Osmanlı’da saray dili halktan kopuk muydu?
Osmanlı'ya yıllarca "saray dili halktan kopuktur", "halk, saray ve çevresinin yanında bu medeniyetin edebiyatını da anlamıyor" nitelemeleriyle yüzeysel eleştiriler yöneltildi. Fakat işin aslı gerçekten böyle mi? Peki, yapılan bu eleştirilerde göz ardı edilen neydi? Bu konuyu siz Fikriyat okurları için incelemeye tabi tuttuk.
Önceki Resimler için Tıklayınız
Yıllarca, "saray dili halktan kopuktur." inancı, zihinlerimizi kirletmek ve algımızı şekillendirmek için kasıtlı olarak kullanılan bir mottodur. Yukardaki örneklerde açıkça görülüyor ki bazı güruhun iddia ettiği aksine saray dili halktan kopuk olmamıştır hiçbir zaman.
Saray ve halk dili arasındaki kopukluk iddialarında eleştiri okları çoğunlukla divan edebiyatına yöneltilmiştir. Hatta divan edebiyatı, literatürde, "Yüksek zümre edebiyatı, "Saray edebiyatı", "Saray çevresi edebiyatı" gibi adlandırmalarla da anılmıştır. Fakat divan edebiyatı şairleri arasında halkın içinden farklı meslek gruplarına ve bilhassa esnaf sınıfına mensup olan şairlerin yoğunluğu teşkil etmesi literatürde ne yazık ki. göz ardı edilmiştir.
Ayrımına varılamayan durum şudur ki Divan edebiyatı yüksek zümre edebiyatı değil, yüksek bir kültürün edebiyatıdır. Günümüzden bakarak bu edebiyatın döneminde halk tarafından anlaşılamadığına dair tepeden bir bakışla yorumlamalarda bulunuyoruz. Oysaki söz konusu durum günümüz için de geçerlidir. Modern şiirin yapı taşlarını oluşturan, arkasında zengin bir kültür birikiminin bulunduğu İkinci Yeni şiiri, sade bir Türkçe ile yazılmasına rağmen bugün halkın yüzde kaçı tarafından anlaşılmaktadır?
Her mesleğin kendi araç gereç ve argümanları mevcuttur. Sanatçıların, şairlerin, mütefekkirlerin araçları "lisan"dır. Şair, şiir yazacaksa yeni imgeleri; mütefekkir deneme yazacaksa düşünce ufkunu bu kelimeler vasıtasıyla genişletir. Bu sebeple Osmanlı döneminde de bazı şiirlerin, eserlerin herkes tarafından anlaşılamaması gayet tabii bir hadisedir. Fakat bu durum dilin halktan kopuk olduğu anlamına gelmez.