Ölümle Hayat Arasında: Cahit Sıtkı Tarancı
Cahit Sıtkı Tarancı'nın Otuz Beş Yaş şiiri, zamanın geçişini, yaşlanmayı ve ölümün kaçınılmazlığını ele alan derin anlamlı bir eserdir. Şair, insanın hayat karşısındaki çaresizliğini ve geçmişe duyduğu özlemi etkileyici bir şekilde dile getirerek okuyucuyu yaşamın geçiciliği üzerine düşündürür. Şiiri içerik açısından ele alarak zaman, yaşlanma, ölüm ve geçmişe duyulan özlem gibi temel konular çerçevesinde; okuyucuya aktardığı duyguları edebi bir bakış açısıyla tahlil etmeye çalıştık.
Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
◻ Şiirin ilk bölümü bu şekilde başlar. İlk mısrada, "35" ifadesinden sonra bir ünlem işareti kullanılmıştır. Bu durum, mısranın ünlem anlamı taşıyan kısa bir cümleyle başladığını gösterir. Devamında ise ayrı bir cümle yer alır. Bu cümlenin öznesi, kişinin 35 yaşına ulaşmış olmasıdır. Böylece 35 yaşına geldiğini aniden fark eden bir insanın yaşadığı heyecan ve şaşkınlık dile getirilir.
◻ Mısranın ikinci kısmında geçen "yol" ve "yolun yarısı" ifadeleri arasında bir benzetme ilişkisi bulunduğunu fark etmemiz gerekir. Burada kapalı istiare vardır. Çünkü yol sözcüğüyle kastedilen, insanın hayatıdır. İkinci mısra okunduğunda bu anlam daha da belirgin hâle gelir:
"Dante gibi ortasındayız ömrün."
◻ Bu mısrada, yolun yarısı ile ömrün ortası arasında bir ilişki kurulmuştur. Böylece yol sözcüğüyle kastedilenin insanın ömrü olduğu açıkça anlaşılır. Ömür, bir insanın yaşam süresinin bütünüdür. Şiirde ise hayat, bir yol olarak düşünülmekte ve bu yolun yarısına ulaşılması üzerinde durulmaktadır.
◻ Burada iki önemli soruyla karşılaşırız: Otuz beş yaş neden yolun yarısı olarak kabul edilmektedir? Şair, neden kendisini Dante gibi ömrün ortasında görmektedir?
Bu soruların cevaplarını bulabilmek için Dante'nin hayatına ve eserine bakmak gerekir.
◻ Dante, 14. yüzyılda yaşamış İtalyan bir şairdir ve bu yönüyle Yunus Emre ile çağdaştır. İtalyan edebiyatının kurucuları arasında kabul edilir. Bunun önemli nedenlerinden biri, eserlerini Latince yerine İtalyanca yazmasıdır. En önemli eseri olan İlahi Komedya da İtalyan edebiyatının en eski ve en önemli eserleri arasında gösterilir.
◻ İlahi Komedya, üç bölümden oluşan uzun ve epik bir şiirdir: Cehennem, Araf ve Cennet. Eserde bir öte dünya yolculuğu anlatılır. Şiirin kahramanı, aynı zamanda eserin yazarı olan Dante'nin kendisidir. Dante, bu yolculuk sırasında sırasıyla Cehennem'i, Araf'ı ve Cennet'i dolaşır.
◻ Cehennem bölümünde Dante, Kudüs'tedir. Ormanda yolunu kaybeder. Bu durumu anlatırken şu ifadeyi kullanır:
"Hayat yolunun yarısında kendimi karanlık bir ormanda buldum."
◻ Bu ifade, Cahit Sıtkı Tarancı'nın şiirindeki "Dante gibi ortasındayız ömrün" dizesiyle doğrudan ilişkilidir. Başka bir ifadeyle, Dante'nin eserinde geçen hayat yolunun yarısı düşüncesi, Cahit Sıtkı'nın şiirinde yeniden karşımıza çıkar.
◻ Dante, bu yolculuğa çıktığında 35 yaşındadır. Bu nedenle 35 yaş, onun için hayat yolunun yarısını temsil eder. Peki, Dante neden ömrünün yarısını 35 yaş olarak kabul etmektedir?
◻ Bunun temelinde Kitab-ı Mukaddes'te insan ömrünün ortalama 70 yıl olarak düşünülmesi yer alır. Dante, dinî ve metafizik düşüncelere önem veren bir şairdir. İlahi Komedya'da üç sayısı ve üçün katları sıkça kullanılır. Bu durum, Hristiyanlıktaki Teslis inancıyla ilişkilidir. Eserde Hristiyanlıkla ilgili pek çok unsur bulunur. Bununla birlikte Dante'nin İslam düşüncesinden de etkilendiği kabul edilir. Örneğin, Hristiyanlıkta geleneksel olarak yer almayan Araf kavramı, eserde önemli bir yere sahiptir. Ancak Dante, inanç bakımından Hristiyanlığa bağlıdır.
◻ Dolayısıyla Dante, 35 yaşını hayat yolunun yarısı olarak kabul eder. Cahit Sıtkı Tarancı'nın "Dante gibi ortasındayız ömrün" dizesi de doğrudan İlahi Komedya'ya gönderme yapar. Bu nedenle söz konusu dize, edebî sanatlar bakımından telmih olarak değerlendirilebilir. Şair, Dante'nin eserini ve onun hayat yolunun yarısına ilişkin düşüncesini hatırlatmaktadır.
◻ Yolun yarısı ile ortası, anlam bakımından aynı şeyi ifade eder. Peki, bu neden söz konusu edilmektedir? Çünkü yalnızca ömrün yarısı değil, herhangi bir şeyin yarısı da önemli bir noktayı ifade eder. Bir ayrımı, bir dönüm noktasını belirtir.
◻ Ömrün yarısına gelmek, insanda şaşkınlık, kaygı ve dehşet uyandıran bir durumdur. Çünkü geriye yolun yarısı kalmaktadır. O yarının sonunda ise insanı ölüm beklemektedir. Fakat bu da kesin değildir. İnsanın 35 yıl daha yaşayacağı ve ardından öleceği diye bir kural yoktur. Nitekim bu tür ifadeler kullanmak tehlikeli olabilir. Cahit Sıtkı, 70 yaşına değil, 46 yaşına geldiğinde vefat etmiştir.
◻ Burada anlatılan yalnızca bir temsildir; insanın ne zaman öleceği belli değildir. Ancak eninde sonunda insan ölecektir. Ölüm, pek çok şairde olduğu gibi Cahit Sıtkı Tarancı'nın da temel meselelerinden biridir. Şair, ölüm kadar hayatı yaşama sevincini de dile getirir. Fakat şahsi hayatında ıstırabını çektiği şey, ölüm duygusudur.
Peki, bu dönüm noktası geldiğinde ne olur? İlk bölümün sonraki mısralarında anlatılanlar da budur.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.
◻ Biçimsel açıdan tekrar edecek olursak burada son derece yalın, açık ve anlaşılır bir söyleyiş vardır. Fakat bu söyleyiş aynı zamanda son derece güçlü bir ahenge sahiptir. Şiir, sıradan bir söyleyişe sahip değildir. Şiirin anlatımındaki yalınlık, onun alelade olduğu anlamına gelmez. Bunu iki noktadan anlarız: Birincisi, anlatılan şeyin derinliğinden; ikincisi ise anlatım biçimi dolayısıyla ortaya çıkan kusursuz söyleyişten ve ahenkten.
"Delikanlı çağımızdaki cevher."
◻ Cevher, bir şeyin aslı ve özü anlamına gelmektedir. Madenler için de kullanılabilir. Örneğin, altın cevheri veya gümüş cevheri dediğimizde kastedilen, altının ya da gümüşün kendisidir. Bu madenler toprakla karışmış hâlde bulunur ve toprağın içinde cevher vardır.
◻ Burada cevher, bir benzetme unsuru olarak kullanılmıştır. "Delikanlı çağımızdaki cevher" ifadesiyle kastedilen, bizi delikanlı yapan, delikanlı olmamızı sağlayan cevherdir.
◻ Delikanlı tabiri, gençliği ifade eden bir sözcüktür. Kanın "deli" olması, yani hareketli ve denetimsiz olması anlamına gelir. Bu ifade, insanın gençlik döneminde ne kadar güçlü, hayat dolu, hareketli ve dinamik bir yapıya sahip olduğunu anlatmaktadır. İşte bu özellikleri sağlayan bir cevher vardır.
"Yalvarmak yakarmak nafile bugün."
◻ Burada geçen "bugün" ifadesiyle kastedilen, insanın 35 yaşına geldiği gündür.
"Gözünün yaşına bakmadan gider."
◻ Bu ifade, insan ağlasa da sızlasa da ne yaparsa yapsın cevherin gözünün yaşına bakmadan gideceğini anlatmaktadır.
◻ Şairin cevherden söz ediş biçimine de dikkat etmek gerekir. Şair, cevherden bahsederken bir insandan söz eder gibi bahsetmektedir. Bu durum, çok sevilen ve beraber olunmak istenen, fakat gitmek ve ayrılmak isteyen bir kişiye yalvarılıp yakarıldığında, o kişinin bütün bunlara aldırış etmeden çekip gitmesine benzemektedir.
◻ Bu cevherin acıması, insafı yoktur. İnsan 35 yaşına geldiğinde cevher onu bırakıp gider. Cevherin gitmesiyle birlikte delikanlılık dönemi de sona erer. İnsan artık bundan sonra değişecektir. Bu değişim, şiirin bundan sonraki bölümlerinde sırasıyla anlatılmaktadır.
Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
◻ Birinci bölüm bir ünlemle başlamıştı. İkinci bölümde ise aslında soru biçiminde bir ünlem vardır. İlk mısrada kastedilenin ne olduğunu anlamak zor değildir; fakat söyleyiş biçiminin kendi içinde bir özelliği vardır. Burada bir ruh hâlinin dile getirilmesi söz konusudur.
◻ Karın rengi beyaz olduğu için kar ile kastedilenin şakakların artık beyazlaması, ağarması olduğu açıktır. Fakat şairin bunu soru biçiminde dile getirmesiyle vurgulamak istediği şey şudur: Herhâlde şakaklarındaki saç tellerinin beyazladığını gören bir kişi, oraya gerçekten kar yağdığını düşünmüyordur. Burada söz konusu olan, bu durumu kabul etmek istemeyen, kabullenemeyen bir insanın dışa vurumudur. Şair, saçlarının ağarmış olabileceğini kabul etmek istemez. Sanki "Buraya kar mı yağdı, ne var?" diyerek karşısındaki duruma itiraz eder.
Burada "Ne var?" sorusundaki hayreti, kabullenmemeyi ve itirazı fark etmemiz gerekir.
◻ Aynı kabullenememe durumu, yüzle ilgili olarak da dile getirilir:
"Benim mi Allah'ım bu çizgili yüz?"
◻ Delikanlılık çağındaki cevherin gitmesiyle birlikte önce şakaklar beyazlaşmaya, ardından yüzdeki çizgiler belirginleşmeye başlar. Daha önce pırıl pırıl, berrak ve üzerinde herhangi bir çizgi bulunmayan yüzde artık çizgiler belirmiştir.
◻ Şair, bu durumu soru biçiminde dile getirerek aslında hissettiği korkuyu ve telaşı ifade eder. Yüzündeki değişimi görünce sanki "Bu yüz benim olamaz." demektedir. Elbette bunun kendi yüzü olduğunu bilmektedir; ancak bu değişimin nasıl gerçekleştiğini anlamakta güçlük çekmektedir.
◻ Burada insanların üzerinde pek düşünmediği, ancak bir gerçek olan durum dile getirilmektedir. İnsan, belli bir yaştan sonra sahip olduğu fiziksel özellikleri kaybetmeye başlar. Bu kaybedişi de birdenbire fark eder. Hatta uzun süre bu değişimi fark etmek istemez. Aynada kendisini hep aynı şekilde görmek ister. Fakat artık kendisini daha fazla ikna edemediği için bir gün bu değişimi görmek zorunda kalır. Bu durum da onu rahatsız eder.
◻ İnsan, yaşadığı bu değişimi kabullenmekte zorlanır ve bunun neden gerçekleştiğini anlamlandıramaz. Ancak gerçek değişmez. Şakakların ağarması ve yüzdeki çizgilerin belirginleşmesi, bu değişimi tamamlayan bir başka unsurla birlikte sunulur: Gözlerin altındaki mor halkalar.
◻ Böylece yaşlanmanın ortaya çıkardığı görünüm tamamlanmış olur. Bu değişim sonucunda kişi, daha önceki görünümünden farklı bir hâle bürünür. Elbette onun aynı kişi olduğunu gösteren özellikler hâlâ vardır; ancak dış görünüşü artık bütünüyle değişmiştir.
◻ İkinci bölümün son iki mısrasında da üzerinde durulması gereken, oldukça farklı ve sanatlı bir söyleyiş vardır:
"Neden böyle düşman görünürsünüz Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?"
◻ Bu dizelerde, birinci bölümün son iki mısrasında olduğu gibi son derece sanatlı bir söyleyişle karşılaşırız.
◻ İnsan gençken aynalar onun dostudur. Peki, neden? Çünkü insan aynaya baktığında kendisini güzel görür. Burada, sanki insanın görünümünden aynalar sorumluymuş gibi bir düşünce ortaya çıkar. Şair, kendisine düşman gibi görünenin ayna olduğunu düşünmektedir. Peki, aynalar neden düşman gibi görünmektedir? Çünkü artık kendisini olduğundan farklı göstermektedirler.
◻ Burada dile getirilen, yine yaşlanmayı kabullenemeyen bir ruh hâlidir. Birinci bölümde yaşlılığın fark edilmesi söz konusuydu. Bu fark edişle birlikte kabullenememe ve reddetme hâli de arka planda kendisini gösteriyordu. Asıl kabullenememe durumu ise ikinci bölümde daha belirgin bir şekilde ortaya çıkmaktadır.
Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim.
Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
Bu güler yüzlü adam ben değilim;
Yalandır kaygısız olduğum yalan.
◻ Burada şairin ruh hâlinde bir değişimin meydana gelmeye başladığını görüyoruz. İlk bölümde, 35 yaşına ulaştığının farkına varmasıyla ilgili bir heyecan, ıstırap ve hayret söz konusuydu. İkinci bölümde ise 35 yaş dolayısıyla başlayan değişimi kabullenemeyen bir ruh hâli anlatılmaktaydı. Üçüncü bölümde bu değişim hüzünlü bir dille ele alınır ve kaygı kavramının burada dile getirildiğini görürüz.
"Zamanla nasıl değişiyor insan?"
◻ Bu soruda, önceki bölümlerde görülen kabul etmeme ruh hâlinin bir devamı vardır. Ancak aynı zamanda kabullenmenin de başlangıcı söz konusudur. Artık şakaklarına kar yağdığından söz etmemektedir. Bunun yerine, "Zamanla nasıl değişiyor insan?" diyerek yaşadığı değişim karşısındaki şaşkınlığını dile getirmektedir.
"Hangi resme baksam bu ben değilim."
◻ Bir önceki bölümde ayna ve aynadaki görüntü söz konusu edilmişti. Şimdi ise resimden bahsedilmektedir. Bu ifade, doğrudan kişinin kendi görüntüsünü, özellikle de şimdiki hâlini ifade etmektedir. Burada yine bir şaşkınlık ve hayret vardır; ancak şair, bunu kabullenmeye daha yatkın bir söyleyişle dile getirmektedir.
◻ İnsan, gençlik fotoğraflarıyla şimdiki fotoğraflarını yan yana koyduğunda aralarında çok büyük farklılıklar bulunduğunu görebilir. Bazı insanlar, eski fotoğraflarına bakıldığında neredeyse tanınmayacak kadar değişmiş olabilir. Bu değişimin nasıl gerçekleştiği insanı hayrete düşürür. Şairin "Zamanla nasıl değişiyor insan?" sorusu da bu hayreti ifade etmektedir.
"Nerde o günler, o şevk, o heyecan?"
◻ Bunlar, delikanlılık çağımızdaki cevherin henüz gitmediği gençlik zamanlarına ait özelliklerdir. O günler, o şevk ve o heyecan artık geride kalmıştır. Şair, geçmişte sahip olduğu bu özellikleri özlemle hatırlamaktadır.
"Bu güler yüzlü adam ben değilim."
◻ Burada söz konusu edilen güler yüzlü adam, resimlerden birinde görülen kişidir. Şair, resimdeki kişinin kendisi olduğunu kabul etmekte zorlanmaktadır.
"Yalandır kaygısız olduğum yalan."
◻ Bu dizede kaygı kavramının ortaya çıktığını görüyoruz. Kaygı, insanın somut olarak karşısında bulunmayan, ancak gelecekte karşısına çıkacağını düşündüğü olumsuz bir durum nedeniyle kapıldığı endişe hâlidir. Genellikle soyut bir nitelik taşır. Bu yönüyle korkudan farklıdır.
◻ Korku, insanın karşısında bulunan somut bir tehlikeye karşı gösterdiği tepkidir. İnsan, korku duygusuyla kendisini korumaya çalışır. Burada tehdit somuttur ve şimdiki zamanla ilişkilidir. Kaygı ise gelecekte gerçekleşmesi muhtemel bir durumla ilgilidir. Gelecek kaygısı ve ölüm kaygısı bu duruma örnek olarak gösterilebilir.
◻ Buradaki kaygı, yaşlanmaya bağlı olarak ortaya çıkan ölüm kaygısıdır. Belki de ölüm olmasaydı insan, yaşlılıkla ilgili bu ölçüde bir kaygı duymayacaktı. Şairin yaşlanma ve ölüm arasındaki ilişkiyi nasıl ele aldığını, şiirin bundan sonraki bölümlerinde daha açık bir şekilde anlıyoruz.
Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
Hatırası bile yabancı gelir.
Hayata beraber başladığımız,
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
Gittikçe artıyor yalnızlığımız.
◻ İlk aşk, sonra dostlar… Burada "yol" kelimesi ikinci kez tekrar edilmektedir. Şairin sözünü ettiği yol, yine hayatla ilgilidir.
◻ İnsan doğar, büyür ve hayatı boyunca çeşitli arkadaşlıklar kurar. Ancak zamanla insanların yolları birbirinden ayrılır. Birbirinden ayrılan bu yollar da kolay kolay yeniden birleşmez. İnsan, bu gerçeği orta yaşlara doğru daha iyi idrak eder. Bunu anlamasıyla birlikte yalnızlık duygusu da ortaya çıkar.
◻ İnsan zamanla tanıdığı insanların ölümüne de tanıklık edecektir. Yaşlılık duygusunu en yoğun hissedenler ise yaşlı insanlardır: Kaygı – Yalnızlık.