Ahmet Haşim "O" Şiir Tahlili Bölüm: I
Ahmet Haşim'in şiirlerini anlamak için yalnızca mısralarda anlatılanlara değil, şairin kullandığı kelimelere, imgelere ve bunlar arasındaki ilişkilere de dikkat etmek gerekir. Çünkü Haşim, tabiatı tasvir ederken insanın iç dünyasını ve duygularını da yansıtır. İncelediğimiz şiirde akşam, yıldızlar, Ay ve karanlık imgeleri, hasta anne ve çocuk etrafında anlam kazanır. Bu tahlilde şiirin bir bölümünü ele alarak mısraların anlamını, imgelerin çağrışımlarını ve şairin anlatım özelliklerini inceledik. Şiirin devamı ise daha sonra ayrıca tahlil edilecektir.
Bir hasta kadın, Dicle'nin üstünde her akşam
Bir hasta çocuk gezdirerek, çöllere gül-fâm
Sisler uzanırken o senin doğmanı bekler.
◽ Ahmet Haşim'in şiirlerinin dili, zaman zaman münekkitler (eleştirmenler) tarafından tenkit edilmiştir. Bu tenkitlerin temel sebebi, şairin şiirlerinde Türkçenin yapısına çok uygun olmayan bazı unsurlara ve ifade biçimlerine yer vermesidir. İncelediğimiz üç mısra da bu duruma örnek teşkil etmektedir.
◽ Şairin ilk cümlesi üç mısradan oluşmakta ve cümle yapısı itibarıyla karmaşık bir özellik göstermektedir. Cümleyi anlamlandırabilmek için öncelikle yüklemi ve fiilimsileri tespit etmek gerekir. Cümlenin yüklemi "bekler" kelimesidir. Kim bekler sorusunun cevabı "o", neyi bekler sorusunun cevabı ise "senin doğmanı"dır. Dolayısıyla temel cümle "O, senin doğmanı bekler." şeklindedir.
◽ Cümlede ayrıca "uzanırken" ve "gezdirerek" olmak üzere iki fiilimsi bulunmaktadır. Fiilimsiler, kendilerine bağlı kelime gruplarıyla birlikte yan cümlecikler oluştururlar. "Uzanırken" fiilimsisinin oluşturduğu yan cümlecikte neyin uzandığı sorulduğunda "sisler", nasıl sisler sorulduğunda "gül renkli sisler", nereye uzandığı sorulduğunda ise "çöllere" cevabı alınır. Böylece "çöllere gül renkli sisler uzanırken" ifadesi ortaya çıkar. "Gezdirerek" fiilimsisinin oluşturduğu yan cümlecikte ise kimin gezdirdiği sorusunun cevabı "bir hasta kadın", nerede gezdirdiği sorusunun cevabı "Dicle'nin üstünde", ne zaman gezdirdiği sorusunun cevabı "her akşam", kimi gezdirdiği sorusunun cevabı ise "hasta bir çocuk"tur.
◽ Bütün bu unsurlar bir araya getirildiğinde cümle şu şekilde düzenlenebilir: "Bir hasta kadın, Dicle'nin üstünde her akşam hasta bir çocuk gezdirerek, çöllere gül renkli sisler uzanırken senin doğmanı bekler." Burada "gezdirerek" fiilimsisinin oluşturduğu yan cümleciğin öznesi "bir hasta kadın", temel cümlenin öznesi ise "o" zamiridir. Bağlam dikkate alındığında "o" zamiriyle kastedilenin yine hasta kadın olduğu düşünülebilir. Bu nedenle zamiri kaldırıp kadını doğrudan özne olarak kullandığımızda cümle daha anlaşılır hâle gelir.
◽ Şiirdeki imgeleri anlamlandırırken yalnızca cümlenin dil bilgisel yapısını incelemek yeterli değildir; şairin kullandığı imgelerin zihnimizde nasıl bir tasavvur oluşturduğunu da düşünmemiz gerekir. Bu mısralarda ön plana çıkan iki temel imge hasta kadın ve hasta çocuktur. Bunların yanı sıra mekânı belirten "Dicle'nin üstünde" ve "çöllere" ifadeleri ile zamanı belirten "her akşam" ifadesi de bulunmaktadır. "Dicle'nin üstünde" sözü ilk bakışta nehrin üzerinde bulunmak şeklinde anlaşılabilse de burada nehrin kıyısında bulunmaktan söz edildiği düşünülebilir.
◽ "Her akşam" ifadesi ise olayın gerçekleştiği zamanı belirtir. Akşam vakti güneş batmaya başladığında ufukta önce sarı tonlar belirir, ardından bu renkler giderek kızıllığa dönüşür. Şair, güneşin batışı sırasında ortaya çıkan kızıllığı ve ışık yansımalarını "gül renkli sisler" imgesiyle anlatır. Gülün kırmızı rengi ile akşamın kızıllığı arasında bir benzerlik vardır.
◽ Ancak burada asıl dikkat çekici olan, şairin neden "sis" kelimesini kullanmış olduğudur. Akşam vakti güneşin ışığı zayıfladığında çevremizdeki nesneleri gündüz olduğu kadar net algılayamayız. Nesnelerin sınırları belirsizleşir, görüntüler silikleşir ve çevre giderek karanlığa bürünür. Sis de görmeyi güçleştiren ve nesnelerin belirginliğini azaltan bir doğa olayıdır. Bu nedenle akşamın belirsizliği ile sisin oluşturduğu görüntü arasında bir benzerlik kurulabilir. Şair, eşyanın silinmeye yüz tutmasını ve çevrenin belirsiz bir görünüme bürünmesini sis kelimesiyle ifade etmiş olabilir. Böylece sis, yalnızca gerçek anlamıyla kullanılan bir doğa olayı olmaktan çıkarak akşamın belirsiz atmosferini yansıtan bir imgeye dönüşür.
◽ Üçüncü mısrada dikkat çekici olan ifade ise "O senin doğmanı bekler" cümlesidir. Bu cümlede hem bir zamir hem de doğrudan bir hitap bulunmaktadır. Buradaki "o" zamiri hasta kadını karşılamaktadır. Peki, hitap edilen "sen" kimdir? Bu sorunun cevabını şiirin başlığından ve Şiir-i Kamer içerisinde değerlendirilen şiirlerden biri olmasından hareketle bulabiliriz. Şair burada Ay'a hitap etmektedir. Dolayısıyla "O senin doğmanı bekler" ifadesi, hasta kadının Ay'ın doğmasını beklediği anlamına gelir. "Doğmak" kelimesi, Güneş, Ay ve yıldızlar gibi gök cisimlerinin gökyüzünde görünmeye başlamasını ifade etmek için de kullanılır.
◽ Olay akşam vakti gerçekleştiğine göre burada kastedilen gök cismi Güneş değil, Ay'dır. Bu yönüyle şiir, Şiir-i Kamer anlayışı çerçevesinde değerlendirilebilir. Şiirde hasta kadın, hasta çocuk ve akşam arasında da anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Akşam, güneş ışığının giderek zayıfladığı ve sonunda kaybolduğu bir zaman dilimidir. Hastalık da insanı güçsüzleştiren ve direncini azaltan bir durumdur. Bu nedenle hasta kadın ve hasta çocuk imgeleriyle akşam arasında bir münasebet kurulabilir.
◽ Akşamın ışığını kaybetmesi ile hasta insanın gücünü kaybetmesi arasında benzerlik vardır. Şairin bu imgeleri bir arada kullanması, şiirin duygusal atmosferini güçlendirir. Burada üzerinde durulması gereken bir başka husus da hasta kadının kim olduğudur. Şiir, biyografik açıdan yorumlandığında hasta kadın, Ahmet Haşim'in annesi olarak düşünülebilir. Şiir-i Kamer şiirlerinde anne figürü önemli bir yere sahiptir. Hasta çocuk ise Ahmet Haşim'in kendisini, yani şairin altı-yedi yaşlarındaki çocukluk hâlini temsil etmektedir. Böylece şiirdeki hasta kadın ve hasta çocuk imgeleri, şairin çocukluk hatıralarıyla ilişkilendirilir.
◽ Peki, hasta kadın Ay'ın doğmasını neden beklemektedir? Akşam olmuş, güneş batmış ve çevre karanlığa bürünmeye başlamıştır. Işığa ihtiyaç duyan kişi, kendisine ışık verecek olan kaynağı arar ve onun ortaya çıkmasını bekler. Bu durumda beklenen, doğduğunda ışığıyla çevreyi aydınlatacak olan Ay'dır. Dolayısıyla hasta kadının Ay'ı beklemesi, karanlığın içinden aydınlığa duyulan ihtiyacın bir ifadesi olarak yorumlanabilir.
◽ Bununla birlikte anne ile Ay arasındaki ilişkinin bütün anlamını yalnızca bu üç mısradan hareketle açıklamak mümkün değildir. Şiirin sonraki bölümlerinde bu ilişkinin daha ayrıntılı biçimde ele alınması, ilk mısralardaki imgelerin anlamını derinleştirmektedir.
Yorgun gibi mühmel duran asude ufuklar
Titrer, silinir...Dâmen-i şeb her şeyi saklar,
◽ "Yorgun gibi kendini bırakmış duran asude ufuklar titrer, silinir. Gecenin eteği her şeyi saklar." mısralarında Ahmet Haşim, akşamdan geceye geçişi doğaya ait görüntüler üzerinden anlatmaktadır.
◽ Burada geçen "mühmel" kelimesi, kendini bırakmış, gevşemiş bir hâli ifade eder ve yorgunluk kavramıyla ilişkilidir. Şair, ufuklardan sanki insanlardan söz ediyormuş gibi bahseder. Oysa yorgunluk, insana özgü bir durumdur. İnsana ait bir özelliğin ufuklara aktarılması, ufukların müşahhas hâle getirilmesi, yani somutlaştırılması anlamına gelir.
◽ Peki, ufuklar neden yorgundur? Çünkü ufukların yorgun olduğu zamanla insanların yorgun olduğu zaman örtüşmektedir: akşam vakti. Ufuklar, gün boyunca güneşi üzerlerinde taşıyormuş gibi düşünülür. Güneşin batmasıyla birlikte artık kendilerini bırakabilir ve dinlenmeye çekilebilirler. Böylece şair, ufukları insan gibi tasavvur ederek onlara insana özgü bir özellik yüklemiştir.
◽ "Asude" kelimesi sessizlik, sükûnet ve rahatlık anlamlarına gelir. Şiirin bağlamında özellikle rahatlık anlamı ön plana çıkmaktadır. Şair, ufukların yorgunluğunu ve ardından gelen rahatlama hâlini "titrer ve silinir" ifadeleriyle anlatır. Titreme, istem dışı gerçekleşebilen bir harekettir.
◽ Peki, burada neden titreme kelimesi kullanılmıştır? Akşam vakti ışığın azalmasıyla ufuktaki renkler ve görüntüler değişir. Bu değişim, titremeye benzer bir görünüm oluşturabilir. Dolayısıyla şair, ışığın azalmasıyla ortaya çıkan bu görsel durumu titreme kelimesiyle ifade etmiş olabilir. Bunun yanı sıra şiirin başında hasta bir kadın ve hasta bir çocuktan söz edilmesi de önemlidir. Hastalık ile titreme arasında bir münasebet vardır. Hasta bir insanın titremesi, bedensel güçsüzlüğün ve rahatsızlığın bir belirtisi olabilir. Bu nedenle "titrer ve silinir" ifadesi, yalnızca ufuktaki ışığın azalmasını anlatmakla kalmaz; hasta kadın ve hasta çocuk imgeleriyle de anlam bakımından örtüşür.
◽ "Silinmek" kelimesi görünmez hâle gelmek, geride iz bırakmamak ve yok olmak anlamlarını çağrıştırır. Titreme ile silinmenin art arda kullanılması, bir şeyin giderek ortadan kaybolmasını ifade eder. Bununla birlikte silinmek, ölüm düşüncesini de çağrıştırabilecek bir anlam taşır. Böylece "titrer ve silinir" ifadesi üzerinden titreme ile ölüm arasında da bir münasebet kurulabilir. Şair, adeta günün öldüğünü ve ufukların karanlık içinde kaybolduğunu anlatmaktadır. Karanlık ile ölüm arasında kurulan bu ilişki, şiirin başındaki hasta kadın ve hasta çocuk imgeleriyle de uyumludur. Dolayısıyla ufukların titreyerek silinmesi, hem akşamın sona erişini hem de hastalık, güçsüzlük ve ölüm düşüncelerini çağrıştıran bir anlatım biçimidir. Bu yönüyle doğaya ait bir görüntü, hasta kadın ve hasta çocuğun ruh hâlini yansıtan bir anlatıma dönüşmektedir.
◽ Şair, "Gecenin eteği her şeyi saklar." ifadesiyle de şiirde yeni bir aşamaya geçer. Akşam sona ermiş, gece başlamıştır. Burada kullanılan "etek" kelimesi, bir şeyin alt kısmını ifade etmesinin yanı sıra örtücü bir özelliğe de sahiptir. Etek, bir şeyin üzerini örten ve onu gizleyen bir unsur olarak düşünülebilir. Bu nedenle "gecenin eteği" ifadesi, gecenin her şeyi örtmesini ve görünmez hâle getirmesini anlatır. Aynı zamanda akşamdan geceye geçişin başlangıç aşamasını da ifade eder.
◽ Gecenin başlamasıyla birlikte daha önce gördüğümüz nesneleri artık göremez hâle geliriz; karanlık çevreyi kaplar ve her şeyi gizler. Böylece şiirin önceki bölümünde akşamın kızıllığı, ışığın azalması ve ufukların silinmesi anlatılırken bu noktadan itibaren karanlık ön plana çıkar. "Gecenin eteği her şeyi saklar." ifadesi, hem gecenin örtücü özelliğini hem de şiirde akşamdan geceye geçişi vurgulayarak sonraki bölümde anlatılacak karanlık atmosferin zeminini hazırlar.
İklim-i hayalâta bakan bir nazar-ı dûr
Hüzniyle doğar necm-i sema sâkit ü mahmur;
◽ "Necm-i sema, iklim-i hayalata bakan bir nazar-ı dûr hüznüyle sakît ve mahmur doğar." mısralarında Ahmet Haşim, yıldızın gökyüzünde belirişini tasvir etmektedir.
◽ Burada geçen "iklim-i hayalat" ifadesi, "hayaller iklimi" anlamına gelir. "İklim" kelimesi bu bağlamda ülke veya memleket anlamında kullanılmıştır. "Nazar-ı dûr" ifadesi ise görünüş itibarıyla isim tamlaması olsa da anlam bakımından sıfat tamlaması özelliği gösterir. Çünkü burada kastedilen "uzağın bakışı" değil, "uzak bir bakış"tır. "Nazar" kelimesi bakış anlamına gelir; gözün kendisini değil, bakma eylemini ve bakış biçimini ifade eder. Buna göre yıldız, hayaller ülkesine bakan uzak bir bakışın hüznüyle sessiz ve mahmur bir şekilde doğmaktadır.
◽ Şair, bu mısralarda yıldızın nasıl doğduğunu ve nasıl bir görünüm kazandığını anlatır. Burada geçen "necm-i sema", yani gökyüzünün yıldızı ifadesiyle kastedilenin, güneş battıktan sonra görünen ilk parlak gök cisimlerinden biri olan Çoban Yıldızı (Zühre, Venüs) olması mümkündür. Şair, yıldızın doğuşunu anlatırken onu doğrudan betimlemek yerine benzetmeye dayanan bir anlatım kurar: Yıldız, hayallerin ülkesine bakan uzak bir bakışın hüznüyle doğar.
◽ Burada özellikle "uzak bir bakış" ifadesi üzerinde durmak gerekir. Bir bakışın varlığından söz edebilmek için bakma eylemini gerçekleştiren bir gözün bulunması gerekir. Bu mısralarda gözün kendisi, gökyüzünde beliren yıldız olarak düşünülebilir. Yıldızlar küçük, yuvarlak ve ışıklı görünümleri nedeniyle göze benzetilebilir. Bu nedenle "necm-i sema", adeta gökyüzünde bulunan bir göz gibi tasavvur edilmektedir.
◽ Peki, bu göz neden uzak bir bakışa sahiptir? Uzak bakışla kastedilen, yalnızca fiziksel bir mesafe değil, aynı zamanda dalgın, düşünceli ve hüzünlü bir bakış da olabilir. Bu bakış, "hayaller iklimi"ne yönelmiştir. Peki, hayaller iklimi ile kastedilen nedir? Bu ifadeyi kesin bir anlamla sınırlandırmak güç olsa da insanın hayal gücünü harekete geçiren unsurlardan birinin gökyüzü olduğu söylenebilir.
◽ İnsan, özellikle gece vakti yıldızlarla dolu gökyüzüne baktığında hayallere dalabilir, çeşitli düşünceler geliştirebilir ve kendi iç dünyasına yönelebilir. Deniz, ırmak, su ve ateş gibi unsurlar da insanın hayal gücünü harekete geçirebilir. Ancak bu mısralarda ön plana çıkan unsur gökyüzüdür. Yıldız gökyüzüne ait olduğu ve orada belirdiği için "hayaller iklimi" ifadesinin gökyüzünü çağrıştırdığı düşünülebilir. Buna göre yıldızın hayaller iklimine bakması, gökyüzünün insanda uyandırdığı hayallere ve düşüncelere yönelmesi şeklinde yorumlanabilir.
◽ Bu bakışta anlam itibarıyla hüzün vardır. Hüzün, üzüntü ve kederin daha yumuşak bir biçimidir. İnsana maddi anlamda doğrudan bir rahatsızlık vermeyen, çok belirgin olmayan, daha çok kişinin iç dünyasını ve ruh hâlini yansıtan bir duygudur. Dolayısıyla burada söz konusu olan, yoğun ve keskin bir kederden ziyade, insanın bakışlarına yansıyan hafif ve derin bir hüzündür.
◽ Bu hüzünlü bakışa sessizlik ve mahmurluk da eşlik etmektedir. "Mahmur" kelimesi, günlük Türkçede bazen sarhoşlukla ilişkilendirilse de asıl olarak uykulu olma, uykudan yeni uyanmış olma ve uyku sersemliği hâlini ifade eder. Şairin yıldızı mahmur olarak nitelendirmesinin sebebi de bu olabilir. Çünkü yıldız henüz yeni doğmakta, yani gökyüzünde yeni görünmeye başlamaktadır. Sanki uykudan yeni uyanmış, henüz kendine gelememiş gibidir. Bu nedenle yıldız, mahmur, sessiz ve hüzünlü bir bakışa sahipmiş gibi tasvir edilmektedir.
◽ Yıldızın etrafında oluşturulan bu anlam dünyası, şiirin önceki mısralarında anlatılan hasta kadın imgesiyle de ilişkilendirilebilir. Çünkü burada tasvir edilen manzaranın, kadının bakışı üzerinden anlatıldığı düşünülebilir. Kadın, Ay'ın doğmasını beklemektedir. Şair, "O senin doğmanı bekler" derken Ay'a hitap etmektedir. Kadının Ay'ın doğmasını beklerken gökyüzüne baktığını varsayabiliriz. Ancak gökyüzünde ilk beliren gök cismi henüz Ay değildir; yıldızdır. Dolayısıyla kadın, Ay'ın doğmasını beklediği sırada gökyüzünde beliren yıldızı da görmektedir.
◽ Şair, bu manzarayı kadının bakışıyla ilişkilendirerek yıldızın doğuşunu hüzünlü, sessiz ve mahmur bir görünüm içinde tasvir ediyor olabilir. Böylece yıldızın mahmurluğu ile hasta kadının ruh hâli arasında bir münasebet kurulmaktadır. Kadının bekleyişi, yorgunluğu ve hüznü gökyüzündeki yıldızın görünüşüne yansıtılır. Bu açıdan bakıldığında yıldız, yalnızca gökyüzünde beliren bir ışık değil, aynı zamanda kadının ruh hâlini yansıtan bir imge olarak da değerlendirilebilir.
Bir mâilik üstünde yanar gizli ziyalar
Leylin bütün ezhârı semalarda açarlar,
◽ Bir maviliğin üstünde gizli ışıklar yanar. Gecenin bütün çiçekleri göklerde açarlar.
◽ Bu iki mısra arasında birbirini açıklama tarzında bir münasebet var. "Bir maviliğin üstünde" ifadesiyle kastedilen gökyüzüdür. Vakit artık akşamdır. Sema mavi olmaktan çıkmış, laciverte dönmüştür. Ancak henüz zifiri karanlık çökmemiştir; yine o mavilik varlığını belli belirsiz sürdürmektedir.
◽ Akşam vakti hava berrakken yıldızlar kendilerini hissettirir, ancak tam olarak görünmezler; belli belirsiz görünürler. Kastedilen şey budur. Gökyüzünde, bir maviliğin üzerinde gizli ışıklar yanar. "Yanmak" kelimesi, aydınlanmak, aydınlanmaya başlamak anlamında kullanılmıştır. "Ziya" ışık demektir. "Gizli ziyalar yanar" ifadesindeki "yanar" kelimesi, ışıkların belli belirsiz ortaya çıkmasını ifade eder.
◽ "Leyl" kelimesi şiirde ikinci defa geçiyor. Haşim'in şiirinde aynı imge farklı kelimelerle ifade edilir. "Şeb" Farsça, "leyl" ise Arapça gece demektir. Bunlar düşünülerek yapılmıştır. Şiirde kelimelerin yerlerini değiştiremiyoruz; mesela "dâmen-i leyl" olmuyor. Bu durum, şairin kelimeleri yerli yerinde, çok uygun bir şekilde seçip yerleştirdiğini gösterir.
Leylin bütün ezhârı semalarda açarlar,
Leylin bütün ezhârı, bütün ruh-ı ziyası;
◽ "Gecenin bütün çiçekleri" ifadesi tekrar edilmektedir. Bu tekrar, vurgu yapmak amacıyla kullanılmıştır. Şair, bu ifadeyi yineleyerek bütün yıldızları kastetmekte ve yıldız imgesini pekiştirmektedir. "Bütün ruh-ı ziyası" ifadesi ise "ışığın ruhu" anlamına gelir. Burada üzerinde durulması gereken nokta, ışığın ruhundan söz edilmesidir.
◽ Ruh, soyut bir kavramdır. Ahmet Haşim'in şiirlerinde tabiat unsurları temel imgeleri oluşturur. Bu unsurlar, adeta canlı ve ruh sahibi varlıklar gibi anlatılır. Şairin ruh kelimesini şiirlerinde zaman zaman kullanmayı tercih etmesi de bu anlayışla ilişkilidir.
◽ Peki, ruh nedir? Kısaca ruh, insanın maddi olmayan, gayb âlemine ait asıl varlığı olarak tanımlanabilir. Bedenin ötesinde düşünülen bir varlıktır. Ruh kelimesi, melekleri ifade etmek için de kullanılabilir. Bununla birlikte mecazi anlamda farklı kullanımları da vardır. Bir şeyin ruhundan söz edildiğinde o şeyin özü, aslı ve temel niteliği kastedilebilir.
◽Ahmet Haşim'in "ışığın ruhu" ifadesini kullanırken de bu anlamı kastettiği düşünülebilir. Nitekim Haşim'in şiirlerinde metafizik düşünceler ön planda değildir; şair, metafizik konulara derinlemesine girmez. Bu nedenle "bütün ruh-ı ziyası" ifadesiyle ışığın özü ve aslı anlatılmak istenmiş olabilir.