Dekolonizasyonun Yol Haritası
NUN Eğitim ve Kültür Vakfı ile Enstitü Sosyal öncülüğünde 11-12 Mayıs tarihleri arasında gerçekleşen "Dünya Dekolonizasyon Forumu" zihinlerin ve sistemlerin üzerindeki sömürgeci gölgeyi aralamak adına düzenlendi. Forum, küresel düşünce dünyasının en güçlü seslerini bir araya getirdi. Kemal Sayar'ın "zihni özgürleşme" vurgusundan Joseph A. Massad'ın sömürgeciliğin tarihsel köklerine dair analizlerine; Jeremy Scahill'in modern müdahale politikalarından François Burgat'nın Batı merkezli yaklaşımlara yönelik eleştirilerine kadar çok geniş bir perspektif bu forumda buluştu. Afua Hirsch'in kimlik ve miras üzerine yaptığı çarpıcı saptamalar geçmişin hesabını sormakla kalmadı; sömürge sonrası dönemde adaletin, bilginin ve vicdanın yeniden inşası için kapsamlı bir yol haritası çizdi.
◾ Enstitü Sosyal ile NUN Eğitim ve Kültür Vakfı'nın öncülüğünde 11-12 Mayıs tarihleri arasında AKM'de "Dünya Dekolonizasyon Forumu" gerçekleştirildi.
◾ Organizasyona pek çok farklı ülkeden; akademisyen, gazeteci, yazar aktivist katıldı. Forumun teması ismine de yansıdığı gibi "sömürgecilik" idi. Her türlü sömürüye karşı düzenlenen bu forum dekolonizasyon diğer adı ile sömürgesizleşme kavramı üzerinde duruldu.
◾ "Bilgi Üretimi ve Dolaşımının Sömürgecilikten Arındırılması" teması ile düzenlenen forumda pek çok oturum yer aldı. Fikriyat olarak forumda bulunan isimlerle önemli röportajlar gerçekleştirdik. Bu isimlerden ilki Siyaset Bilimci François Burgat oldu.
Konuşmanızda; "Filistin sömürgeciliği üzerine tarihsel bir analize ihtiyaç yok; yapmanız gereken sadece bugüne bakmak." ifadesinde bulundunuz fakat bu soykırımı görmezden gelenler var. Onlara buradan ne söylemek istersiniz?
François Burgat: Sömürgecilik gözlerimizin önünde duruyor. Biliyorsunuz, bazen bu durumu özetlerken İsrail anlatısının uzun zamandır bir mağduriyet anlatısı olduğunu söylüyorum; ancak Nazi zulmü gördüklerini temel alan bu söylem, artık bir üstünlük (supremasist) anlatısına dönüşmüş durumda. İşte durumu netleştiren temel fark da budur.
◾ Bazen insanlar Trump'ın Biden'dan, yeni Netanyahu'nun ise Rabin'den daha iyi olduğunu söylüyorlar çünkü aynı anlatıyı hiçbir ikiyüzlülük yapmadan, yüksek sesle ve açıkça dile getiriyorlar. Karşılarındakilere açıkça "Sizler karanlığın insanlarısınız, bizler ise aydınlanmanın insanlarıyız" diyorlar.
◾ Ancak belirli bir ölçüde, bu açıkça üstünlükçü söylem aslında kendi sonunun geldiğine işaret ediyor. Bu söylem artık işe yaramıyor ve eskiden mağduriyet söyleminin olduğu kadar etkili değil. Dolayısıyla bu durum, bir nebze de olsa iyimser olmak için geçerli bir nedendir. Beyaz üstünlükçülüğünün sonu yakın, ancak bunun ne zaman olacağını veya bu süreci uzatmak için daha ne kadar şiddete başvurulacağını henüz bilmiyoruz. Yine de doğru yönde ilerliyoruz.
Bizler için dekolonizasyonun önemi nedir?
Prof. Dr. Ayhan Çitil:
◾ Kolonileşmenin ve sömürgeleşmenin ne olduğunu biliyoruz. Meşhur bir postkolonyal dönem kavramı var; ülkelerin özgürleştiği, bağımsızlıklarını ilan ettikleri bir süreç. Başlangıçta bu dönemin yeterli olacağı düşünülmüştü ancak bugün anlıyoruz ki durum öyle değil. Ülkeler bağımsızlıklarına kavuşsalar da sömürgeci dönemden kalan tortular silinmiyor. O düşünüş biçimleri her yere sirayet etmiş durumda ve varlıklarını sürdürüyor.
◾ Forumda bilgi üretiminin dekolonizasyonu da konuşuluyor. Bilgi dediğimizde salt bir malumatı kastetmiyoruz; hakikate sadık bir kavramdan bahsediyoruz. Elbette herkes farklı kültürlerden gelip, kendisi kalarak hakikate yönelebilir, araştırmalar yapıp yeni fikirler ortaya koyarak bunları paylaşabilir. Bunun başımızın üstünde yeri var. Ancak göreceliğe kapı açan bir çoğulculuk o kadar da makbul değildir. Kuşkusuz herkes birbirinin kültürüne ve kimliğine saygı göstermelidir; fakat iş bilgi üretmeye geldiğinde, hakikati aramak her şeyin önünde gelmelidir.
Günümüzde sömürgecilik bitmiş gibi gözüküyor, bunu nasıl değerlendirirsiniz?
Birol Biçer:
◾ Klasik sömürgeciliğin belki sona ermiş olduğunu ama sömürgeciliğin farklı şekillerde etkisini sürdürmeye devam ettiğini görüyoruz. Özellikle sömürgecilik, klasik sömürgeciliğin geri kalmış ülkelerin ya da tırnak içinde "ilkel ülkeleri" ya da batıya göre medeni kabul edilmeyen toplulukların kaynaklarını, imkanlarını, servetlerini alıp taşıyarak onları tamamen sömürmek ve onları alt bir sınıf olarak konumlandırmak üzere uygulanan bir klasik sömürgecilik vardı.
◾ Bu belki şeklen bitmiş olabilir ama bunun bir mirası var ve bu mirasın etkileri hala dünyanın büyük bir kesiminde etkisini göstermeye devam ediyor. Öncelikle kültürel alanda sömürgecilik bitmiş değil, akademik alanda bitmiş değil, entelektüel alanda bitmiş değil. Hatta bilimsel alanda dahi bu yeni sömürgecilik diyebileceğimiz bir şey devam ediyor.
Dil üzerine nasıl bir dekolanizasyon gerçekleştirebiliriz?
Afua Hirsch:
◾ Dilin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu alanda akademisyen olmamın nedenlerinden biri, kendim hakkında kullandığım dilin çok sorunlu bir tarih tarafından şekillendirildiğini fark etmemdi. Ayrıca olaylara/nesnelere verdiğiniz isimlerin, kendinizi ve mirasınızı tanımlama biçiminizin, dünyada kendinizi nasıl gördüğünüz üzerinde çok derin bir psikolojik etkisi vardır. Bu nedenle, her şeyi doğru bir şekilde isimlendirmek ve sizi sömürgeleştiren veya kültürünüze dışarıdan belirli bir ön yargıyla bakan kişiler tarafından belirlenmeyen, bizzat sizin için anlam ifade eden bir dili geri kazanmak çok önemlidir. Bu yüzden, Afrika kökenli siyahi bir kadın olarak kendi bağlamımda yaptığım çalışmaların çoğu bu konu etrafında şekillendi.
◾ Üzerinde çokça düşündüğüm kelime ve dil aslında "Batı" mefhumuyla ilgili, çünkü bir sonraki kitabımın konusu da tam olarak bu. Batı fikrini gerçekten en ince ayrıntısına kadar inceliyorum. Batı medeniyeti, Batı ülkeleri ve Batı kültürü fikirlerini kullanma şeklimizi çok dikkatli bir şekilde sorgulamamız gerektiğini düşünüyorum. Esasen, Batı'nın var olduğuna inanmıyorum; orası aslında gerçek bir yer değil. Avrupa ve Amerika hakkında konuşabileceğiniz ölçüde, tarih ve kültür hakkındaki bu fikirlerin birçoğu aslında Arap ve Afrika ülkelerinden ve Asya'dan gelmiştir. Bence günümüzde Batı fikri esas olarak, Batı muhayyilesinin çoğunda şu sıralar Müslüman dünyası olan Doğu'da "tehditkar bir öteki" hissi oluşturmak için kullanılıyor. Yani bu kavram artık, diğer kültürlere ve ülkelere karşı ayrıştırıcı bir nefret ve kaygı hissetmemizi isteyen bu popülist liderler kuşağıyla birlikte kültürümüze geri döndüğünü düşündüğüm bir tür medeniyetler çatışması şeklinde, tehdit olarak algılanan "ötekilere" karşı silah haline getirilmiş bir biçimde kullanılıyor. Bunun dille başladığını düşünüyorum; buna gerçekten karşı durmalıyız çünkü eleştirmek gerçek anlamda bir çözüm değil. Bizim için daha anlamlı ve en önemlisi nesnel olarak daha dürüst olan yeni bir dil oluşturmalıyız.
Sinemada nasıl bir dekolanizasyon gerçekleştirebiliriz?
◾ Açıkçası dekolonizasyonu (sömürgesizleştirmeyi) sinemadan çıkarabileceğinizi düşünmüyorum. Yapmanız gereken şey, filmleri kendi merceğinizden çekmektir. Biliyorsunuz ki, sorunlardan biri, küresel olarak en çok izleyiciye ulaşan filmlerin Hollywood tarafından yapılmış olmasıdır ki bu bana göre Batı kültürünü bile tanıtmıyor, Amerikan dünya görüşlerinin ve değerlerinin çok spesifik bir versiyonunu teşvik ediyor. Üstelik, Amerika içindeki Afrikalı-Amerikalılar veya yerli Amerikalılar gibi azınlıklaştırılmış grupların bile hakkını teslim etmiş değil. Bu yüzden kendi platformlarımızı oluşturmalıyız. Kendi hikayelerimizi anlatmalıyız. Kendi filmlerimiz üzerinde söz sahibi olmalı ve kendi filmlerimizi biz üretmeliyiz. Dürüst olmak gerekirse, bir yazar olmanın yanı sıra sinemacılığa geçmemin nedenlerinden biri de budur; çünkü sinemanın, hala sömürgeci bir zihniyete sahip insanlara bırakılamayacak kadar önemli olduğunu düşünüyorum.