Dekolonizasyonun Yol Haritası
NUN Eğitim ve Kültür Vakfı ile Enstitü Sosyal öncülüğünde 12-13 Mayıs tarihleri arasında gerçekleşen "Dünya Dekolonizasyon Forumu" zihinlerin ve sistemlerin üzerindeki sömürgeci gölgeyi aralamak adına düzenlendi. Forum, küresel düşünce dünyasının en güçlü seslerini bir araya getirdi. Kemal Sayar'ın "zihni özgürleşme" vurgusundan Joseph A. Massad'ın sömürgeciliğin tarihsel köklerine dair analizlerine; Jeremy Scahill'in modern müdahale politikalarından François Burgat'nın Batı merkezli yaklaşımlara yönelik eleştirilerine kadar çok geniş bir perspektif bu dosyada buluşuyor. Afua Hirsch'in kimlik ve miras üzerine yaptığı çarpıcı saptamalar geçmişin hesabını sormakla kalmıyor; sömürge sonrası dönemde adaletin, bilginin ve vicdanın yeniden inşası için kapsamlı bir yol haritası çiziyor.
◾ Enstitü Sosyal ile NUN Eğitim ve Kültür Vakfı'nın öncülüğünde 12-13 Mayıs tarihleri arasında AKM'de "Dünya Dekolonizasyon Forumu" gerçekleştirildi.
◾ Organizasyona pek çok farklı ülkeden; akademisyen, gazeteci, yazar aktivist katıldı. Forumun teması ismine de yansıdığı gibi "sömürgecilik" idi. Her türlü sömürüye karşı düzenlenen bu forum dekolonizasyon diğer adı ile sömürgesizleşme kavramı üzerine duruldu.
◾ Dekolonizasyon; bir devletin, başka bir ülke veyahut halk üzerine kurduğu kontrolsüz otoriteyi veyahut baskıyı sona erdirmesi anlamına geliyor. İşte, forumun tam olarak amacı buydu; farklı ülkelerden gelen katılımcılarla uluslararası bir şekilde değerlendirmek ve ortaya koymaktı.
◾ Forumda "Filistin Meselesi"ne ayrıca yer verildi ve üzerine konuşmalar gerçekleşti. "Bilgi Üretimi ve Dolaşımının Sömürgecilikten Arındırılması" teması ile düzenlenen forumda pek çok oturum yer aldı. Fikriyat olarak hem katılımcı hem de dinleyici vasfımızla forumda bulunan isimlerle meseleye dair önemli röportajlar gerçekleştirdik. Bu isimlerden ilki Siyaset Bilimci François Burgat oldu.
SORU: "Filistin sömürgeciliği uzerine tarihsel bir analize ihtiyaç yok; yapmanız gereken sadece bugüne bakmak." Böyle bir ifadeniz mevcut, fakat buna bakıp da hala göremeyenler var. Onlara buradan ne söylemek ne mesaj vermek istersiniz?
Siyaset Bilimci François Burgat:
◾ Tabii ki tarihe gerek yok dediğimde şaka yapıyordum ancak işgal, sömürgeleşme önümüzde duruyor. Biliyorsunuz bazen durumu özetliyorum ve İsrail anlatısının uzun zamandır bir mağduriyet anlatısı olduğunu söylüyorum. İşleri netleştiren temel fark budur. Bazen insanlar Trump'ın Biden'dan, yeni Netanyahu'nun ise Rabin'den daha iyi olduğunu söylüyorlar. Neden? Çünkü ikiyüzlülük yapmadan aynı anlatıyı konuşuyorlar. Bunu yüksek sesle ve net bir şekilde söylüyorlar.
◾ Siz karanlığın halkısınız, biz ise aydınlanmanın halkıyız diyorlar. Dolayısıyla, bir dereceye kadar bu üstünlükçü, söylem onun sonuna işaret ediyor. Artık işe yaramıyor. Mağduriyet söyleminin olduğu kadar etkili değil. Bu, en azından bir dereceye kadar iyimser olmak için bir neden. Beyaz üstünlüğünün sonu yakın ama ne zaman olduğunu bilmiyoruz ve onu uzatmak için ne kadar şiddetin seferber edileceğini de bilmiyoruz. Fakat doğru yönde ilerliyoruz.
SORU: Bizler için dekolonizasyonun önemi nedir?
Prof. Dr. Ayhan ÇİTİL:
◾ Kolonileşmenin, sömürgeleşmenin ne olduğunu biliyoruz. Meşhur bir post-kolonyal dönem lafı var; bir şekilde ülkelerin özgürleştiği, bağımsızlıklarını ilan ettikleri bir süreç. O dönemin aslında yeterli olacağı düşünülmüştü bir şekilde. Anlıyoruz ki bu durum öyle değil. Çünkü ülkeler bağımsızlıklarına da kavuşsalar, o sömürgeci dönemden kalan tortular gitmiyor. O düşünüş biçimleri her yere sirayet etmiş, onlar bu şekilde varlığını sürdürüyor.
◾ Mesela Türkiye olarak işgal görmemiş, sömürgecilik görmemiş bir ülke olarak kendimizi görüyoruz ama aslında başka bir açıdan da öyle değil. Bizim neredeyse şizoid bir durumumuz var; bir toplum içerisinde iki millet yaşıyor. Bu hakikaten bir başka açıdan kolonizasyonla ilgili. Bir şekilde kendimize gelip kendimiz olarak, bir 'biz' olarak var olmayı başarabilmemiz için dekolonizasyon sürecinden biraz geçmemiz gerekiyor.
◾ Ama burada bir şey söyleyeceğim, o önemli; belki bir eleştiri olarak da kabul edilebilir. Çoğulculuk fikrine, pluralizm fikrine çok kapılmamak lazım. Bilgi üretiminin dekolonizasyonu burada konuşuluyor. Bilgi dediğimizde bir malumatı kastetmiyoruz, hakikate sadık bir şeyden bahsediyoruz. Dolayısıyla herkes farklı kültürlerden de gelse kendisi olarak hakikate yönelse, araştırmalar yapsa, bir şeyler ortaya koysa ve onları paylaşsa bu yapılanların başımızın üstünde yeri var. Ama göreceliğe kapı açan bir şekilde bir çoğulculuk o kadar da makbul bir şey değil. Herkes birbirinin kültürüne, kimliğine saygı göstermeli ama iş bilgi üretmeye gelince hakikat arama her şeyin önünde gelmeli diye düşünüyorum.
SORU: Günümüzde sömürgecilik bitmiş gibi gözüküyor, bunu nasıl değerlendirirsiniz?
Birol Biçer:
◾ Klasik sömürgeciliğin belki sona ermiş olduğunu ama sömürgeciliğin farklı şekillerde etkisini sürdürmeye devam ettiğini görüyoruz. Özellikle sömürgecilik, klasik sömürgeciliğin geri kalmış ülkelerin ya da tırnak içinde "ilkel ülkeleri" ya da batıya göre medeni kabul edilmeyen toplulukların kaynaklarını, imkanlarını, servetlerini alıp taşıyarak onları tamamen sömürmek ve onları alt bir sınıf olarak konumlandırmak üzere uygulanan bir klasik sömürgecilik vardı.
◾ Bu belki şeklen bitmiş olabilir ama bunun bir mirası var ve bu mirasın etkileri hala dünyanın büyük bir kesiminde etkisini göstermeye devam ediyor. Öncelikle kültürel alanda sömürgecilik bitmiş değil, akademik alanda bitmiş değil, entelektüel alanda bitmiş değil. Hatta bilimsel alanda dahi bu yeni sömürgecilik diyebileceğimiz bir şey devam ediyor.