayri Yenigün ve Yesâri Âsım Arsoy'u bilhassa zikretmek gerekir.
Tabii bir ses güzelliğine sahip olan ve mevlidhanlığı ile de tanınan Elçioğlu, aynı zamanda Hırkaişerif'teki Kenan Rifâî Tekkesi'nin zâkirbaşısı idi. Mûsiki eserlerini geçerken bilhassa usul üzerinde titizlikle durur, meşk esnasında eseri notadan ziyade usulle geçmeyi daha uygun bulurdu. Ayrıca iyi bir ud ve tambur icracısı olduğu da belirtilmektedir.
Elçioğlu, dinî ve din dışı eserleriyle bestekârlıktaki gücünü ortaya koymuştur. 3000'in üzerinde beste yaptığı söyleniyorsa da bugün bilinen âyîn-i şerif, tevşîh, na't, ilâhi, semâi, şarkı ve marş formundaki eserlerinin sayısı 100'e yaklaşmaktadır.
Osman Zeki Üngör
Osman Zeki Üngör, besteci, orkestra şefi, keman virtüözu. Türkiye Cumhuriyeti'nin ulusal marşının bestecisi olarak tanınmış bir sanatçıdır. Osmanlı sarayında ilk Türk kemancısı olarak yetiştirilmiş olan müzisyen; birçok klasik batı müziği bestecisinin keman konçertolarını Türkiye'de çalan ilk Türk kemancıdır.