"Şam! Sen kızımsın benim... Ve annemsin! Çocukluğumu kucakladın benim... Sahi, senin kucağında büyüyebilecek miyim ben? Hayatımın sözü olsun ki; temennim, kefenim de gelinliğim de senin o has, yasemin kokunla hayat bulsun." Lena Chamamyan, Şam isimli parçasında bu mukaddes şehre olan hasretini işte bu ifadelerle dile getiriyor. Kongre Kütüphanesi'nin (Library of Congress) arşivlerinden günümüze ulaşan bu kareler, savaşın gölgesi henüz üzerlerine düşmemişken Şam'ın taşıdığı o asil ruhu gözler önüne seriyor. 1870'lerden 1970'lere uzanan bu zaman tünelinde; Müstakim Cadde'nin taş kemerlerinde yankılanan ayak sesleri, şadırvanlı avluları saran portakal çiçeği kokuları, şark çarşılarının kendine has telaşı ve Barada'nın can verdiği o yemyeşil bahçeler eksiksiz bir zarafetle canlanıyor. Sanatçının ezgilerinden sızan o derin sevda, bakıyorsunuz ki bu karelerin her birinde zaten yıllardır sessizce saklı duruyormuş.
1/41
Fotoğraf: Bir Şam evinin avlusu, 1898-1914.
2/41
Fotoğraf: Şam, Palmyra ve Baalbek. Hananya'nın Evi (Ananias Evi), 1950-1977.
3/41
Fotoğraf: Şam, Palmyra ve Baalbek. Şam, Bab Sharqi (Doğu Kapısı) Müstakim Cadde'ye açılan kapı, 1950-1977 arası.
4/41
Fotoğraf: Şam, El-Meydan, 1920-1933.
5/41
Fotoğraf: Emevi Camii. Minareden görünüm. Güneybatı minaresinin yakın planı, 1840-1846.