Kabirleri İstanbul'da olan bestekarlar
İstanbul'un bir kültür ve sanat merkezi haline gelmesinin ardından musiki nazariyatı sahasındaki çalışmalar çoğunlukla burada devam etti. Sadece İstanbul'da bilinen 50'yi aşkın bestekarımızın kabri bulunuyor. Peki, biz Türk musikisine ait değerlerimizi ne kadar koruyor ve önemsiyoruz? Örneğin; İstiklal Marşı'nın ilk bestecisinin kim olduğunu veya kabrinin nerede olduğunu kaç kişi merak edip araştırdı? Sizler için musiki tarihimiz açısından değerleri büyük olan ve kabirleri İstanbul'da bulunan bestekarlarımızı derledik.
Önceki Resimler için Tıklayınız
Türk musikisinin en çok eser veren bestekârlarından biridir. Saray Fasıl Heyeti Bşk., yarbaydır, tramvay içinde vefat etmiştir. Mezarı, Eğrikapı aile mezarlığındadır.
Hakkında kısa bilgi:
"Muallim" lakabıyla tanınan İsmâil Hakkı Bey, kurduğu Mûsikī-i Osmânî Cemiyeti (Mektebi) ile dönemin mûsiki eğitim ve öğretim çalışmalarını önemli ölçüde desteklemiş, önceleri birkaç kişiden ibaret olan incesaz takımlarındaki geleneksel yapının dışına çıkarak otuz-kırk kişilik ses ve saz topluluğu ile halka açık icraların ilk örneklerini vermiş, ayrıca Şehzadebaşı'ndaki Yeni Ferah Tiyatrosu'nda kurduğu İstanbul Opereti'nin orkestrasını bizzat yönetmiştir. Öte yandan Mûsikī-i Osmânî Mektebi adına yapmış olduğu fasıl defteri ve yaprak biçimindeki nota yayınları devrin mûsiki repertuvarı için önemli bir katkıdır. İsmâil Hakkı Bey'in yetiştirdiği talebeler arasında Âmâ Nâzım, Yaşar Okur, Hayri Yenigün, Fahri Kopuz, Nuri Halil Poyraz, Fâize Ergin, İzzettin Hümâyî Elçioğlu, Ali Rıza Şengel, Zeki Ârif Ataergin, Mustafa Sunar ve Ali Rıza Sağman sayılabilir.
Besteci, konservatuar öğretmeni. Hattat S. Hikmeti'nin torunu. Besteci Zekai Dede'nin oğludur. Mezarı, Eyüpsultan'da Piyer Loti yolu üzerinde, babasının mezarı yanındadır.
Hakkında kısa bilgi:
Ahmet Efendi'nin bestekârlığının bir diğer yönü de unutulmuş bazı eserleri bestekârının üslûbuyla veya o üslûba en yakın bir şekilde yeniden düzenleyerek mûsiki literatürüne kazandırmış olmasıdır. Bunlar arasında Hamâmîzâde İsmâil Dede'nin, "Mushaf demek hatâdır ol safha-i cemâle" mısraıyla başlayan şehnaz-bûselik ve, "Gonca-i hurşîdine şebnem kadar yâr olmadık" mısraıyla başlayan hicaz-hümâyun besteleri örnek olarak zikredilebilir.
Besteci, yazar, ressam, II. Abdülhamit ile Müşfika Sultan'ın kızı, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmet Nami ile Müşir Rauf Paşazâde Yarbay Mehmet Ali'nin eşidir. Mezarı, Beşiktaş'ta Yahya Efendi Mezarlığı'ndaki Şehzâde ve Kadınlar türbesindedir.
Hakkında kısa bilgi:
1887 yılında İstanbul'da doğdu. Annesi Dördüncü Kadınefendi Müşfika Hanımefendi'dir. 27 Nisan 1909'da II. Abdülhamid'in tahttan indirilmesi üzerine, babası ve ailesiyle birlikte bir süre Selânik'te Alâtini Köşkü'nde gözetim hayatı yaşadı. 1924'te hanedan üyeleriyle birlikte yurt dışına çıkarıldı. 28 yıl Paris'te yaşadıktan sonra 1952'de hanedanın kadın mensupları için çıkarılan afla İstanbul'a döndü. 1960'ta yayımladığı anıları, Abdülhamid'in kişiliği ve aile hayatına ilişkin en önemli kaynaklardan biridir. 1961 yılında İstanbul'da öldü. Prens Ahmet Nami Bey ile evliliğinden Ömer Nami, ve Osman Nami, Mehmet Ali Rauf Bey ile ikinci evliliğinden Abdülhamid Rauf adlı oğulları oldu. Ayşe Sultan, 12 yaşında kompozisyon yapmaya başladı. Arp, keman, ve piyano çalan Ayşe Sultan, özellikle piyano için, birçok eser bestelemiştir. "Majesteleri Halife II. Abdülmecit Han İçin Marş" (Marche a Sa Majeste le Calife Abdoul Medjid Khan II) bestesi nedeniyle Osmanlı İmparatorluğu döneminde marş besteleyen ilk kadın bestecidir.
Klasik Türk musikisinin büyük bestecisi hattat, şair, esirci kâhyası, çiçekçi, Mustafabey armudunu yetiştiren babasının adım vermiştir, mevlevîdir. Mezarı, Edirnekapı dışında Fethi Çelebi yolu (şimdi çıkmaz yol) üzerinde Mustafa Paşa Dergâhı yakınındadır.
Hakkında kısa bilgi:
Türk mûsiki tarihinin en önde gelen birkaç simasından biri olan Itrî Efendi hânendeliği, şairliği ve hattatlığının yanı sıra özellikle bestekârlığı ile tanınmıştır. Mûsikideki hocaları kesin olarak bilinmemekte, ancak Derviş Ömer, Kasımpaşalı Koca Osman, Küçük İmam Mehmed Efendi ve Hâfız Post gibi üstatlardan faydalanmış olabileceği tahmin edilmektedir. İbrahim Alâeddin Gövsa, mûsiki hocasının Vakıf Halhalî diye tanınan Nasrullah Efendi olduğunu söyler (Türk Meşhurları, s. 196). Rauf Yektâ Bey, onun Câmî Ahmed Dede'nin (ö. 1078/1667) şeyhliği esnasında Yenikapı Mevlevîhânesi'ne devam ettiğini, âyinlerden aldığı ruhanî neşeyle Mevlevî olduğunu ve mevlevîhâneye gelen üstatlardan da faydalandığını, dervişlerden ney üflemeyi öğrendiğini ifade eder (Türk Musikisi Klasiklerinden Mevlevî Âyinleri, II/7, s. VII). Eski kaynaklarda yer almayan bu bilgiler daha sonra yazılan eserlerde de tekrarlanmıştır.
Itrî'nin İstanbul surları dışında oturduğu, çiçek ve meyve meraklısı olduğu, bahçe işleriyle uğraşmaktan zevk duyduğu ve kendisine Itrî mahlasının bu sebeple verildiği, "Mustâbey" armudunun da onun tarafından yetiştirildiği kabul edilmektedir. Yahya Kemal Beyatlı "Itrî" adlı şiirinde, onun Türk mûsikisindeki yerini dile getirmiştir.